Kuşatma

Doğu Akdeniz’de bugüne kadar görülmemiş bir kuşatma altındayız. Güney Kıbrıs, arkasına bölgeden Yunanistan, Mısır ve İsrail’i, dünyadan da ABD ve AB’yi almış, Türkiye’yi tecrit etme derdinde. Egemenlik haklarını savunan Türkiye ise, bu deniz sahasından çıkan enerji kaynaklarından mahrum bırakılmakla ve üstüne de AB yaptırımlarıyla karşı karşıya.

Ancak hiçbir şey için geç değil. Doğru ve hızlı diplomatik adımlarla bu kıskacı lehine çevirmesi mümkün. Ama önce bu noktaya nasıl gelindi, onu anlayalım...

Değişen bölge

Türkiye 2011’de KKTC ile imzaladığı “Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması”na kadar, Doğu Akdeniz’deki enerji denklemine aslında bigâne kaldı. Zira önce Kıbrıs sorununun çözülmesi, sonra enerji denkleminin kurulması gerektiğini savundu. Ne var ki Güney Kıbrıs, Yunanistan ve AB’nin Kıbrıs çözümünü engelleyen adımları yüzünden bir ilerleme kaydedilemeyince... Bugüne getiren gidişatın önünü alamadı.

Bununla birlikte, son 10 yılda Doğu Akdeniz havzasında muazzam bir enerji potansiyeli olduğu ortaya çıktı. 2009’da İsrail’in açıklarında gaz yatakları bulması, onu Mısır’ın izlemesi, o günlerde ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi’nin bölgede 3.5 trilyon metreküp doğal gaz ve 1.7 milyar varil petrol rezervi bulunduğunu açıklaması, bölgeye bakışı bir anda değiştirdi. Kıbrıs aniden dünyanın en pahalı “arsalarından” biri haline geldi.

***

Aynı zamana denk gelen Arap ayaklanmaları ise, bölgedeki dinamikleri daha da hızlı değiştirdi. Birçok ülkede egemenlik sorunları baş gösterdi. Suriye başta olmak üzere. Türkiye’nin İsrail ve Mısır’la ilişkilerinin bozulması da yine bu döneme denk geldi. Tüm bunlar da daha önce bir araya gelmesi imkânsız olan “4 benzemezin” (İsrail, Mısır, Güney Kıbrıs-Yunanistan) enerji bloku kurmasını kolaylaştırdı.

Rusya’nın bölgede ABD kadar etkin bir güç haline gelmesi de hesapları değiştiren bir diğer etken oldu. Batı, Avrupa’nın Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltmak için harekete geçti. Bu yüzden yeni bölgesel bloka desteğini artırdı. Türkiye’nin Rusya ile olan yakınlığı da elbette bunda etkili oldu. S-400 sisteminin Türkiye topraklarına tam da Doğu Akdeniz geriliminin tavan yaptığı günlerde varması, kaderin bir cilvesi olmasa gerek.

Son olarak: Doğu Akdeniz, Çin’in “Tek Yol Tek Kuşak” projesinin de atar damarı. Dolayısıyla, Batı’nın burayı kendi kontrolüne almak istemesi, dünya dengelerinde de önemli bir etken.

Türkiye harekete geçti

İşte ortaya çıkan bu tabloda Güney Kıbrıs’ın başı çektiği yeni bölgesel blok, Türkiye’nin 200 millik kıta sahanlığını kısıtlamaya, ülkeyi kuzeye doğru iteklemeye çalışıyor. “Türkiye de Doğu Akdeniz’in -özellikle 90’larda başını ağrıtan- Ege Sorunu’na dönüşmesini istemiyor. Buradaki egemenlik haklarının ihlal edilmesine karşı çıkıyor. Zaten 2011’de KKTC ile Kıta Sahanlığı Anlaşması imzalaması da bundan” diyor Enerji ve Güvenlik uzmanı Dr. Hasan Selim Özertem. Yani bunun her şeyden önce bir egemenlik mücadelesi olduğunun altını çiziyor.

Bununla birlikte, Ankara, bu havzadan çıkan enerji kaynaklarından kendine ve KKTC’ye düşen payı almak istiyor. “Ben Kıbrıs’ın 3 garantör ülkesinden biriyim. Buraya kıyıdaş olmayan ülkelerin söz hakkı yoktur” diyerek uluslararası hukuka dayanan haklarını vurguluyor. Türklerin Rumlarla eşit haklara sahip olduğunu, bu yüzden de Ada’nın zenginliklerinden ortak faydalanmaları gerektiğini savunuyor. Bu da işin enerji boyutu.

***

Peki, Türkiye bu haklarına nasıl kavuşabilir? Bu oyunu en başta yazdığım gibi- kendi lehine nasıl çevirebilir? Bir sonraki yazıda...