Attığın oka dikkat!

Eklenme Tarihi10.11.2018 - 1:30-Güncellenme Tarihi10.11.2018 - 0:19

Trump ABD’deki ara seçimlerden kanadı hafif kırılmış çıktı. Kendi partisi Cumhuriyetçiler Senato’da çoğunluğu korumayı başarsa da Temsilciler Meclisi’ni Demokratların hakimiyetine kaptırdılar. 

Benim bu seçimde en çok dikkatimi çekense, “ilklerin seçimi” oluşu oldu. Her şeyden önce, bugüne kadar en çok Müslüman adayın katıldığı seçim oldu bu. Dahası, ilk kez Müslüman kadınlar (2) Kongre’ye girdiler. Hem de biri, Trump’ın ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıyarak iyice kızıştırdığı Filistin kökenli! Bununla birlikte ilk kez Amerikan yerlisi kadınlar da Meclis’e girdi. 

Kadın vekil sayısında da rekor kırıldı. Trump’ın, hakkındaki tecavüz iddialarına rağmen Yüksek Mahkeme üyesi olarak Brett Kavanaugh’u desteklemesi ve bizatihi kendisinin geçmişte cinsel tacizle suçlanması; bunların da tüm Amerika’da tetiklediği “Me Too” (Ben de) hareketi... Tüm bu olanlar meyvelerini vermiş görünüyor.

***

Kısacası, Trump’ın göçmen karşıtı, İslam ve yabancı düşmanı, ırkçı, cinsiyetçi ve içe kapanmacı politikaları ve söylemi, tam zıttını oluşturmuş görünüyor. Hani “etki-tepki” deriz ya... Hakikaten Newton’un, “Her etki kuvvetine karşılık, ters yönde ve eşit büyüklükte bir tepki kuvveti vardır” kanunu siyasete de bire bir yansıyor.

Bu da aklıma Çaldıran Savaşı sırasında yaşanmış bir anektodu getirdi. Bu savaş 1514’te bugünün İranı’nda bulunan Çaldıran Ovası’nda, Safevi Türk hükümdarı Şah İsmail ile Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim arasında meydana gelmiş. Her iki taraf da Türk olduğu için, Azerbaycanlı düşünür Mirza Alekber şöyle demiş: “Hem oku atan biziz, hem de ona hedef olan.” 

Trump’ın karşısına bu kadar çok Müslüman ve kadın vekilin çıkması ister istemez insana bunu düşündürüyor: Attığınız her ok, aslında kendinizi hedef alıyor. 

Başka bir Kürt penceresi

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın PKK’nın 3 üst düzey yöneticisinin başına ödül koyması... Bir taşla vurulmaya çalışılan birkaç kuş gibi. Bir taraftan Türkiye’ye jest yapmak ve kamuoyundaki “ABD PKK ile Suriye’de iş tutuyor” algısını kırmak... Bir yandan, Türkiye ile pazarlıklarda (özellikle de İran’a yaptırım konusunda) kendi elini rahatlatmak. Diğer yanda ise PKK’nın İran’la dirsek temasında olan yöneticilerini devre dışı bırakmak. Böylelikle İran’a sekte vurmak... Ancak arkadaki asıl hedef, ABD’nin Suriye’deki kalıcı varlığına yönelik gibi görünüyor.

***

Washington Suriye’de kalıcı olmak, bu yüzden de eli kolu işlevi gören YPG’yi meşrulaştırmak istiyor. Örgütün PKK ile arasına mesafe koyduğu izlenimi vererek, onu hem Suriye için kurulan uluslararası masalarda muhatap haline getirmeyi hedefliyor. Hem de Türkiye’nin kuzey Suriye’ye (özellikle Fırat’ın doğusuna) yapacağı hamleler için hukuki-meşru dayanağı ortadan kaldırmaya çalışıyor. PKK hamlesinin hemen ardından ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’nin, “YPG’yi terör örgütü olarak tanımıyoruz” demesi de bu hedeflerin kanıtı.

Ne var ki bu şartlar altında Ankara’nın YPG’yi kabullenmesini beklemek saflık olur. Ancak ufukta başka bir pencere açılmış görünüyor: Kuzey Suriye’de PKK/YPG bağlantısı olmayan Kürt gruplar azımsanamayacak kadar çok. Hepsi de Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin eski lideri Barzani’ye yakınlar. İşte Ankara, bu gruplarla -Barzani ile olduğu gibi- diyalog kurabilir ve onları destekleyebilir. Böylelikle ABD yönetimiyle de böyle bir Kürt oluşumunu müzakere edebilir.