Cemal Kaşıkçı

Eklenme Tarihi13.10.2018 - 1:30-Güncellenme Tarihi12.10.2018 - 23:23

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi Arabistan Konsolosluğu’na girdikten sonra ortadan kaybolması ve katledildiği iddiaları... Bu belirsizliğe dair sayısız senaryo ortalıkta dolaşırken, Ankara bana kalırsa çok akllıca bir strateji güdüyor.

Evvelki gün Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Suudi Arabistan’ın teklifi üzerine olayın aydınlatılması için ortak çalışma grubu kurulacağını açıkladı. Bu serinkanlı hamle hem soruşturmayı tek taraflı yürütmediğimizi ve iş birliğine açık olduğumuzu tüm dünyaya gösteriyor. Hem Suudi tarafını iş birliğine mecbur bırakıyor. Onların ve ABD’nin elinden bize karşı kullana- bilecekleri “Türkiye koordinasyona kapalı, biz ne yapalım” kozunu alıyor. Bizi töhmet altında kalmaktan kurtarıyor.

Bununla birlikte işin kokusunun kendiliğinden ortaya çıkması için de uygun ortamı yaratıyor. Çünkü iş birliği yapmadıkları takdirde bu hadisenin üstünü kapatmaya çalıştıklarına, olayın çok daha karmaşık olduğuna ve hatta başka istihbarat örgütlerinin dahil olduğuna dair kötü kokular çıkmaya başlayacaktır.

Kimi rahatsız ettiğine dikkat!

“Düşmanını yakınında tutacaksın” diye boşuna dememişler. Bir devleti büyük yapan unsurların başında bunu başarabilmek geliyor.

Bundan bahsetme sebebim ise İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs-Mısır dörtlüsü. Yani bölgemizin yeni koalisyonu... Bir süredir bu dörtlü hem Kıbrıs açıklarında ortak doğal gaz arama ve sondaj çalışmaları yapıyor. Hem de İsrail gazının Mısır üzerinden Avrupa’ya taşınması projesini başlatıyor. Ki İsrail’le ilişkilerimiz normalleşse, İsrail gazı Türkiye üzerinden Batı’ya taşınacaktı. Ancak bu dörtlü, ilişkilerin krizde olmasından faydalandı ve ihaleyi kaptı.

Sadece bu da değil. Evvelki gün ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Atina’yı ziyareti bir gelişmeyi daha açığa çıkardı: ABD Yunanistan’da daha fazla kalıcı asker ve üs bulundurmaya hazırlanıyor. Sanki Türkiye-ABD krizi en çok bu komşumuza yarıyor gibi görünüyor.

***

İşte bu gelişmeler kızışırken, son bir aydır İsrail basını Türkiye ile İsrail’in karşılıklı olarak büyükelçilerini tekrar geri göndereceğini yazıp çiziyor. Hatta ben de bunun üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Macaristan dönüşünde bu iddiayı sormuş, kendisinden “Şu an gündemimizde değil” yanıtını almıştım. Tam da Erdoğan bu yanıtı verdiği gün, bu sefer İsrail basınında başka bir haber çıktı. Aylar önce Başbakan Netanyahu’nun Güney Kıbrıslı ve Yunanlı mevkidaşlarına söylediği sözler, bu kadar zaman sonra evvelki gün basına sızdırıldı.

Buna göre Netanyahu Türkiye-İsrail ilişkileri için, “Tünelin sonunda ışık göremiyorum” diye yakınıyordu. Bu haber hem yeni bölgesel koalisyonun zirvesinden sızdığı için hem de tam da böyle bir güne “denk geldiği” için, zamanlaması oldukça manidar! Belli ki Türkiye-İsrail ilişkilerini dinamitlemek isteyen çevreler var.

Sırf bu bile Türkiye’nin İsrail ve Mısır gibi devletlerle ilişkisini geliştirmesinin bu koalisyonları nasıl dinamitleyeceğinin en güzel kanıtı. İkili ilişkilere biraz da bu geniş çerçeveden bakmak gerek.

AB referandumu?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta TRT’nin düzenlediği TRT World Forum’da AB ile üyelik müzakerelerini referanduma götürmekten bahsetmesi ortalığı bir anda velveleye verdi. Acaba AB ile yollar ayrılıyor mu, yüzümüzü Doğu’ya mı çeviriyoruz, eksen kayıyor mu? Malum tartışmalar yeniden alevlendi.

Ben ise Erdoğan’ın bu kartı, AB’ye “Süreci artık hızlandıralım” demek için kullandığını düşünenlerdenim. Almanya ve Hollanda ile ilişkilerin yumuşama emareleri göstermesi de bunu doğruluyor. Konuştuğum üst düzey bir yetkili de “AB ile ne olumlu, ne olumsuz bir gelişme var. Ama tango iki kişiliktir. Top şu an onlarda. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ya da Schengen vizesiyle ilgili artık bir adım bekliyoruz. Biz de çok yakın markajdayız, güçlü lobi yapıyoruz” diyerek bu niyeti teyit ediyor.

Yani endişeye mahal yok. İstikamet aynı. Sadece ufukta şimdilik yeni bir şey yok.