Futbolumuz Ne Kadar Eder?

19 Temmuz 2019

Futbolumuz her yıl sportif anlamda bence bir kısırdöngü ile debelenirken, Kulüpler katlanarak büyüyen borç batağının içinden çıkmaya çalışıyor. Yakın vadede buradan bir kurtulma umudu olmadığı gibi ana gelir kapısı durumundaki “maç yayını” kaleminin yayıncı kuruluşun hesabı döndürememesi nedeniyle bir sonraki dönemde bu paraları verecek bir yapının olmama tehdidi de kapıda görünüyor.

Buralara neden geldik ve nasıl kurtuluruz?

Digiturk’un 2016’da toplam üye sayısı 3.150.000 adetken, 2018’in 4. Çeyreğinde bunun da 2.610.000 sayısına düşmesi ve yeni sezonda üç aşağı beş yukarı bu kadar abone ile yola devam edileceğinin beklenmesi yayıncı kuruluşun yükümlülüklerini yerine getirememesinin başlıca nedeni olmuştur. (**)

Yayıncı kuruluş neden abone sayısını arttıramadı, sorusunun cevabını ararken elbette onun yayın içeriğini beslediği unsurların da burada etkili olduğunu söylemeden geçemeyiz. Ürünün hangi pazarlama araçlarıyla piyasada tüketiciye sunulacağı bir profesyonelliktir. Ülke gerçekleriyle pazarlama stratejilerinin birbirlerini etkileyen unsurlar olduğunu mutlaka akılda tutmak gerekir; ancak meseleye sadece ülke gerçekleri çerçevesinden bakmak da artık bugünü kurtaramıyor.

“Futbolun yorumu” dediğimiz unsurun ülkede magazinel bir olguya dönüştürülmesi onu değersizleştirmektedir.

Bugün ekranlarda yorumcu olarak oturan ve pastadan büyük paralar alan kişilerin işin teknik taktik boyutunun çok çok altında kalan karanlık tarafına odaklanarak yaptıkları değerlendirmeler ürünü satın alan kişi için artık bir anlam ifade etmemektedir.

Premier Lig ile Süper Lig kıyaslaması sadece bir tarafta büyük paraların getirdiği konfor sayesinde yetenekli teknik direktör, yıldız futbolcu bolluğu ile açıklanamayacak kadar artık karmaşık bir hal almıştır. Bu karmaşıklığı anlamaya, çözümlemeye, kritiğini yapmaya çalışan yorumdur ilginç olan.

Önceki yıllarda 20 yıl başkanlık yaptığı için artık bırakması gerektiği yönünde Aziz Yıldırım değerlendirmesi yapan medyadaki yorumcuların bir kısmının ironik bir şekilde eleştirdikleri kişiden iki misli süre görev başında olmaları bu ülkenin en trajikomik durumlarından biridir.

Yazının devamı...

3 Temmuz’un Maliyeti

3 Temmuz 2019

3 Temmuz’un ne olduğu ve futbolumuza ne yaptığını biraz da finansal verilerle okuyalım. Malum günümüzde en temel belirleyici etken o oldu.

13.02.2009 tarihinde Hürriyet’te yayınlanan bir haberle başlayalım önce; okuyalım:

Deloitte, küresel düzeyde futbol kulüplerinin gelirlerini incelediği geleneksel “Futbol Para Ligi” araştırmasını yayınladı. Rapora göre, dünyanın en çok gelir elde eden futbol kulübü Real Madrid olurken, Türkiye’den ilk kez Fenerbahçe ilk 20 kulüp arasına girmeyi başardı. Fenerbahçe yıllık 111.3 milyon Euro tutarındaki geliri ile 19’uncu sırada yer aldı.

Yönetim Kurulu Üyesi Ali Koç, Fenerbahçe’nin Deloitte’nin sıralamasına girmesinin hiçbir şekilde tesadüfi olmadığını belirtti. Koç, şöyle konuştu: “Fenerbahçe’nin Deloitte’un araştırmasında dünyanın en zengin 20 takımı arasında gösterilmesi çok sevindiricidir. Futbol artık ulaştığı finansal büyüklük ile tüm dünyada önemli bir endüstri haline gelmiştir. Fenerbahçe de vaktinde gerçekleştirdiği uzun dönemli planlama ile tüm stratejik adımlarını, büyüme planlarını bu doğrultuda kurgulamış ve kurumsallaşma önceliğini gerçekleştirmiştir. Fenerbahçe’nin bu sıralamaya girmesi uzun vadeli düşünülerek hazırlanmış bir aksiyon planının hepimizi çok sevindiren ve gururlandıran bir sonucudur. Bu süreçte yaratılan Fenerbahçe markası ile oluşan lisanslı ürün gelirleri, yenilenen stadyum ile artan yıllık kombine geliri başta olmak üzere daha fazla mecrada oluşan sponsorluk ve naklen yayın gelirlerinin de artmasıyla söz konusu finansal büyüklüğe ulaşılmıştır. Fenerbahçe’nin sportif başarı hedefini her zaman en önde tutmaktayız. Artan gelirlerimizle Fenerbahçe’nin daha önemli başarılar elde edeceğine güvenimiz tamdır.”[1]

Fenerbahçe 3 Temmuz’un arifesinde Avrupa’nın ilk 20 büyük ekonomisine sahip kulübünden biri olmuştu ve her sene biraz daha büyüyordu. Belki bu birkaç sene içinde Şampiyonlar Ligi’nde daha büyük başarılara dönüşecek, Türkiye puanlar kazandıracak, lig ikincisinin de direkt katılım hakkı olacak hatta üçüncü takımı zorlayacaktı. Böylece Türkiye’nin UEFA’dan her sene önemli bir girdisi sağlanacaktı. 40-50 milyonları değil, 100-125 milyon euroları konuşuyor olacaktık.

Soruyu şöyle soralım.

Bu finansal büyüklük, Türkiye’ye dışarıdan para girişi sadece Fenerbahçe’yi mi büyütürdü yoksa bir kaç sene içinde bu girdi başka araçlara da yönelip, Türkiye içindeki rekabeti canlandırarak diğer kulüpleri de içine dahil eder miydi?

Bugün bu sorunun cevabını herkes rahatlıkla verebilecek durumdadır.

Yazının devamı...