Yargıdaki ‘kendini örten’ FETÖ’cüler

15 Temmuz hain darbe girişiminden bu yana Fetullahçı Terör Örgütü’yle yapılan mücadelede önemli mesafeler kat edildi. Geldiğimiz nokta itibarıyla FETÖ’nün çok önemli güç kaybına uğradığı ve bunun da devlet faaliyetlerinde, devlet yapısında pozitif bir durum ortaya çıkardığı açık. Özellikle de Silahlı Kuvvetler, emniyet teşkilatının operasyonları ile istihbarat ve yargıda. Nitekim TBMM’de devam eden Plan ve Bütçe Komisyonu toplantılarında da her bakanlık sırayla 2020 yılı bütçe sunumunu yaparken bu konudaki son rakamları ve gelişmeleri de veriyor. Bu bağlamda da hafta başında Adalet Bakanı Gül sunum yaptı ve “15 Temmuz’dan bu yana meslekten çıkarılan hâkim ve Cumhuriyet savcısı sayısı 3 bin 926’dır” dedi. Yani yargıda da ciddi anlamda bir temizlik söz konusu. Ancak bu tam anlamıyla örgüt deşifre edildi anlamına gelmiyor. Hele de kendini örten FETÖ’cülerin varlığı ve derinden faaliyetlerini sürdürdüğü iddiaları dikkate alındığında. Nasılını Hava Kuvvetleri Komutanlığı eski başsavcısı, emekli Albay Ahmet Zeki Üçok anlatıyor:

“Keşke bitse ama bu 3 bin 926 rakamı ne yazık ki yargının tamamen FETÖ’den temizlendiğini göstermez. 2014 yılı HSYK seçim sonuçlarını bile incelesek en az bugün 2 bin 200 civarında FETÖ mensubu ya da FETÖ sevenlerin yargı bünyesinde görev yapmaya devam ettiğini görürüz.”

Nasıl?

“2014 seçimlerinde yargı FETÖ’cüler ve Yargıda Birlik Platformu diye ikiye bölünmüştü. Neredeyse bütün oylar blok halinde verildi ve FETÖ’cülerin dışında kalan Atatürkçü, sağcı solcu, muhafazakâr, dindar bütün yargı mensuplarının bir araya geldiği platform ancak göğüs farkıyla seçimi kazandı. Dolayısıyla, FETÖ’cülerin aldığı toplam oylardan atılanları çıkarırsanız, geride kalanlar yargının içerisinde hâlâ devam ediyor. Yani 2014’te bu rakam 7 bine yakındı; 3 bin 900 çıkardığımızda, sanki yeni hiçbir FETÖ’cü girmemiş gibi hesaplasak dahi 2 bin 200 diyoruz. Kaldı ki bu atılanlar içinde 2014 yılından sonra 2015’te, 2016’da darbe olmadan önce girenler de var. O atılanları çıkarırsak, bu rakam 2 bin 500-3 binlere falan varıyor.”

Bu durumda yargıda temizlik için ne yapılması lazım?

“Birincisi, TSK’da da çok işe yarayan ve 15 bine yakın, hiç kimsenin bilmediği, darbeye fiilen katılmamış FETÖ üyesini tespit eden ankesörlü, sabit hatlar telefon uygulamasının mutlaka yargıda, emniyette ve MİT’te de uygulanması lazım. İkincisi, özellikle FETÖ üyeliği için esas delil sayılan bazı şeyleri itibarsızlaştırmaya dönük mahkeme kararları ve bu kararları verenlerin mutlaka gözden geçirilmesi lazım. Çünkü tutarsız kararlar FETÖ’cüleri korumaya, örtmeye yönelik faaliyetler.”

Peki, ya yanıt verilmeyen Fetullah Gülen’i iade talepleri ve şimdilerde dillendirilen Türk vatandaşlığından çıkarılma konusu? Üçok devam ediyor:

“Bütün uluslararası sözleşmelerde, bu suçluların iadesi olsun, suçluların yargılanması olsun, hep vatandaşlık temel alınarak karşılıklılık ilkesi yerine getiriliyor. Dolayısıyla, Türk vatandaşı olmayan birisini hiçbir ülke zaten iade etmiyor, şimdi bir de bunu gerekçe yaparlar. Ya da siz Türk vatandaşlığından çıkardınız, o da Alman vatandaşı oldu diyelim, Almanya bu sefer bunu size asla vermez. Vatandaşlıktan çıkarmak hukuki olarak elinizi zayıflatır bu iade işlemlerinde.”

Fetullah Gülen ABD vatandaşı falan olmuş olabilir mi?

“ABD ve AB ülkeleri birçoğunu özellikle mülteci olarak kabul etti. Bir süre sonra vatandaşlığa geçirmek için gerekli koşullar gerçekleşecektir yani. Aşama aşama oluyor bu. O aşamaya gelirse de o ülkenin vatandaşı olacaklar. Şu andaki pozisyon itibarıyla birçoğu Türk vatandaşı görünüyor. Türk vatandaşlarının da Türkiye’deki işlediği suçlarla ilgili bizim uluslararası anlaşmalardan doğan haklarımız var. Dolayısıyla, bu hakları kaybetmemek açısından vatandaşlıktan çıkarılmanın en azından birkaç yıl daha uygulamamanın doğru olacağını değerlendiriyorum.”