BİÇARE İNGİLTERE

Biliyorsunuz İngiltere Başbakanı Theresa May, 2 hafta önce gözyaşları içinde istifa etti. Yaptığı açıklamadan sonra arabasına bindiğinde çekilen bu çökmüş haldeki resmi de, İngiliz basını tepe tepe kullandı. “Ağlamak bugüne kadar yaptığı en iyi işti” diye acımasızca yazanlardan tutun… “May ne yapsa kariyerinin gözyaşları içinde biteceği kesindi” diyenlere kadar, ülkede kimsenin ağzı durmuyor.

BİÇARE İNGİLTERE

***

İşte tam da “Yeni Başbakan kim olacak? Erken seçim olur mu?” sorularının cevapları aranırken… Bu çalkantının ortasına ABD Başkanı Trump bomba gibi düştü. 3 gündür bulunduğu İngiltere’de, depremin şiddetini misliyle arttırdı. İngiliz toprakları resmen zangır zangır sallanıyor!

Brexit Laneti

May’in istifası hem İngiltere’nin Brexit sürecini iyice zora soktu. Hem de ülkenin siyasi sistemindeki büyük bir boşluğu gözler önüne serdi. Şöyle ki: May 7 Haziran’da Muhafazakâr Parti’nin başkanlığını bırakacak. 10 Haziran’da da yeni başkan için seçim süreci başlayacak. 6 hafta sürecek oylama silsilesi sonunda da, parti delegeleri yeni başkanı, yani başbakanı seçmiş olacak. Ki şu an en güçlü görünen aday, Osmanlı torunu olan eski Londra Belediye Başkanı Boris Johnson.

Dolayısıyla ülkenin başbakanını halk değil, Muhafazakâr Parti delegeleri seçmiş oluyor. Ki May de eski Başbakan Cameron’ın istifası sonrası bu şekilde başa gelmişti. O yüzden The Economist’e göre, “Brexit İngiliz sistemine çomak soktu. İngilizler yazılı olmayan esnek anayasalarının aslında kaos, bölünme ve ülkenin birliğine tehdit yarattığını anladılar.” Bu yüzden May’in gözyaşları; 1922’de kurulan, yüzlerce yıllık imparatorluk ve 300 yıllık demokrasi geleneğine sahip olan İngiltere’nin anayasasının onarılmasına vesile olabilir.

***

Ülkeyi bu noktaya getiren ise malum, Brexit. May’in üç kere Parlamento’ya götürdüğü ve her seferinde reddedilen Brexit anlaşmasının kabulü için son tarih 31 Ekim. Bu vakte kadar Parlamento anlaşma üzerinde uzlaşamazsa… Yeni başbakan ya “anlaşmasız Brexit”i tercih edecek. Ki bu da ekonominin uzun vadede yüzde 9 küçülmesi demek. Ya da tekrar bir referandum yapılacak. Bu sefer ise halkın AB’den yana olması bekleniyor.

May de son günlerinde bu opsiyonları dile getiriyordu. Ama geç kaldı. Başa geldiği Temmuz 2016’dan beri “sert Brexit” çizgisinde olan Başbakan, son günlerinde yumuşattığı tonu baştan benimseseydi… Bugün ülke muhtemelen çoktan AB’den çıkmış, kendisi de iş başında olurdu.

Erken Seçim ve Trump

Erken seçim ise şu an gündemde yok. Zira Muhafazakâr Parti daha geçen hafta yapılan Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde tarihinin en düşük oyunu (yüzde 8) aldı. Bu da ülkede bugün seçim yapılsa, neredeyse kesin kaybedecekleri anlamına geliyor. Buna mukabil; aşırı sağcı 2 aylık Brexit Partisi’nin Başkanı Nigel Farage, AP seçimlerinde yüzde 32 oy alarak, ana akımı korkuttu. Seçim yapılırsa İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’in başbakan olma ihtimali de yüksek. Dolayısıyla Muhafazakâr Parti erken seçim kararı almayacaktır.

***

İşte tam da bu hengamenin ortasında, bir Trump eksikti. Gittiği her yerde zaten başlı başına kendisi deprem etkisi yaratan Başkan, İngiltere’yi iyice sarstı. Yaptığı bu ilk resmi devlet ziyareti öncesinde Johnson’ı desteklediğini, Farage’ı çok sevdiğini falan açıklayarak, zaten biçare olan İngiliz siyasetini iyice parça pinçik etti. 3 gün süren gezide Johnson’la görüşecek mi, May’e nasıl davranacak, Kraliçe’ye tavrı nasıl olacak, tartışıladursun…. Bir yandan da zavallı Johnson (Trump’ın açıklamalarının kendisine zarar vereceğini bildiği için) muhtemelen kaçacak delik arıyor.

Peki, bulacak mı? Bir sonraki yazıya cevabı gelmiş olacak.