Çin istilası!

Bu resmi aklınıza kazıyın. Çünkü bu, Çin’in Balkanlar’ı da ele geçirdiğinin resmi. Batı’yı bu bölgede de solladığının göstergesi. Çin Başbakanı 11 Nisan’da Hırvatistan’a ayak basmak üzereyken ayaklarının altına serilen bu kırmızı halı, sanki Balkan ülkelerinin Pekin’e “Ne olur bizi hiç bırakma” diye yakarışı.

Çin istilası

Meydan Çin’e kaldı

“Sanırım Rusya’yı fazla ciddiye, Çin’i de fazla hafife aldık”.

Bunu söyleyen, Avrupa Birliği’nin (AB) Genişlemeden Sorumlu Üyesi Johannes Hahn. Mart başında Financial Times’a verdiği mülakatta böyle demesinin sebebi basit: Bugüne kadar Balkanlar’da Batı blokundan ABD’ye göre Avrupa çok daha etkiliydi. Özellikle AB üyeliği perspektifi üzerinden. Bu bölgede asıl rakibi ise Rusya olageldi. Birçok Balkan ülkesinin Ortodoks olması Moskova’ya “Slav-Ortodoks kardeşliği” kisvesi altında geniş alan açtı.

Ne var ki son veriler gösteriyor ki son 6 yılda Çin’in Balkanlar’daki altyapı yatırımları bırakın Rusya’yı, tüm AB üyelerinin toplamını geçmiş. Pekin’in 2013’te duyurduğu “Bir Kuşak, Bir Yol” projesi için (modern İpek Yolu) Balkanlar son derece stratejik önemde. Çin’in, Yunanistan’ın en büyük limanı olan Pire’nin çoğunluk hissesini satın alması bundan. Düşünün ki 2007-2017 arasında 16 Balkan ülkesine altyapı projeleri için 12 milyar euro yatıracağını duyurdu. Bu da bu ülkelerin Çin’e büyük miktarda borçlanmaları, yani göbekten bağlanmaları demek.

***

Avrupa ise zaten bir süredir kendi içindeki çalkantılardan dolayı Balkanlar’ı boşlamıştı. Özellikle mülteci meselesiyle birlikte tırmanan aşırı sağ, AB’nin genişleme dalgasını da frenledi. Bundan sonra uzunca bir süre de böyle kalacak gibi görünüyor.

İşte böyle olunca da boşluğu Çin kaptı. Tam da bu yüzden Balkan ülkeleri Çin Başbakanı’nın önüne halılar seriyor. 11-12 Nisan’da Hırvatistan’da yapılan “16+1” zirvesi de bu durumu iyice ortaya koydu. Çin’le birlikte 16 orta ve doğu Avrupa ülkesini kapsayan bu grup, 2012’den beri her yıl toplanıyor. Bu yılkinin farkı ise, gündeme ilk kez Çin’in İpek Yolu projesinin damga vurmasıydı. Ayrıca Pekin ilk defa 400 gibi dev bir sayıda iş insanıyla zirveye katılarak resmen gövde gösterisi yaptı. İmzalanan ikili anlaşma sayısı da rekor düzeyde.

Avrupa bölünme paniğinde

Çin’in nüfuzu AB içinde “Eyvah! Ya Çin bizi bölerse?” korkusunu tetiklemiş durumda. Bu yüzden Pekin’in Avrupa’daki yatırımlarına yavaş yavaş yasal sınırlamalar bile getiriyorlar. Özellikle de Çin’in dünya liderliğine oynadığı bilgi teknolojisi alanında.

İşte bu panikle Almanya ve Fransa liderleri Merkel ve Macron belli ki sonunda “birlik zamanı” dediler. Bugüne kadar hep sadece Merkel’in liderlik ettiği “Batı Balkan Ülkeleri Zirvesi”ni ilk kez ikisi birlikte düzenlediler. Ne var ki geçen pazartesi Berlin’de yapılan zirvede öne çıkan şey yine AB içindeki bölünme oldu. Bir süredir tartışılan Kosova ile Sırbistan arasındaki toprak değişimi önerisinde yine anlaşamadılar.

AB’nin Dış İlişkiler ve Güvenlik’ten sorumlu temsilcisi Mogherini bu öneriyi (ABD ve Rusya ile birlikte) desteklerken, Merkel ve Macron yine karşı çıktılar. Bunun Balkanlar’ı tekrar karıştıracağı endişesiyle. İşte AB’nin bu bir türlü birlik olamama hali de Çin’e daha fazla alan açıyor. Dolayısıyla, Pekin’in AB’yi bölmesine gerek kalmadan zaten onlar kendileri bu işi gayet iyi hallediyor!

Ama yine de dikkat: Avrupa-Çin rekabeti, zamanla Almanya-Fransa-Çin arasında daha fazla iş birliği ve ortaklığa dönüşebilir.

***

Gelelim bize... Bir süredir Batı ile Rusya arasında denge gözetmeye çalışırken, artık bu denkleme Çin’i de eklememiz gerekiyor. İşimiz kolay değil.