Güvende miyiz?

Eklenme Tarihi13.02.2018 - 23:35-Güncellenme Tarihi13.02.2018 - 23:35

Türkiye’nin milli güvenliğini geliştirmesi şu an her şeyden önemli. Hatta belki de Kurtuluş Savaşı’ndan beri bu ihtiyaç hiç bu kadar hasıl olmamıştı.

Bunun başlıca sebebi, sınırlarımızın ötesinden bize yönelik gitgide artan tehditler. Irak ve Suriye’nin parçalanma sürecinde oluşu ve bundan kaynaklanan başta PKK/YPG olmak üzere- terör tehdidi en öncelikli beka sorunu. Bununla birlikte, ABD ile aramızda gitgide derinleşen kriz, sadece Batı’ya bağımlı bir savunma sistemimizin olmasını riskli kılıyor. Rusya gibi farklı kaynaklarla çeşitlendirmemiz şart. Bu kriz aynı zamanda da güçlü bir “milli ve yerli” savunma sanayii oluşturmamızı gerektiriyor. Zira ancak o zaman olası silah ambargolarına ve siyasi dalgalanmalara karşı daha sert bir bağışıklığımız oluşur.

Hava savunmamız

Peki, savunmamızı güçlendirmek için bugün neye ihtiyacımız var? Savunmanın üç ayağı var: Hava, kara ve deniz. Hava savunmasının ise iki boyutu var. Biri balistik füze savunması, diğeri ise seyir füzelerine ve roketlere karşı savunma. Birincisine yönelik, hem Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi alıyoruz hem de NATO altyapısıyla uyumlu olan İtalya-Fransa üretimi EUROSAM sistemini.

Bununla birlikte Irak ve Suriye’den topraklarımıza sık sık atılan roketlere ve kısa menzilli seyir füzelerine karşı da savunmamızı geliştirmemiz gerekiyor. EDAM (Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi) Başkanı Sinan Ülgen, buna yönelik en gelişmiş ve test edilmiş olan sistemin İsrail’in Hizbullah’a karşı geliştirdiği “Iron-Dome” adlı füze savunma sistemi olduğunu söylüyor.

Şu an Türkiye özellikle DEAŞ roketlerine karşı yerli Korkut ve Serhat hava savunma sistemlerini kullanıyor. Ancak roketlere karşı savunma, hava savunmasının en zorlu kısmı. Dolayısıyla, bu sistemler geliştirilmeye muhtaç.

Kritik kara güvenliği

Gelelim kara savunmamıza. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarının gösterdiği gibi, TSK karşı karşıya olduğumuz tehditlere karşı gitgide daha fazla yerli kara unsuruna ihtiyaç duyacak gibi görünüyor. Bu kapsamda Almanya’dan aldığımız Leopard tankları son teknolojiye uyarlanmış, yani modernize edilmiş değil.

“Milli ve yerli” Altay tanklarında ise yeni nesil tanksavar teknolojisi olacak. Ancak bu tanklar henüz envantere girmedi. EDAM Savunma Analisti Dr. Can Kasapoğlu, tanklara ve zırhlı araçlara aktif koruma sistemi sağlanmasının hayati olduğu görüşünde. Buna yönelik Aselsan yapımı “Akkor” sisteminin ise ancak 2020’lerde envantere gireceğinin altını çiziyor. Aynı zamanda sınırlarımızın ötesinde giderek artan askeri üslerimizin de çoğaltılması gerektiğini düşünüyor. “Bu üsler jeopolitik açıdan doğru yönetilirse,
altın değerinde” diyor.

***

Deniz savunmamız
ise dışa bağımlılığımızın yüksek olduğu bir alan. Malum, Ege ve Akdeniz’de sular ısınıyor. Bu yüzden deniz Kuvvetleri yeteneklerinin tahkim edilmesi çok kritik. Kasapoğlu milli denizaltı projemizi hızlandırmamızın önemli olduğunu, Almanya
ile askeri işbirliğinin de
bu alanda belirleyici
olduğunu söylüyor.