Sosyetenin buluşma yerinde aç kaldım!

Ülkemizin en varlıklı kesiminin tercihi Cipriani ise herhalde bir bildikleri vardır. Ama ben Cipriani’ye büyük ümitlerle ve aç gittim. Yemeğin sonunu da ne yazık ki yarı aç getirdim!

Cipriani adı bende pozitif beklentiler yaratmıştır. Kuzey İtalyan mutfağına ve bu mutfağın dış dünyada tanınmasına katkıda bulunmuş başarılı bir aile adı Cipriani.
Çok sayıda işletmeleri var. Bu başarı öyküsü Venedik’te, Harry’s Bar adlı izbe ve küçük trattoria’da başlayıp buradan dünyaya yayıldı.
Efsanevi Harry’s Bar lokantasına bir kez Venedik köpüklü şarabı prosecco ve beyaz şeftali suyu karışımı “Bellini” kokteyli içmeye gittim. Bellini güzeldi ama fiyat cebimi yaktı.
10 sene önce Venedik Cipriani otelinde akşam yemeği yedim. Yemekler gösterişliydi ama bana yavan ve ruhsuz geldi.
Bir de Venedik’teki Torcello adasındaki Cipriani lokantasında yemek yeme şansım oldu. Bu yemeği oldukça beğendim ve okuyucularıma tavsiye ettim.
İstanbul Levent’te eski HSBC binasındaki Cipriani’ye de büyük ümitlerle ve aç gittim. Yemeğin sonunu da yarı aç getirdim!
Perhiz yapmak istediğimden değil, yemekleri başarısız bulduğumdan.
İlk izlenimler ile başlayalım.
Bellini’nin içindeki şeftali Harry’s Bar’daki gibi taze değil. Kokteyllerin yanında kuruyemiş verilmemesi bence falso.
Salon bana biraz soğuk geliyor. Özellikle yerdeki mermerler, çok sıkışık masa düzeni ve alçak tavanlar ile birleşince ambiyans boğucu oluyor. Masalar dolunca ortalık çok gürültülü olacak kesin.
Ancak belki de istenen bu. Müşterilerin çoğu orta yaş ve üstü erkekler ve kendilerinden bir-iki kuşak genç bayan arkadaşları. Herhalde karşılıklı konuşacakları pek ortak konuları yok. Birbirlerine odaklanacaklarına etrafta kim var kim yok seyretmek daha keyifli.
Başgarson mönüleri elimize tutuşturuyor. Adının Hamit olduğunu ve uzun süre Amerika’da bulunduğunu öğreniyorum.
Mönüler İngilizce yazılmış. Türkçe tercümesi yok.
Hamit bey hem İtalyan mutfağına hem de mönüye vakıf.
Onun tavsiyeleri doğrultusunda tercihlerimizi yapıyoruz.
Şarap mönüsü geliyor ve ciddi hayal kırıklığına uğruyorum.
Zayıf ve pahalı bir mönü. Mönüdeki beş Türk şarabı da iyi seçilmemiş. Ayrıca şarap bardakları da zevksiz ve en ucuz kristal.
Ortalıkta bir somolye yok. Tercihimi yapıyor ve 165 TL’ye Uccelleria Rosso di Montalcino 2007 ısmarlıyorum.
2007 ya kalmamış ya da listeye yanlış yazılmış. Sevgili Hamit 2005 ile geliyor ve “Bu daha iyi” diyor. İki açıdan yanlış. Önce 2005 Toskana’da iyi bir sene değil. Daha da önemlisi Rosso Montalcino taze içilir. Yıllanmaz.
İlk yudumu alıyorum. Fena değil. Ama her nasılsa ben dikkat etmediğim bir anda şarap dekante ediliyor yani sürahiden geçiriliyor. İnişte olan bir şarap katiyen dekante edilmez. Nitekim korktuğum oluyor ve oksidasyon bu şaraba yaramıyor. Yemek boyunca şarap giderek kahverengileşiyor ve meyvemsi lezzetlerini tamamen kaybediyor.
İlk öğün sunuluyor. Avokado ve enginar. Fena değil. Daha çok yemek başında bir “dip” olarak kullanılabilir.

Kalkan çok kurumuş
Ben de öyle yapıp masadaki grissinilere batırıp yiyorum. Grissiniyi aşırı tuzlamışlar. Deniz tuzu, tamam, ama kantarın topuzunu kaçırmışlar.
İkinci öğün ciddi hayal kırıklığı yaratıyor. Kağıt üzerinde güzel duruyor ama. Karides, ahtapot ve kereviz. İtalyan mutfağı demek lezzetlerin açık, berrak ve ayırt edilebilir olmasıdır.
Ayrıca da taze olmasıdır.
Sanki robottan geçirilmiş gibi pelte kıvamında geliyor bu yemek önümüze. İki arkadaş azıcık çatal dokundurup iştahımızı kalan dört öğüne saklıyoruz.
Veal ragu, yani dana etinin zenginleştirilmiş ve kemikle uzun süre kaynayan suyu ile yapılan “tagliarini” yani ince lasagna tipi makarnayı maalesef aşırı pişirip hamuru iyice mayıştırmışlar.
Resmen domatesli kıymalı makarna bu. Eti çok fazla ama ragu denen lezzet ortalıkta yok.
Bundan sonra sunulan İtalyan pilavi risotto’da ilki kadar olmasa bile epey hayal kırıklığı yaratıyor.
Risotto’yu kaliteli carnaroli pirincinden yapmışlar. Ama çok pişirmişler, yumuşamış. Bu kötü.
Mönüde “sepia di nero” yani mürekkep balığı mürekkebi ile diyor. En sevdiğim lezzetlerden biridir. Hafif tatlı, deniz kokan, rafine bir lezzeti vardır.
Sanırım konservesini kullanmışlar. Taze olmayınca bunu kullanmamak gerekir çünkü biraz tuzlu ve acımsı olur. Bu da öyle.
“Güzel bir kalkan yesek” diyoruz. Kalın bir dilim yanında taze bir salata ile geliyor.
Salata taze ama sosu hiç yok gibi. Ama asil facia 92 TL’lik kalkanın pişiminde. Kalkanın suyu kalmamış. Dolapta çok bekleyen her balık gibi kurumuş.
Son olarak “veal farfalle” deniyoruz. Çok ince kesilip sote edilmiş dana eti. Hafif limonlu bir sos ile. Sos güzel. Tereyağı ve zeytinyağı kokuyor.
Dana yavan. Son derece sıradan. Besi hayvanı belli ki. Özel bir çaba harcamamışlar.
Bu yemeğin yanında bildiğimiz Türk pilavı sunuluyor.
Mis gibi tereyağlı pilav günün sürprizi
Ya pilav nasıl?
İşte günün sürprizi!
Son zamanlarda yediğim en iyi pilav. Tane tane. Al dente. Mis gibi tereyağı kokuyor. Çatalla bastırınca içinden yağ çıkıyor.
Bu pilav bizi aç kalmaktan kurtarıyor.
Yemek sonunda güzel bir tatlı tepsisi sunuluyor.
İtalyanlar bu işi kavramış. Türk insanı tatlı sever. Tatlı iyi olsun, diğer kusurları unutur.
Benim seçtiğim limon meringue yani limonlu katı beze güzel.
Hesabı arkadaşım ödüyor. İki kişi 690 TL. Şarap 165, Bellini’ler ne kadar bilmiyorum.

Garsonlar adamı delirtiyor
Limonlu tatlının üzerine ikram olarak sundukları limoncello’yu içerken arkadaşım ile sohbet ediyoruz. Acaba Hamit beyin yardımı olmadan yemekleri kendisi seçen biri nasıl bir deneyim yaşar?
Damağına güvendiğimiz ortak bir arkadaşa rica ediyoruz.
Geliyor ve bize rapor veriyor:
* Türkçe mönü yok, garsonlarla yabancı dil bilmeyen müşteri arasında kaos yaşanıyor.
* Garsonlar mönüye vakıf değil. Sardalya dedikleri hamsi çıkıyor ve “Bu ikisi aynı balıktır” diye ısrar edip adamı delirtiyorlar.
* Fritto misto (karışık deniz ürünleri kızartma) gerek tabak estetiği gerek yemek kalitesi açısından yenilecek gibi değil.
*Veal Milanese soğuk geldi. Kalite çok kötü. İade edildi.
* Veal Spezatino ve polenta (mısır unu püresi) gulaş kıvamında geldi. Çok kötü idi. Tadıp iade ettik.
Arkadaşım şöyle bitiriyor: “Genelde yemekleri kötü ama insanlar yemek ve fiyatla ilgilenmiyor. Sosyetenin buluşma yeri.” Eh ne diyelim?
Ülkemizin en varlıklı kesiminin tercihi buysa bir bildikleri vardır.

Sosyetenin buluşma yerinde aç kaldım

İstanbul’daki Cipriani’nin girişi.