Yalova’daki ağaçlar yeni ‘İSKİ’ mi olacak?

SHP 1989’de yakaladığı başarıyı İSKİ skandalı nedeniyle eritti. Aradan yıllar geçti ama bu izler, CHP döneminde de silinmedi. Daha doğrusu sosyal demokratlara yapıştı. O günden bu yana sandık ne zaman ortaya çıksa ya da bir yolsuzluk tartışması gündeme gelse ülkeyi, İstanbul’u yönetenler ‘İSKİ” pilavını ısıttı. Sanki kendileri sütten çıkmış ak kaşıkmış gibi...
Yalova’da iyi bir performans sergileyerek iki kez sandıktan zaferle çıkan CHP’li Vefa Salman’ın kestirdiği o çınarlar da işte bu türden bir olay. Yani yapışkan. Nitekim yapıştı da... Gezi Parkı, havalimanı ya da 3. köprü uğruna kesilen ağaçları görmezden gelenler ne diyor:
“Atatürk’ün dal kesilmesine bile izin vermediği Yalova’ya 100 katı ağaç dikeceğiz. CHP’nin ayıbını örteceğiz.”
Bu, gerçekten CHP adına çok sıkıntılı bir durum. Hele de her fırsatta ne kadar çevreci olduğundan dem vuran başkan Vefa Salman için... Çünkü onun Yalovalıların yanı sıra UNESCO’yu da ikna etmek gibi bir sorunu daha var. Şöyle ki; seçimden önce ağaçlar önünde poz verip “Bir tanesini bile kestirmem” diyen başkan, Atatürk’ün dal kesmemek için yürüttüğü köşkü Dünya Kültür Mirası listesine aldırmak için çalışıyor. Dahası önümüzdeki 5 Haziran Çevre Günü’nde Yalova’da uluslararası bir etkinlik düzenlemeyi planlıyor. Bunun için de Yalova’ya gönül verenler ve belediye yetkililerinin katlımıyla bir çalışma grubu oluşturulmuş.. Hatta geçen hafta sonu da Yalova’da toplantıları vardı. Ancak, kesilen çınarlar nedeniyle pek konuşan olmamış. O toplantıda bulunan eski bürokrat, emekli ataşe, Metin Erdoğan şöyle diyor:
“Ağaçların kesilmesi, ekipte psikolojik bozukluk yarattı. Ama ben haftaya yine Yalova’dayım, çünkü, bundan ders çıkarmamız gerektiğini ve Türkiye’deki diğer ağaçları kurtarmak için fırsat olduğunu düşünüyorum. Çinlilerin ‘her kriz bir şans olabilir’ diye bir sözü vardır.”
Ne dersiniz olabilir mi?..

Avuç içi çıkmazı

Sağlıkta devrim olarak nitelendirilen avuç içi tarama sistemi ‘Biyometrik kimlik doğrulama’ uygulaması arapsaçına döndü. Çünkü, Danıştay kararıyla durduruldu denilen uygulama hâlâ, bir çok özel hastane ve sağlık merkezinde devam ediyor. Cihazlar elimizde kaldı diyen bazı özel hastaneler ise SGK aleyhine dava açmaya hazırlanıyor. Bu arada da 20 milyon kişinin sağlık bilgilerinin özel şirketlerin eline geçtiği iddiaları var. Açıkçası her kafadan bir ses çıkıyor. Peki bu işin sorumlusu kim? İşte bir tek o konuda “çıt” yok...
Proje gündeme geldiği andan itibaren karşı çıkan, Türk Tabipler Birliği eski Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan, gelinen noktayı şöyle değerlendiriyor:
“Aslına bakarsanız bundan çok önce İstanbul Valiliği İnsan Hakları Komisyonu biyometrik sistemin kullanılmamasına karar verdi. Ama bu hiç uygulanmadı. Maalesef insanların biyometrik verileri de dağıldı. Bunun riskleri çok fazla, örneğin, bu veriler kişinin işe alınmasını engeller ya da erken emekli edebilir. Sigorta şirketleri kişinin sağlık durumuna göre primini ayarlar, sigorta yapar ya da yapmaz. Bu bilgiler gerekirse bir tehdit unsuru olarak da kullanılabilir. İlaç şirketleri de pazarlamalarını, promosyonlarını bu veriler ışığında ayarlar.”

‘Diyarbakır’a kendi isteğimle atanmadım’

Güneydoğu’da görev yapan hâkim, savcıların en büyük sorunu güvenlik ve eş durumundan atamalar. Çünkü, eşlerin, özellikle de öğretmenlerin merkezden çok uzakta görevlendirilmeleri söz konusu. İşte hâkim ve savcıların ortak paylaşım sitesi “adalet.org”a Diyarbakır’dan yansıyan bir örnek:
“2013 yılı yaz kararnamesi ile Diyarbakır Hâkimliği’ne atandım. Öğretmen olan eşim ise Diyarbakır’a 75 kilometre uzaklıktaki Silvan Halk Eğitim Merkezi’nde sınıf öğretmeni olarak görevlendirildi. Bin bir güçlükle il merkezine aldırdık. Bu öğretim yılı başında da görevlendirilmenin yenilenmesi için yine başvurduk. Ancak başaramadık... Gerek ilçenin uzaklığı, gerekse Diyarbakır’da yaşanan olaylar ve mesleki risklerimiz nedeniyle eşimin görev yerine gitmesinin imkânsızlığını Milli Eğitim Müdürü’ne bizzat iletmeme rağmen il merkezinde yakın mesafede ihtiyaç olmadığını öğrendim. Çünkü açıklar ücretli öğretmen ve diğer atamalar yoluyla kapatılmış. Ben Diyarbakır’a kendi isteğim ile atanmadım. Eşim de benim atamam üzerine doğal olarak benim bulunduğum şehire tayin istedi.”
Dün konuyla ilgili Diyarbakır Adliyesi’ni aradık. Öğrendik ki, Hâkim Bey’in eşinin merkeze alınma işlemi iki hafta önce nihayet gerçekleşmiş. Ama bölgede buna benzer ve hâlâ çözülemeyenler de varmış...