Tatil yapmak neden gerekli?

3 Ağustos 2011

Her şeyin olduğu gibi insanların da bir yıpranma payı vardır. Kendinizi yenilemeniz, zihninizi ve bedeninizi stresten arındırmanız ve iş yaşantınızda verimli olabilmeniz için tatil gereklidir.

Günümüzün zorlu ekonomik koşullarında çoğu zaman kişilerden, enerjilerinin çok üstünde bir performans beklendiğini görüyoruz. Buna karşılık, maalesef çalışanlara yeterince bir tatil imkanı sağlanmıyor. Avrupa ülkelerinde tatil yapmak, izin kullanmak zorunlu iken, ülkemizde yeterli tatil yapmayan çalışanlar “tükenmişlik sendromu”na adaydırlar. Bu sendrom ise psikolojik olarak depresyon, kaygı bozuklukları gibi bozukluklara zemin hazırlayabilir. Oysaki yılın belli ve kısıtlı zamanı tatil yapmak, mümkünse yaşanılan şehirden uzaklaşmak, seyahat etmek insana çok farklı ruhsal ve bedensel olarak taze bir enerji kazandırır ve iş yerinde de verimi artırır.

Tatil yapmış kişiler üzerinde yapılan bilimsel araştırmalar, tatilin bedensel ağrıları azalttığını, uyku kalitesinin arttığını ve kişilerin tatil öncesine göre daha mutlu olduklarını gösteriyor. Üstelik bu faydaların beş hafta sonrasında da devam ettiğini gösteren bir çalışma da bulunuyor. Tabii, kendisine özel zaman ayıran ve tatilini olabildiğince keyifli geçirmeye odaklanan kişilerde bu “tatil etkisinin” daha da uzun devam ettiği belirtiliyor.

Stresle baş etmenize yardımcı olacak bitkisel ürün destekleri nelerdir? Tıklayınız…



Tatilin asıl amacı sizi ruhsal ve bedensel olarak rahatlatması olduğuna göre, tatile çıktığınızda aşağıdaki hususlara dikkat etmelisiniz:

Yazının devamı...

Uzun süren evliliklerin sırları

6 Mayıs 2011

Güçlü bir iletişim, çatışmaları yapıcı bir biçimde çözümleme becerileri, ortak paylaşımların, değerlerin varlığı, iki taraf için de tatmin edici bir duygusal yakınlığın bulunması, iyi bir evliliğin temel taşlarıdır. Yapılan bilimsel araştırmalar, maddi olarak iniş-çıkış yaşamayan, çiftlerin geldikleri öz aileleriyle de olumlu ilişkilerinin olmasının da evliliklerin uzun ve mutlu bir şekilde sürmesi ile ilintili olduğunu gösteriyor.


Başarısızlıkla sonuçlanan evliliklere baktığımızda, erken yaşlarda (20’li yaşların başları ya da daha erken) yapılan evliliklerin bir risk faktörü olarak karşımıza çıktığını görüyoruz. Erken yaşlarda fiziksel beğeni, aşk gibi kavramlara bağlı olarak evlenme kararı alınabiliyor ki salt beğeni ve çekicilik gibi özelliklerin iyi ve uzun süreli bir evlilik için yeterli olduğunu söylemek bir hayli güç. Daha ileriki yaşlarda yapılan evliliklerde ise kişiler, kendilerinin ve bir ilişkiden beklentilerinin daha net farkında olmaları durumunda daha sağlıklı kararlar verebiliyor.


Evlilik kararı almada acele etmemek de sağlıklı bir beraberlik için önemli bir unsurdur. Tanıştıktan kısa bir süre sonra (örneğin 4-5 ayda) evlenme kararı alan kişilerin birbirlerini henüz yeterince tanıyamamalarından kaynaklanan sorunlar yaşamaları yüksek bir olasılıktır. Birlikte sorun yaşadıkları zaman nasıl ele alabileceklerini bilemeyen, birbirlerinin farklı yönlerini evlilik içinde yeni gören çiftler pek çok çatışmalı duyguyu bir arada yaşayabilir. Bunun sonucunda, alınan evlilik kararı da daha çok sorgulanır.


Beraberliklerde zıt kutupların birbirini çektiği epey yaygın bir yanlış inanıştır. İlk başta kişilerin kendilerinden farklı buldukları karşı cinse dönük bir ilgi ve merakları olur elbette, ancak kendilerine daha çok benzeyen kişilerle kurulan ilişkilerin daha uzun sürdüğü de bilinen bir gerçektir. Yapılan çalışmalar, ilgi alanları, değerler, kişilik özellikleri, tutum, eğitim durumu gibi faktörler açısından benzerlikler gösteren çiftlerin daha mutlu ve uzun süren beraberlikleri olduğunu göstermektedir.

Yazının devamı...

Duygusal yeme sendromu ve baş etme yolları

14 Mart 2011

Fazla kiloların arka planına baktığımızda ise, tıbbi nedenlerin yanı sıra, psikolojik nedenlerin de oldukça önemli bir rol oynadığını net bir biçimde görebiliyoruz. Duygusal yeme sendromu, işte bu psikolojik nedenlerin vücut bulduğu en belirgin sendrom olarak karşımıza çıkıyor.

Duygusal yeme nedir?

Eski çağlarda, insanlar acıktıklarında karınlarını doyurmak için yerlermiş ve zaten işlerinin büyük bir kısmı bedensel olarak çalışmayı da gerektirdiği için yediklerinin kalorisini büyük ölçüde yakarlarmış. Ancak, dünyanın gelişmesiyle ve tüketim seçeneklerinin zenginleşmeye başlamasıyla “yemek” artık sadece açlığı doyurmak için değil, keyif almak için de gerçekleştirilen bir davranış olmaya başladı. Hepimiz gündelik yaşamımızda, zaman zaman, sadece tadını sevdiğimiz için, keyif almak için tabii ki bir şeyler yiyebiliriz. Ancak, bunun sıklığı artmaya başlamışsa ve üzüntü, stres, öfke gibi olumsuz duyguları her hissedişinizde kendinizi buzdolabının önünde, özellikle de hemen tüketebileceğiniz şekerli, yağlı, unlu yiyeceklere elinizi uzatırken buluyorsanız, duygusal yeme atakları yaşıyor olabilirsiniz.

Duygusal yeme davranışında kişiyi yemeye yönlendiren şey aslında “açlık” değil, “çözümlenemeyen duygulardır”. Açlık yavaş yavaş gelişir ve midede hissedilir, buna karşılık, duygusal yeme atağı aniden meydana gelir ve özellikle ağızda, “bir şeyler yeme isteği” olarak kendini gösterir.

Yazının devamı...

Depresyonu yenmek için kişisel bakımınıza da özen gösterin!

20 Aralık 2010

Psikoloji alanında yapılan çalışmalar son yıllarda zihin-beden ilişkisine fazlasıyla dikkat çekiyor. Kişisel bakımına dikkat eden, bedenine iyi bakan ve onu önemseyenlerin psikolojik olarak da daha mutlu, pozitif ve yüksek enerjili kişiler olduğu vurgulanıyor. Psikolojik olarak bu şekilde hissettiğinizde de bağışıklık sisteminiz güçleniyor ve bir çok hastalığın oluşması engelleniyor. Görüldüğü gibi her şey sadece bedeninize, yüzünüze özen göstermek gibi başlasa da, bu durum size genel sağlık kazanma olarak geri dönüyor. Bununla birlikte depresyonda olan kişilere de psikolog olarak bizim önerilerimizden biri de bedensel faaliyetlerde bulunmaları. Örneğin yürüyüş yapmaları ve kendilerini rahatlatacak, streslerini azaltacak aktiviteler öneriyoruz. Biliyoruz ki, kendilerine iyi baktıklarında daha mutlu hissetmeye başlayacaklar, ruhsal olarak da iyileşme yolunda önemli bir adım atmış olacaklar.

Kişisel bakımına özen gösteren kişilerin özgüvenlerinin daha yüksek olduğu, kendi hayatlarında daha atak hareket edebildikleri, kişiliklerinin olumlu yönlerinin daha çok farkında oldukları da yine araştırma sonuçlarının bulguları arasında yer alıyor.

Bir başka deyişle, kendine güven ve motivasyon, beden algısına bağlı olarak değişkenlik gösterebiliyor. Örneğin saçları sağlıklı, düzgün ve bakımlı görünen, dişleri temiz olan, güzel kokan birisinin sosyal ilişkilerinde daha avantajlı olması kuvvetle muhtemeldir. Kişi kendinden emindir ve bunu çevresinin ona karşı olumlu yaklaşımlarıyla da pekiştirir.
Bembeyaz dişlerin sırrı nedir?

Yazının devamı...