En tehlikeli İskender!

Eğer Kadıköy’de cehennem sürücülerinin kullandığı arabalar sizi ezmeden yolun karşısına geçebilirseniz Kebapçı İskender’de unutulmaz bir ziyafet çekebilirsiniz

En tehlikeli İskender

Döner kuzu eti. Kömür ateşinde pişiyor. Ne fazla kalın ne de ince kesilmiş.

Birkaç senedir Kadıköy vapur iskelesinden Kadıköy çarşısına yürüyor ya da Moda’dan vapur iskelesine yürüyerek gidiyorsanız hayatınız tehlikede demektir.
Çünkü karşıdan karşıya direkt geçilecek ışıklar mevcut değil yörede. Işıklardan karşıya geçseniz bile kendinizi yolun ortasında ve bariyerlerin önünde buluyorsunuz. En az 100 metre kaldırıma çıkıp ışıklara yürüme olanağınız yok. Trafik sıkışıklığı, yeşil ışık yanar yanmaz birden kendini rallide sanıp gaz pedalına abanan sürücüler, olur olmaz yerlerde duran taksiler ve umursamaz şekilde çok hızlı giden otobüsler arasında güç bela yürüyebiliyorsunuz. Kelleyi koltuğa alıp ışık olmayan bir yerde karşıya geçmek de mümkün ama Allah saklasın, ayağınız tökezler ya da 100 metre yarışçılarının hızının altında kalırsanız her an pestile dönmeniz mümkün.
Acaba son üç senede kaç yaya ezilmiştir Kadıköy’de? Ölenlerin aileleri ya da sakat kalanlar inanılmaz bir aymazlık içinde gerekli güvenlik tedbirlerini almayan belediyeden tazminat almış mıdır? Acaba şehrin göbeğindeki kargaşayı gören turistler hakkımızda ne düşünmüştür?
Ama her an tehlike içinde yaşamak insanın iştahını kamçılıyor.
Yıllar önce adını hatırlamadığım ve büyük aktör Marcello Mastroanni’nin başrolünde olduğu bir film görmüştüm. Viagra öncesi dönem. Marcello kadınlara ilgi duyuyor ama ereksiyon sorunu var. Ancak tehlike çanları çaldığı zaman erkeklik gücüne kavuşuyor.

İskender işini herkes beceremiyor
Aklımda kalan bir sahnede sevgilisinin odasına gitmek için alt kattan üst kata apartmanın dışından kelleyi koltuğa alarak tırmanıyor.
Bir diğerinde ise başka bir sevgilisinin çok kıskanç ve gaddar bir adam olan kocasına mesaj atarak boynuzlanacağı zamanı bildiriyor. Kendisi yatakta işi pişirirken her an öfkeli kocanın elinde silah odaya dalması mümkün...
İnsanoğlu bir garip. Neden ve nasıl tahrik olacağı belli olmuyor.
Her ne kadar benim ‘sosyolojist’ gözlüğüm içinde bulunduğumuz acıklı durumu ve her an tehlike içinde yaşamamızı ‘kaderci doğu geleneği’ ile açıklıyor ise de vatandaş olarak farklı düşünüyorum.
Bence bizler tehlikeyi özel olarak seviyoruz. Dümdüz, Alman tipi, düzenli ve kurallı bir yaşam bize yavan ve sıkıcı geliyor. Macera peşinde koşmayı yeğliyoruz. Her an ölümle burun buruna gelip kıl payı bile olsa sıyırmak bize haz veriyor.
Bir de güzel bir döner-köfte ve kuru fasulye bize haz veriyor.
Döner deyince benim İskender tipine özel zaafiyetim var.
Güzel döneri olan büfeler var ama iskender işini beceremiyorlar. Pideler sünük, salça en adisinden ve çok bol. Tereyağı yerine de ya margarin ya da yağ hiç yok.
Teşvikiye Hacıbey’i severim. Herkes bilir.
Bir de Kadıköy İskender İskenderoğlu gerçek İskender.

Et salçaya boğulmamış, tereyağı mis gibi
Kelleyi koltuğa alıp karşıdan karşıya geçince İskender’de tanıdık bir yüz karşılıyor beni.
Sektöre yıllarını vermiş servis elemanı Recep bey, Hacıbey’de değil artık. Kadıköy’e taşınmış.
Beni tanıyor ve tercihlerimi biliyor ama elhak dört dörtlük servis ustası. İşini bilmenin ve sevmenin ötesinde zaman zaman küçük jestleri var ve bu jestler güzel bir yemeği mükellef bir ziyafet mertebesine ulaştırıyor.
Örneğin dönerin et kısmı soğumaya başladığı an masada belirivermesi ve etlerimizi tazelemesi gibi. Kuzu etinin kaburga altından kesilen bu et parçaları nefis terbiye edilmiş ve en az döner kadar ağzınıza layık.
İyi bir döneri yoğurtsuz yiyorum ben. Et lezzetini öldürmemek için.
Ama yanında terbiyeli-sumaklı doğranmış soğan ve bol tereyağı ile.
Pideyi kıtırca tercih ediyorum. Kıtırca ama aşırı kıtır değil. Pidenin yağı biraz emmesi lazım.
Recep bey soğanları etin altına ve pidelerin üstüne döşettiriyor.
Tereyağı mis gibi. Bolca döktürüyorum ve et soğurken yenilettiriyorum.
Döner kuzu eti. Kömür ateşinde pişiyor. Ne fazla kalın ne de ince kesilmiş.
Et salçaya boğulmamış. Salça belli belirsiz. Doğru kıvamında.
Etin lezzeti kart bir koyunun kullanılmadığını belli ediyor.
Dönerin yanında domatesli patlıcan salatası geliyor.
Nedense bence mükemmelin altında kalan tek şey o.
Çünkü Kemalpaşa tatlıları
ve kaymakları da çok güzel.
İki kişi 1.5’ar iskender, şıra, tatlı ve su 64 TL ödüyoruz.
Bir delikanlı devamlı masaları dolaşıp müşteriler ile ilgileniyor. Güler yüzlü ve samimi tavırları ile tam puan alıyor. İskenderoğlu ailesinin dördüncü kuşağını temsil ediyormuş.
İnşallah 4 değil 40 kuşak aynı işi aynı kalitede yaparlar.
Ama benden söylemesi.
Yürüyerek değil taksi ile gelin.
Güzel bir iskender yeterince tahrik ediyor adamı. Bir de cehennem sürücüleri ile köşe kapmaca oynamaya gerek yok.

DEĞERLENDİRME: 4.5/5