Yoklama değil ‘YÖK’leme...

Gezi Parkı olaylarında gençlerin mesajını alan(!) iktidarın önlemleri devam ediyor... 12 Eylül askeri darbesinin ürünü YÖK’ün disiplin yönetmeliğinde yapılan değişiklik uyarınca üniversitede bildiri dağıtan okuldan uzaklaştırılacak. Hakkındaki soruşturma bitene dek de dönüş yok. Bildiri yemek ya da harçlarla ilgili olsa bile.
Değişikliklerin mantığı orta öğretim yönetmeliklerine de yansımış durumda. Örneğin bundan böyle mazeretsiz olarak iki gün üst üste okula gelmeyen öğrencinin kapısına sınıf öğretmeniyle birlikte muhtar dayanacak. Devamsızlık yapan öğrencinin velisini uyarmak tamam da muhtarın işlevini anlamak zor..Üstelik de internet ya da cep telefonundan mesaj gibi çağdaş yöntemler varken ve uygulanırken...
Bu gelişmelerin birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini savunan Eğitim-Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız, “Gezi” sendromu yaşayan iktidarın, öğretmen ve öğrencinin yanı sıra veli üzerinde oluşturacağı baskıyla bir kontrol toplumu yaratmak istediğini söylüyor..

Binlerce soruşturma
Yıldız’a göre bu korku ve baskının asıl göstergesi okul yöneticileri ve öğretmenler hakkında süren soruşturmalar. Çünkü; sadece Ankara’da soruşturma geçiren öğretmen sayısı bini geçmiş durumda. Binlercesi de yolda. En vahimi de gençler hakkında işlem yapılmayacak denilmesine rağmen, okul idarecileri ve öğretmenlere yöneltilen “Neden cezalandırmadınız” sorusu. Bu soruya muhatap kalan bir Anadolu Lisesi müdürünün görevinden alınarak öğretmen olarak başka bir okula sürgün edildiğini belirten Yıldız, “Demek ki, bu sözler o günü rahatlatmak için söylenmiş” diyor. Soruşturmalar ve yöneltilen sorular nedeniyle bütün öğretmenlerin psikolojilerinin altüst olduğunu belirten Yıldız, şöyle devam ediyor:
“Çünkü sadece suçlananlar değil, o okuldaki diğer öğretmenler de ifadeye çağrılıyor. Onlara da soruşturma geçiren öğetmenlere yönelik suçlamalar anlatılarak, siz ne diyorsunuz, bilginiz var mı? diye soruluyor. Herkes birbiriyle ilgili ifade vermekte zorlanıyor. Açıkçası okulda terör estiriliyor.”

Dişlerimizi sıkıyoruz
Uyurken diş sıkma hastalığı olarak bilinen Bruksizm, sıkıntı, öfke ve çatışmanın bedendeki yansıması. Ve huzursuz yaşamın işareti. Belirtisi, sabahları çene ve diş ağrısıyla uyanmak. Önlem alınmadığı takdirde de dişlerde hasardan çene kemiği ve eklem kayıplarına kadar ciddi riskler sözkonusu. Bruksizmin baş nedeni ise stres... İş ya da evdeki olumsuzluklar, ekonomik sorunlar, trafik, sınav kaygısı...
Nedense(!) son dönemde ülkemizde çok yaygın. Bu konuda sağlıklı bir istatistiki veri yok ama, dişçilere gelen şikayetlerin başında bu var. Diş hekimi Prof. Haşim Gür şöyle diyor:
“Her dönemin stres faktörü farklı. Eskiden döviz kurlarındaki dalgalanmalar etkilerdi, şimdi de yüksek çalışma temposu, zorlaşan geçim ve çıldırtan trafik ön sıralarda. Hastalığın etkisi kişiden kişeye değişiyor. Çünkü herkesin çene kası ve dolayısıyla sıkma gücü farklı. Ancak, çeneye binen yükün kolumuzla bile zorla kaldıracağımız ağırlıkta olduğunu söyleyebiliriz.”

Yoklama değil ‘YÖK’leme...

- Üniversite asistanlarının (araştırma görevlileri) doktoralarını tamamlamalarının ardından işten atılmalarına yol açan 50d maddesi can yakmaya devam ediyor. Güya bilimsel kaliteyi yükseltmek amacıyla YÖK tarafından savunulan 50d maddesi en nitelikli asistanların siyasi amaçlarla tasfiyesi için kullanılıyor. Bugün saat 12.00’de Beyazıt Kampüsü’nde basın açıklamamız var. İ.Ü. Araştırma Görevlileri Temsilciler Kurulu
- Son dönemde Sinop ve Mersin’de yaklaşık 10 bin megavat gücünde iki enerji santrali için anlaşmalar yapıldı ve tartışmalar hızlandı. Genel olarak tartışmaların ekseni çevresel sebeplerden dolayı santrallerin yapılıp yapılmaması durumu. Santralin yapılıp yapılmaması ayrı bir tartışma konusu. Ancak ihtiyacımıza cevap verip vermediği hiç gündeme getirilmiyor. Y. Doç. Dr. M.Cihat TUNA