Evlilikte Aşkı Korumanın Yolları

15 Kasım 2018

Bu başlığı okuyan bazı kişiler evlilik ve aşk kelimelerinin bir arada kullanılmasını hafif bir tebessümle karşılayabilir. “Evlilik aşkı öldürür” hepimizin zihinlerine ve ruhlarına yıllardır kazınmış bir cümledir çünkü. Bu noktada, aşkı heyecan ve tutku duygularından ayrı değerlendirmek gerekir. Zira o midede kelebeklerin uçuşması, iştahtan kesilme halleri daha çok heyecan ve tutku ile ilgilidir. Aşk ise belli zamanlara hapsedilemeyecek, çok daha derin ve anlamlı bir duygudur.

İki kişi aşık olarak evlenmişse, evliliğe adım atarken aşklarını korumak için neler yapmaları gerektiğini de konuşmalı ve hatta planlamalılar. Evet, belki diyeceksiniz ki, iki taraf da güzel duygular içindeyse bu plan/programa ne gerek var? Gereklilik nedenlerinin en başında, evlilik kurumuna dair algının tekdüzelik, stabilite, rutin, kurallar, karı-koca yükümlülükleri gibi sınırlayıcı, duygu barındırmayan ve hatta sıkıcı sayılabilecek çağrışımlardan oluşmasıdır. Eğer çift, evliliklerinin en başında kendilerine özgü evlilik tanımlarını yaparlarsa; kuralların ve başkaları tarafından çizilmiş çerçevenin içine hapsolmazlarsa, duygularının canlı kalmasına da olanak tanımış olurlar. Bunu yapabilmek için elbette açık, şeffaf, samimi bir iletişim olmazsa olmazdır.

Açık iletişim yakınlığın temel taşıdır. Birbirlerine yakın hisseden çiftler, kalabalıklar içinde bile gözleriyle anlaşır; isteklerini, hayallerini çekinmeden paylaşma konforları vardır. Yakınlık da aşkın sürekliliğini sağlar.

Evlilik sadece bir kuruma şartsız koşulsuz itaat değildir. İki kişinin oluşturduğu, sadece onları ilgilendiren, ikisinin hem ortak, hem de bireysel mutluluğunu gözeten bir ortaklıktır. Kendi iletişim dillerine sahip, birbirlerinin mutluluğunu ve huzurunu önemseyen, ortak paylaşım alanlarını ihmal etmek bir yana, zenginleştirmeyi hedefleyen çiftlerin duyguları her geçen gün daha da kuvvetlenir.

Kliniğime danışmanlık almak için başvuran çiftlerin çoğundan şunu duyarım: “Ben eşimi seviyorum, değer veriyorum ama o bunu görmüyor, anlamıyor!”. Ben de bunun üzerine, eşine döner ve ona sevildiğini ve değer gördüğünü hissetmesi için nelere ihtiyacı olduğunu sorarım. Böylelikle, aslında her iki kişi için sevildiğini hissetmenin bambaşka davranışlarla ilgili olabildiğini vurgulamış oluruz. Aşkı korumanın en önemli yollarından biri de budur; yani, kendisi için öyle olmasa bile eşini mutlu edecek şekilde sevgisini göstermektir.

Evliliklerde aşkı korumanın önemli yollarından biri de “birey” olmayı bırakmamaktır. Her konuda olduğu gibi ilişkilerde/evliliklerde denge unsuru önemlidir. Biz olalım derken, kişiler kendi benliklerini, varlıklarını devre dışı bırakırlarsa, ilişki de bir süre sonra cazibesini kaybeder. Her iki kişinin de eş olmak haricinde kendilerine ait bir varlık alanı (meslek/hobi/hedefler/üretkenlik) olduğunda, bu hem kendileri, hem de ilişkileri için faydalıdır. Bu sayede, her iki kişi de birbirlerine daha çok saygı ve hayranlık duyabilecek ve bu hayranlık da aşklarını besleyecektir.

Aşkı korumanın elbette pek çok irili ufaklı reçetesi yapılabilir, ancak ben bu yazımda en temel olan noktalardan söz etmeye çalıştım. Görünüşe göre, aşkın yolu özenden ve emekten geçiyor, siz ne dersiniz?

İyi dileklerimle,

Yazının devamı...

İlişkinize Bağlı mı, Bağımlı mısınız?

25 Eylül 2018

Gerçek sevgi ilişkisinin tanımını yapmak gerekirse, iki tarafın birbirine güven ve saygı duyduğu, birbirini karşılıklı olarak kabul ettiği bir beraberliktir diyebiliriz. Birini içten ve saf biçimde sevebilmek için önce kendinizi kabul etmeli ve sevmelisiniz. Böylelikle karşınızdaki kişiye aktarabileceğiniz bir sevgi hazneniz olur. Eğer kendi ruhsal dünyanızda çözümleyemediğiniz noktalar varsa, kendinizi değerli hissetmiyorsanız, sevilmeye değer olduğunuzu düşünmüyorsanız, beraber olduğunuz kişiyi de doyurulmamış ihtiyaçlarınızı karşılayan bir figür gibi algılarsınız. Bu algı da sizi partnerinizden sevgi ve onay alma davranışlarına sürükler. İlişki kaygan bir zemindir size göre ve hiçbir zaman kendinizi güvende ve emniyette hissetmezsiniz. Her an onu kaybedecekmiş gibi hissedersiniz ki bu da sizi sürekli bir kaygı dünyasına hapseder. Bu kaygı ile beraber aşağıdaki davranışları sergiliyorsanız aslında konunun kendinizle ilgili olduğunu düşünebilirsiniz.

Doyurulmamış bir sevgi ihtiyacını kendi kendinize tedavi etmeniz çok güçtür. Bir terapi süreci ile, psikolog yardımı alarak, kendi mutluluğunuzun temelini kendi içinizde oluşturabilir ve böylelikle kimseye bağımlı olmadan, karşınızdaki kişiyi daha gerçekçi biçimde değerlendirebilir, mutlu, huzurlu ve doyumlu bir beraberlik yaşayabilirsiniz.

Bağımlı bir ilişkinin göstergesi olabilecek davranışlar

Partneriniz başka kişilerle zaman geçirdiğinde kıskançlık hissediyorsanız..

Daha önce yaptığınız ve keyif aldığınız etkinliklerden, partnerinizle daha çok vakit geçirmek amacıyla tamamen vazgeçiyorsanız..

Arkadaşlarınızla, ailenizle görüşme planlarınızı sadece partneriniz istiyor diye hemen iptal edebiliyorsanız..

Partnerinizin diğer kadın/erkekler tarafından her an alınabileceğine dair bir kaygı yaşayıp, partnerizi aşırı sahipleniyorsanız..

Partnerinizi mutlu etmek adına kendi inanç sisteminizi, tuttuğunuz takımı, siyasi görüşünüzü değiştiriyorsanız..

Yazının devamı...

Kadınlarda Orgazm Bozukluğu

21 Eylül 2017

Kadınlarda orgazm, cinsel hazzın tepe noktasıdır. Klitoris ve vajinada bulunan sinir uçlarının beyinle etkileşimi sonrasında, vajinada ritmik atmalarla beraber tüm bedende hissedilen, kısa süreli bir deneyimdir. Yeterli fiziksel ve psikolojik cinsel uyarılma gerçekleşmesine rağmen orgazm yaşanamıyorsa o zaman orgazm bozukluğundan söz edebiliriz.

Nedenler

Önsevişme süresinin, uyarılmanın kısa ve/veya yetersiz olması: Orgazmı zorlaştıran önemli bir unsurdur. Orgazm için gerekli uyarının niteliği ve miktarı kadından kadına değişir. Çoğu kadın orgazm olabilmek için klitorise yapılacak uyarıya da ihtiyaç duyar. Klitorisin uyarılmasına ihtiyaç duymaksızın orgazm olabilen kadın sayısı azdır.

Cinsel bilgi eksikliği: Kadın genital bölgesine ilişkin bilgi eksikliğinin bulunması önemli bir faktördür. Örneğin klitorisin ne olduğu ve işlevi hakkında bilgi bulunmuyorsa, cinsel anatomiye ait temel bilgiler eksikse orgazm da zorlaşabilir.

Cinsel iletişimde eksiklik: Cinselliğe dair açık bir iletişimin olmaması, kadının haz aldığı uyarılma biçimini açıkça ifade edememesi vb. gibi faktörler orgazmı da güçleştirir.

Erkekte erken boşalmanın bulunması: Erkek, boşalmasını denetlemede güçlük çekiyor ve erken boşalıyorsa kadında uyarılma bulunmasına rağmen, cinsel birleşme yoluyla orgazm olması da güçleşir.

İlişkideki duygusal sorunlar, güven eksikliği: Özellikle kadınlar için cinsel yaşam, duygusal yaşamdan bağımsız değerlendirilemez. Partnerleriyle yaşadıkları çatışmalar, uzlaşmazlıklar, güven sorunları kendisini cinsellikte de gösterebilir. Mutsuzlukların hakim olduğu bir ilişkide cinsel yaşama ait işlevler de bozulabilir.

Yazının devamı...

Erken boşalma nedir, nasıl tedavi edilir?

16 Ağustos 2017

Erken boşalma, değişik yaş gruplarından birçok erkeği etkileyen ve psikolojik sonuçları olan bir sorundur. Cinsel birleşme sonrasındaki 1 dakika ya da altında boşalma durumunda erken boşalma tanısı konulur. Ancak, eğer erkek ve partneri yeterli doyum yaşamıyorsa, boşalma ertelenemiyorsa, çift yine de erken boşalma tedavisi/terapisi alabilir. Bir başka deyişle, erken boşalmanın anlamı aslında boşalma üzerinde bir denetimin olmaması halidir, yani erkek boşalmayı erteleyemez.

Erken boşalma yaygın görülen bir bozukluktur. İlk cinsel deneyimlerde boşalma süresini denetleyememe normaldir. Boşalma denetimi öğrenilen bir süreçtir, zaman ve deneyimle kazanılır. Eğer ilk cinsel deneyimler düzenli olmamışsa ya da paralı ilişkiler yoluyla olup, psikolojik olarak kaygı yaşanmışsa boşalma denetimi kazanılmayabilir.

Etkisiz ve kalıcı olmayan başa çıkma yolları

Erken boşalma yaşayan erkeklerin en sık başvurduğu yöntemlerden biri boşalma isteği geldiğinde başka şeyler düşünmeye çalışmak, hazzı durdurmaktır. Bu yöntem ile anlık bir uzama bazen sağlansa da, çoğunlukla dikkat dağıtan düşünceler de boşalma süresini uzatmaya yetmez. En önemlisi de, erkek bu yolla bir parça süreyi uzatsa bile, aldığı cinsel hazzı durdurmaya dönük bir yola başvurduğu için boşalma olsa dahi haz eksik kaldığından çok doyumlu bir cinsellik yaşamamış olur.

Yine, kontrolsüz boşalacağından endişe eden erkeklerin başvurduğu başka bir yol, sevişmeyi kısacık tutup bir an önce birleşme aşamasına geçmektir, ki bu da aslında çözüm değildir. Ya da, ilk cinsel birleşmeyi hemen yaşayıp, ikincisini yaşamak da anlık bir boşalma uzatma çabasıdır, ki bu da kalıcı bir çözüm olmamaktadır.

Boşalma süresini uzatmak için geciktirici spray ler, içilen bazı ilaçlar da anlık çözümlerdir. Kalıcı bir şekilde etkisi olamayan yollar erkeği bu maddelere bir noktadan sonra bağımlı kılacağından, sorun zihninde hep halledilmeyen bir mesele olarak yer edecektir. Bu da kişi üzerinde hep bir stres ve mutsuzluk yükü oluşturacaktır.

Erken boşalma tedavisi nasıl olur?

Erken boşalma tedavisinde amaç kişinin boşalma refleksi üzerinde denetim kazanmasını sağlamaktır. Tedavi sürecinde, önce bireysel sonra ise partnerin de dahil olduğu özel ev ödevleri verilir. Sevişme süresi kısa tutulmaz, tam tersi uzatılır. Amaç, hazzı ortadan kaldırmak değil, tam tersi hazzı vurgulayarak kişinin yavaş yavaş boşalma refleksini yönetebilmesini sağlamaktır. Özel tedavi teknikleri çifte ev ödevi olarak verilerek, aşamalı bir şekilde penise yapılan uyarı miktarı arttırılır ve böylelikle kişi boşalma anı üzerinde yavaş yavaş, otomatik olarak bir kontrol sağlar. Düzenli yapılan ödevler sayesinde boşalma süresi

Yazının devamı...

Vajinismus nedir, nasıl tedavi edilir?

3 Temmuz 2017

Vajinismus..Bu kelime bazı kadınlar için çok büyük bir anlam taşıyor. Nedir bu vajinismus? Cinsel birleşme denendiğinde, vajina kaslarının cinsel birleşmeye izin vermemesi, vajinada kasılmalar hissedilmesi ve duygusal olarak yoğun korku ve kaygı hissedilmesidir. Bu durumu yaşayan kadınlar bilinçli bir şekilde kendilerini kasmaz, ancak “kasılırlar. Bu önemli bir bilgidir, zira bazı erkekler eşlerinin/partnerlerinin bunu kendi iradeleriyle yaptıklarını düşünebilir. “Biraz kendini rahat bıraksan olacak”, “Neden kendini kasıyorsun?” cümlelerini sık sık sarfedebilir. Oysa ki, bu sözler bu sorunu yaşayan kişiler için bir anlam ifade etmez, çünkü bu bir psikolojik kaçınma davranışıdır ve vajinismus telkin edilmekle, iradeli olmakla geçmez. Bir panik atak hastası bize geldiğinde nasıl ona “Boşuna endişeleniyorsun, biraz rahatla, geçer" demiyorsak, tam tersine onun kaygısını anlayıp, panik atakla baş etmesi için yollar gösteriyorsak, vajinismus yaşayan bir kişiye de yaklaşım psikolojik yöntemlerle olmalıdır.

Vajinismus yaşayan kişiler, umutsuzluğa kapılmayın!

Bizim gibi cinselliğin yasak, ayıp olarak algılandığı bir toplumda vajinismus vakalarıyla karşılaşmamız sürprizli bir durum değil esasında. Sağlıklı bir yetişkinin aslında gelişimsel süreçte, yavaş yavaş, kademeli olarak cinsellikle tanışması, onu en sonunda cinsel birleşmeye hazırlar. Ancak bizim gibi daha kapalı ülkelerde, cinsellikle tanışma çoğu kadın için evliliklerinin ilk gecesinde olduğundan cinsel birleşme fikri ürkütücü gelebiliyor. Bunun sonucunda da, bazı çiftler başlarda zorlanıp, sonra birleşmeyi sağlarken, bazıları için üst üste denemeler sonrasında da halen cinsel birleşme gerçekleşemiyor.. Eğer belli bir süre geçmişse ve sürekli olarak bu tablo yaşanmışsa, artık bir koşullanma meydana geliyor da diyebiliriz. Yani bu çiftler için artık her sevişme başlangıcı, “Bu sefer olacak mı, olamayacak mı” gibi bir tedirgin ve kaygılı bir ruh halini içerdiği için bunu aşmak daha da güçleşebiliyor. Bir çeşit performans kaygısı her şeyi daha da zorlaştırıyor da diyebiliriz. Ancak, iyi haber şu ki, bilimsel ve etik tedavi yöntemleri ile %90ların üzerinde bir başarı oranı elde ediyoruz.

Vajinismus nasıl tedavi edilir?

Tedavi konusunda en başta vurgulamak istediğim nokta, vajinismusun psikolojik kökenli bir cinsel işlev bozukluğu olduğudur. Bu konuyla ilgili sıkıntı yaşayan çiftlerin bunun bilmesi çok önemlidir, zira ben bir klinik psikolog olarak, pek çok çiftin “tedavi” adı altında sömürüldüğünü gözlemliyorum. Psikolojik kökenli her bozuklukta olduğu gibi bu sorun da konusunda uzman psikologlar ve psikiyatristler tarafından tedavi edilmelidir. Gidilen uzmanın mutlaka cinsel terapi eğitimini tamamlamış ve gerekli belgeye sahip olması gerekir. Bir başka deyişle, her ruh sağlığı çalışanı da cinsel işlev bozukluklarının tedavisi konusunda yetkin değildir. Bu özel bir çalışma alanıdır.

Vajinismus tedavisinde çifte genel bir cinsel bilgilendirme yapılır ve sonrasında, ev ödevleri ile aşamalı bir şekilde kasılmaların üzerine gidilmesi planlanır. Radikal ve zorlayarak yapılan uygulamalar önerilmesi uygun ve etik değildir. Kademeli ve kadının kontrolünde seyreden bir tedavi planı ile birlikte vajinadaki kasılmalar giderek azalır ve yok olur. Tedavi sürecinde partnerin de seanslara katılımı önemlidir. Sorunu birlikte üstlenmeleri ilişkilerini daha yakın bir hale getirir. Bir konu üzerinde beraber çalışmak, destekleyici tutumda olmak eşlerin başka konularda da birbirlerine yaklaşımlarını olumlu etkiler. Ek olarak, süreç içinde, partnerle yapılacak ev ödevleri de bulunduğu için, terapistin seans içinde ikisine aynı anda bu ödevlerin anlatması tedavi etkinliği açısından çok daha sağlıklı olacaktır.

İyi dileklerimle,

Uzm. Klinik Psikolog/ Cinsel Terapist İlknur Yılmaz Aytaç

Yazının devamı...

Gülümseyerek boşanabilen çiftler

5 Haziran 2017

Geçtiğimiz günlerde, köşe yazarı Onur Baştürk’ün, tanınmış bir simanın boşanmasına dair bir yazısına denk geldim. Bu çiftin, boşanma sonrasında, birlikte gülümsedikleri bir fotoğraf üzerine ve boşanma şeklinin ne kadar medeni olduğuna dair bir yazıydı. Ben de psikolog gözlüğümle bu fotoğrafa bakıp düşündüm. Beş çocuğu olan bir çift, gün geliyor yollarını ayırmaya karar veriyor. Kavgasız, gürültüsüz, gülümseyerek..Toplumumuzun alışkın olmadığı bir tablo..Sanki ayrılıklar her daim kavgalı, çekişmeli, bolca hakaretli olur gibi bir toplumsal algıdan söz edebiliriz. Oysa ki, her çiftin evlilik kararı alma motivasyonu ve enerjisi nasıl farklılık gösteriyorsa, ayrılma nedenleri ve biçimleri de yine farklılık gösterecektir ve evet gülümseyerek, hatta el ele tutuşarak boşanmak neden mümkün olmasın? Böyle ayrılabilen çiftler bunu nasıl başarabiliyor, bundan bir parça söz etmek istiyorum.

Eski yıllarda, ayrılan bir kişiye “Neden ayrılıyorsunuz?” sorusu yöneltildiğinde, “Eşimle aramda iletişimsizlik var” ya da “Yürümek istediğimiz yollar farklılaştı” gibi yanıtlar alınsa, bu kişiye büyük bir ihtimalle garipseyen bakışlar atılırdı. Anne-babalarımızın zamanında bir evliliğin sona ermesi, ancak çok yoğun şiddet, alkol-madde kullanımı gibi nedenlerin varlığında belki makul sayılabilirdi. Belki diyorum, çünkü toplumumuzun genetiğine işlemiş bir “kutsal evlilik” imajı var, yani insanlar sanki boşanmamak üzere evlenirler ülkemizde. “Yuva”nın kutsallığına vurgu yapılır ve özellikle de çocuk sahibi olunmuşsa, mutlaka devam etmelidir evlilikler! Hele ki, kadınların üzerine yüklenmiş ne kadar da fazla sorumluluk vardır. “Yuvayı dişi kuş yapar” sözü yıllarca eğitimli kadınların üzerinde bile bir kambur gibi yer aldı. İlişkilerin yürümesinde sanki ana rol kadınınmış gibi bir algı hep mevcuttu.

Kadın ve özellikle anne olmuş bir kadının çağrışımları ülkemizde sizce de şöyle değil midir? “Fedakar, kendisini çocuklarına adamış, kendi bireysel ihtiyaçlarını unutmuş, eşini idare edebilen, alttan alan, daha arka planda yer alan, derleyen, toparlayıcı vb.” Bu düzen ve kadına atfedilen, onun daha arka planda olmasını öngören sıfatlar artık İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşayan eğitimli, çalışan kadınlar dünyasında kabul görmüyor, herkes kendi kimliğine daha çok sahip çıkıyor. Özgürlük, özgür hissetmek çok önem taşıyor. Eskiden kırklı yaşlar “bir köşeye çekilme “ yaşıyken, şimdi “Hayat kırkında başlar” düşüncesi kabul görüyor.

Bu bağlamda baktığımızda da, artık evlilikler de hem kadın, hem de erkek için, idare edilmesi, yürütülmesi zaruri bir kurum olmaktan çıkıyor. Evlenen her çift şüphe yok ki, mutlu olmak için evlenir; hayalleri, planları, olumlu beklentileri vardır. Ancak, geçen zaman, iki kişiyi de farklı etkileyebiliyor. Hem kadın, hem erkek kendi içinde farklılaşabiliyor, hayattan beklentileri, yapmak istedikleri, düşünce yapıları, inançları değişebiliyor. Bu değişim olurken, kadın ve erkek, ortak kümeleri olan ilişkilerini sabit tutup, yenilemezlerse denklemin bozulduğunu, sorunların baş gösterdiğini görüyoruz. Oysa ki, ilişki hem duygusal hem de cinsel olarak heyecan, tutku öğelerini her dönem yenilemelidir. Farklılıklar, karşılıklı sürprizler, rutini kırmak..İlişkide tekdüzelik bir süredir devam ediyorsa, duyguların yoğun kalması çok zor bir olasılıktır.

Bir evliliğin devam etmesi için iki tarafın da duygusal bağının, paylaşımlarının derinliğinin, yakınlığının, karşılıklı anlayışın temel belirleyiciler olduğunu düşünürüm hep. Eşler aynı anda, hem birbirlerine bağlı, hem de özgür hissettikleri oranda mutlu ve tatminli hissederler kanımca. Eğer karşılıklı bu alışveriş uzun bir süredir sekteye uğramışsa, iki taraf da sıklıkla kendisini üzgün, enerjisi alınmış, öfkeli, mutsuz hissediyorsa, öncelikle bir evlilik terapisi almak düşünülebilir. Onları bu noktaya taşıyan nedenleri bulmak ve ilişkilerini istedikleri, hayal ettikleri noktaya taşımak için beraber, el ele verip çalışabilirler. Bu çalışma sonrası, ilişkilerini eskisinden sağlam hale getirebilen çiftlerin olabildiğini çift terapisi uygulamalarıma dayanarak söyleyebilirim. Ancak, bütün bu çabaların sonucunda duygularını harekete geçiremeyen ve yollarının tamamen ayrıştığı noktasında hemfikir olan çiftler de görüyorum.

En çatışmasız, kavgasız boşanmalar bile kadın ve erkek için zorlayıcıdır. Neticede, bir “kayıp” duygusu yaşanır ve yas sürecine benzer inişli çıkışlı duygular yaşanabilir. Ama, bu kaybın travmatik biçimde yaşanmaması adına, ilişkiyi onarmak için çaba gösterilip sonuç alınamadıysa, anlaşmak ve uzlaşmak çiftlerin psikolojik sağlığı açısından önemlidir.

Birbirlerinden alacak, verecek bir şey olmadığına kanaat getirmek, iki tarafın bu gerçeği olgunlukla karşılaması, kabullenmeye çalışması, Onur Baştürk’ün yazısına konu olan çiftin fotoğrafında olduğu gibi, gülümseyerek, dostça ayrılmakla da sonuçlanabiliyor. Böyle ayrılabilen çiftlerin haberlerinin medyada yer bulmasını, topluma olumlu örnek teşkil etmesi açısından oldukça yararlı buluyorum.

İyi dileklerimle,

Yazının devamı...

Eşinizle/partnerinizle cinsel hayatınızı rahat konuşabiliyor musunuz?

29 Mayıs 2017

Farkında mısınız, cinsellik aslında esprilerde, fıkralarda, filmlerde, dizilerde, yani her yerde karşımıza çıkan bir konu ama “Bunu kendi ilişkinizde ne kadar açıkça konuşabiliyorsunuz” diye sorsam yanıtınız ne olurdu? Yanıtların çoğunu duyar gibiyim..Evet, birçoğumuz için eşle, sevgiliyle cinsel yaşamları üzerine konuşmak çok zor geliyor. Bir başka deyişle, sevişme isteğinin dile getirilmesi, sevişmede nelerin haz verdiği, nelerden hoşlanılmadığı, karşı taraftan hangi davranışların beklendiği gibi konularda pek çok kişi sessiz kalmayı tercih ediyor. Öyle ki, bana danışmaya gelen ve yıllardır evli olan çiftlerde bile cinsel iletişimin eksikliğinden dolayı meydana gelen sorunlarla karşılaşıyorum. Çok basit bir konuşmayla, paylaşımla halledilebilecek bir konu, iki tarafın sessiz kalmasıyla maalesef bir sorun yumağına dönüşmüş oluyor böylelikle.

Peki neden konuşamıyoruz? Nedir çiftleri engelleyen şeyler?

Bizim toplumumuzda, çok erken yaşlardan itibaren cinselliğin ayıp ve yasak olarak algılanması, yetişkin olduğumuzda da cinsellik ve cinsel ihtiyaçlarımız hakkında rahat konuşmamızı güçleştiriyor. Seanslarımda cinsel sorunlarla başvuran birey ve çiftlere cinsel konularda bilgileri nasıl edindiklerini sorduğumda neredeyse tamamından, “kulaktan dolma, ya da internetten” yanıtlarını alıyorum. Aileler sanki cinsellik diye bir olgu yokmuş gibi davranıyor ve çocuklarını bilgilendirmiyor. Cinsellik tabu halinde olduğu ve konuşulmadığı sürece de cinsel sorunlar da büyüyor.

Benim psikolog olarak gözlemime göre, cinsel iletişim eksiliğinin bir başka nedeni ise engelleyici düşünce kalıplarımız: “Bunu söylersem şimdi ne düşünür, benim hakkımda ne düşünür, alınır mı, bozulur mu, ayıp olur mu” gibi düşünceler, yani karşı tarafın sanki kişiyi yargılayacağına, etiketleyeceğine, kişiye tepki göstereceğine dair bir inanç doğrultusunda sessiz kalınıyor. Oysa ki, her şeyi içe atmak, paylaşmamak, hem kişiyi mutsuz ediyor, hem de eşle/partnerle yakın, şeffaf bir ilişkinin önünde kocaman bir engel teşkil ediyor. Siz söylemedikçe partneriniz sizin ne düşündüğünüzü, hissettiğinizi bilemez. Cinsel yaşam da ilişkinin önemli bir parçası ve karşı taraftan taleplerinizi açık söylemediğinizde, tahmin etmesini beklemeyin. Partnerinizle paylaşmadığınız her şey ise sizi içten içe rahatsız eder, olumsuz bir enerji topu gibidir adeta. Nerede patlayacağı belli olmayan bir bomba ile yüklü olduğunuzu düşünün, işte öyle bir gerilim yaratır üzerinizde. Hatta bazen çiftlerin basit bir konuyla ilgili tahammülsüzlüklerinin ardında bile cinsel mutsuzlukların yer aldığını söyleyebilirim.

Kendinizi rahat aktarmanın yolu: Ben dili iletişimi

Partnerinizle paylaştığınız cinsel yaşamınızla ilgili sizi rahatsız eden şeyler varsa bunların da listesini yapın ve yine ben dili kullanarak ifade edin. Partnerinizin herhangi bir cinsel incinme yaşamaması adına bunları ifade ederken yüz ifadenizin ve ses tonunuzun yumuşak olmasına dikkat edebilirsiniz.

Bu yöntemi uygulamakta güçlük çekiyorsanız ya da başka cinsel sorunlar da yaşadığınızı gözlemliyorsanız bir cinsel terapistten yardım alabilirsiniz.

Unutmayın, cinselliğe dair isteklerinizi ve taleplerinizi belirtmek, doyumlu bir cinsel yaşamın yanı sıra, ruhsal ve zihinsel olarak da sizin daha iyi ve huzurlu hissetmenizi sağlar.

Yazının devamı...