Bir diyar hayal edin. Kimse kimseye “Sen hangi dindensin?” diye sormuyor. Başkalarının hangi ırktan olduğuyla ilgilenmiyor. Farklı dinler, mezhepler, ırklar o kadar iç içe geçmiş ki hep birlikte eriyip, ortaya sonsuz renkli bir ahenk çıkarıyor.

İçinde bulunduğumuz coğrafyayı düşününce biliyorum bu imkânsız gibi geliyor. Zira bugün bölgemizde bırakın farklı ırkları ve dinleri, mezhepler bile kendi içinde çatışıyor. 
Ama böyle bir coğrafyada öyle bir yer var ki sanki tek başına dimdik ayakta, tüm bunlara meydan okuyor. 
Orası, Mardin.
İnanç özgürlüğü
Geçtiğimiz hafta sonu beni Mardin’e götüren, TÜRGEV’in (Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı) kız öğrenciler için açtığı yurt oldu. 1996’dan beri ayakta olan bu vakıf, bugüne kadar Anadolu’nun farklı yerlerinde 10 bin küsur kız öğrenci okutmuş. Mardin’deki yurtta da yüzlerce kız çocuğu kalıyor. 



Şehre ayak basar basmaz soluğu aldığım kız yurdunda tanıştığım TÜRGEV Yönetim Kurulu Başkanı Arzu Akalın, “Mardin ruhu”nu bizzat benimsemiş ve uygulayan bir avukat ve yönetici. Bu şehirden çıkan birçok ismin dünya tarihinde büyük izler bıraktığını anlatıyor. 2015’te Nobel Kimya Ödülü’nü alan Aziz Sancar gibi. Şehirdeki özgür atmosferin, böyle insanların yetişmesine imkân verdiğini söylüyor. 
İşte TÜRGEV de bu bilinçle yüzlerce kız çocuğunu okutmak için Mardin’e gelmiş. “Her birimizin içinde, insanlık için bir şeyleri değiştirebileceğimiz bir potansiyel var. Biz bunu açığa çıkarmak için uğraşıyoruz” diyor Arzu Hanım. Ve bu potansiyelin en çok Mardin gibi bir atmosferde ortaya çıkabileceğini çok iyi biliyor. Oradaki kız çocuklarından yeni Aziz Sancar’lar çıkarmak için 
canla başla çalışıyor.
Mülteciler ve Mardin
Mardin’deki bu inanç özgürlüğü, buraya akın eden mültecilere de yansımış. Suriye sınırında bulunan Urfa, Hatay gibi diğer illerde mültecilerle yerel halk arasında zaman zaman çıkan çatışmalar basına yansıyor. Oysaki Mardin’de istisnalar dışında- böyle bir durum söz konusu değil. 
Gelen mülteciler buraya entegre olmuş. Mardin’in 
özü onları da kucaklamış.
Zaten şehir milattan önce 4500 yılından beri her gelene kollarını açmış. Sümer, Hitit, Asur, Pers, Roma, Bizans, Selçuklu, Artuk, Osmanlı... Hepsi burada yaşamış. Şehir onlardan kalan tüm renkleri harmanlamış. Bu yüzden sokaklarda kilisenin hemen yanında bir cami, manastırın tam bitişiğinde bir medrese görüyorsunuz.   
Mihmandarlığımı yapan Muzaffer Bey’e nereli olduğunu sorduğumda, “Annem Arap, babam Kürt. Ben ikisiyim de” diyor. Zaten Mardin’de birçok köyde Arap, Süryani, Kürt, Türk birlikte yaşıyor. Düşünün ki tüm bunlar, dinler ve ırklar arasında lime lime olmuş Suriye’nin tam sınırında oluyor! Zaten bizi sınır ötemizdeki ülkelerden ayıran tam da bu değil mi? 
İşte Mardin sanki bize geçmişimizi ve özümüzü hatırlatmak için çırpınıyor.
*
Hem ülkemizdeki, hem tüm bölgedeki ayrışma ve çatışmaların panzehri de işte bu “Mardin ruhu”. Kaldı ki inanç özgürlüğü, sadece güvenlik ve barış getirmiyor. Arzu Hanım’ın söylediği gibi, 
özgür düşüncenin ve bilimin yolu da buradan geçiyor.
Etiketler