Neye dayanarak bunu diyorsunuz?

Eklenme Tarihi28.12.2017 - 0:10-Güncellenme Tarihi28.12.2017 - 9:57
Darbeyle mücadele eden sivillere yargı muafiyeti getiren KHK’nın  15 Temmuz’la sınırlı olduğunu söyleyen Erdoğan, Gül’ün “muğlak ifadeler kaygı verici” açıklaması için “Hangi madde sizi bu muğlaklığa itebiliyor? Bu üzücü olmuştur” diye konuştu



Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kamuoyunda tartışmalara neden KHK’nın 121. maddesinin sadece 15 Temmuz’u kapsadığını belirterek, “Bunun dışında hiçbir şey söz konusu değil” dedi. Erdoğan, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “muğlak” bulduğu ifadelerinin sorulması üzerine“Neye dayanarak siz böyle bir muğlaklıktan bahsediyorsunuz? Hangi madde sizi bu muğlaklığa itebiliyor? Bu üzücü olmuştur” dedi. 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Çad’dan Tunus’a geçerken uçaktaki gazetecilere yaptığı değerlendirmeler ve sorulara verdiği yanıtlar şöyle:   

BİRİLERİ KÖPÜRTÜYOR: (Son KHK ile 15 Temmuz ile ilgili olarak sivillere yönelik yapılan düzenleme tartışma yarattı. Muhalefet partileri “paramiliter güç ve iç savaş yaratır” eleştirisi getiriyor. Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de hukuken muğlak bulduğunu söyledi. Bu eleştirilere ne dersiniz ve bir değişiklik olacak mı?) Bu konuyla ilgili olarak, “15 Temmuz’da gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemler” ibaresi geleceğe yönelik belirsiz bir genişlikte yorumlanırsa şeklinde bir tartışma yapanlar var.. Bu düzenlemenin neyle ilgili olduğu aslında belli. Nitekim bundan önce de bu ifadenin yer aldığı dört ayrı KHK düzenlemesi yapıldı. Onların hiçbirine dair bu güne kadar kimse ses çıkarmadı. Şimdi bu son KHK’yı birileri köpürtmeye başladı. Oysa dediğim gibi bu sadece 15 Temmuz’u kapsayan bir olaydır. Bunun dışında hiçbir şey söz konusu değil. 

MUĞLAKLIKTAN BAHSETMESİ ÜZÜCÜ: Geçmiş cumhurbaşkanımızın da, burada kalkıp maalesef bir muğlaklıktan bahsetmiş olması üzücüdür. Neye dayanarak siz böyle bir muğlaklıktan bahsediyorsunuz? Hangi madde sizi bu muğlaklığa itebiliyor? Bu üzücü olmuştur. Kendileri tarafından yapılan o açıklama, aldığı retweet’lerle süreci çok farklı bir yere doğru işletmiştir. Ama şunu söyleyeyim: Gerek Adalet Bakanımız gerek Hükümet Sözcümüz bu konuyla ilgili gerekli cevapları vermiş durumdadırlar. Çıkarılmış olan yasal düzenleme son derece açıktır; biz bu düzenlemenin kararlılıkla ve aynen devamından yanayız. İddia edildiği türden, ilerde yanlış yorumlamalar gündeme gelecek olursa, o vakit gereken müdahale zaten yapılır. Öyle bir durumda, ya yargı ya da parlamento, gereği neyse yapar elbet.

SÜRECİ HIZLANDIRMAK İÇİN: Bu KHK’lar biliyorsunuz zaten parlamentoya da gidecek. Biz KHK’lar ile sadece süreci hızlandırıyoruz. Mesela, taşeronu da KHK’ya koymamış olsak, konu önümüzdeki yıla kalacaktı. Yani onu KHK’ya koymamızın nedeni de süreci hızlandırma amaçlıdır. Ama o da elbette Meclis’e gelecek, orada tartışılacaktır. (Taşeronu geri planda tutmak için tartışma kasten mi çıkarıldı acaba?) Yok canım alakası yok. Biz doğru bildiğimizi yapacağız ve yolumuza devam edeceğiz.

28 ŞUBAT’TA BANA DÜŞEN İZLEMEK: (28 Şubat için ‘FETÖ’nün kumpas davası, FETÖ’cü savcının iddianamesi diyenler de oldu. Bundan rahatsız olanlar da var. Sizin düşünceleriniz nedir?) 28 Şubat’ın yanında olan bir kesim var. Bir de karşısında olan bir kesim var. Cumhurbaşkanı olarak bana düşen nedir? Sadece izlemektir, meselenin takibidir ve “Gereği neyse bunu yargı yapar” demektir... Ortada öyle ciddi bir kombinezon vardı ki bu kombinezonla birlikte o zaman bu adımlar atıldı. 28 Şubat bu şekilde yapıldı. Şu anda da yargı buradaki bu sıkıntıyı, yanlışı gördü, bu suretle tekrar bu işi masaya yatırdı, dosyalar yeniden gündeme geldi. Yargılama süreci tekrar başlamış oldu. Biz diyoruz ki: “Yargı burada adil bir şekilde kararını versin, işi sonuçlandırsın.”

YARGI MAKAMINA OTURTMAYIN

(Savcının mütalaasında dönemin medya kuruluşlarına atıf var. Sadece askerler mi yargılanacak, sivillerle ilgili bir şey başlar mı?): Beni yargı makamına oturtmayın. Hani şair diyor ya: “Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;/Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!”. Şunu söyleyebilirim: Biz elbette mazlumların, mağdurların yanında oluruz.

SSM’de 11 yıllık tecrübem var

(Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nın Cumhurbaşkanlığı’na bağlanması) Savunma Sanayii’nde  Başbakan olarak 11 yıllık tecrübem var. 11 yıl toplantılara başkanlık ettim, nerelerde aksama var, nerelerde yok, yakından gördüm. Sistemin birlikte çalışması lazım. Havelsan, Aselsan, TAI vs. hepsi kendi başına bir hegemonya oluşturduklarında netice almak mümkün olmuyor. Buraları da FETÖ istila etmişti. Ne kadar temizlik yaparsanız yapın, oraların hücrelerine kadar sinmişler. Bu işi şöyle bir merkeze bağlayalım, bağlarken de Başbakan da Savunma Sanayii’nde icra komitesinde olacak. Konsey içinde İçişleri Bakanı, Genelkurmay Başkanı, Milli Savunma Bakanı ve Savunma Sanayii Müsteşarı var. Yedi kişilik bir ekiple yöneteceğiz. Buradan seri kararlar çıkarmak ve çok başlılığı ortadan kaldırıp süratle netice almak istiyoruz.

Kudüs için liderlik sürecek mi?

13 Aralık’ta İstanbul’a attığımız adım önemli bir başlangıçtı ama 13 Aralık bu işin bittiği nokta değil. Arkasından, Türkiye ve Yemen’in müracaatı ile BM Genel Kurulu’nun hemen toplanması, ABD’nin veto ettiği tasarının oradaki oylamada 9’a karşı 128 oyla kabul edilmesi önemli bir gelişme olmuştur. Oylama sonucunun ABD’yi tutumunu yeniden gözden geçirmeye sevk etmesini diliyoruz. Şimdi gerekli diğer adımları da atmak lazım. Bu çerçevede Filistin devletinin tanınması önemli. Bazı ülkeler var ki onlar Filistin’i tanırsa, AB üyelerinin ciddi bir kısmı da Filistin’i hemen tanıyabilir. 
VATİKAN ZİYARETİM OLABİLİR: (Hangi ülkeleri kastediyorsunuz?) İsim vermek doğru olmaz. Ama bizim ikili görüşmeler yapmamız lazım. Markajları geliştireceğiz, genişleteceğiz. Bunların bizzat Mahmut Abbas’a da verdikleri sözler var. Sayın Abbas ile konuşuyoruz. İnşallah şu adımdan sonra yapacağımız ziyaretlerle ve telefon görüşmeleriyle bu süreci devam ettireceğiz. Ben Sudan’da bulunduğum esnada Kral Abdullah ile de telefonda görüştüm. Hepsinin Türkiye’ye karşı bir muhabbeti var. “Sizin bu işin bu şekilde takipçisi olmanız bizi de çok daha farklı bir yere doğru taşıdı” diyorlar. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un da benimle bir görüşme talebi oldu. Onunla da telefonda görüşeceğiz. Ayrıca Fransa ziyaretim olabilir. Onlar da bizi bu konuda yalnız bırakmadılar. Belki bir Vatikan ziyaretimiz olabilir. Papa biliyorsunuz beni ziyaret etmişti. Şimdi iade-i ziyaret yapabilirsek, bu konuları Papa’yla yüz yüze de görüşme imkanımız olabilir. 


TRUMP İLE GÖRÜŞME: (ABD Başkanı Trump ile de bir telefon görüşmeniz olabilir mi?) Görüşmemek için bir sebep yok. Görüştüğümüz zaman, tabii ki düşüncelerimizi aktarırız; yanlış karardan  dönmelerinin isabetli olacağını, mevcut gidişatlarının doğru olmadığını kendilerine elbette anlatırız. 

‘UCM, El Beşir’i bizden istedi güldük geçtik’



Türkiye’den Cumhurbaşkanlığı düzeyinde Sudan’a ilk ziyareti yaptım. Sudan’da Ömer El Beşir’e dünyadaki malum güçler tarafından nasıl bakıldığı, onun nereye konumlandırıldığı ortada olan bir gerçek. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) İstanbul’da İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) malum olağanüstü liderler zirvesini yaptığımız sırada bize bir mektup gönderdi. Mektupta “Aldığımız bilgilere göre Ömer El Beşir Türkiye’de. Dolayısıyla Beşir’in tutuklanarak tarafımıza verilmesi” diye bizden bir talepte bulundu. Biz bir defa oraya zaten üye değiliz. İki adamlar kim nerededir, kim kimdir hala bunun farkında değiller. Böyle bir şeye ancak gülünür. Bizimle İİT’in bir üyesi olarak böyle bir zirveye katılmış bir insani biz kalkacağız sana teslim edeceğiz. Bu nasıl anlayıştır, nasıl bir mantıktır? Bunu anlamak mümkün değil. Sadece güldük geçtik. Sen kalkacaksın 251 insanımı şehit eden FETÖ’nün başını bana teslim etmek için en ufak bir mücadele vermeyeceksin.  Kalkacaksın burada Ömer Beşir ile alakalı olarak benden kendisini isteyeceksin. Çok gülünç konumdaki uluslararası kurumlar var. Bizim daha önceden planladığımız Sudan ziyaretimizi, o zirveden 10-15 gün sonra gerçekleştirmemiz de gerçekten güzel oldu.
 
GELECEK AFRİKA’DA: Sudan FETÖ ile mücadelede kararlı bir duruş sergiledi. Okullar Maarif Vakfı’na devredildi. Bundan sonraki süreçte de aynı kararlılığı beklediğimizi ifade ettik. FETÖ mensupları sınır dışı edildi, ama kaçanlar olmuştur. FETÖ ile mücadelemiz tüm Afrika’da devam edecek. Çad’da da FETÖ okulları Maarif Vakfı’na devredildi. İdris kardeşimiz de “Bu iş bitti, endişe etmeyin, Maarif Vakfı’na devredildi, merak etmeyin” dedi... Hartum Üniversitesi’nin şahsıma tevdi ettiği doktora unvanı coşkusunu da katılanlar gördü. Ömer El Beşir devlet nişanı takdim etti, ben de milletimin adına kabul ettim. Bu ziyaretimiz Afrika ile münasebetlerimizi farklı yeni bir boyuta taşıyacaktır. Geleceğin Afrika’da olduğunu görüyoruz. Bu geleceği ıskalayamayız. Sömürge planları ile gelmedik, geçmişimizde emperyalizmin kokusu yok. Bütün arzumuz, Afrika’nın kendi ayakları üzerinde durabilmesidir.

SUDAN’DAN ET ENDÜSTRİSİ KURABİLİRİZ: Sudan’da TİGEM’e 12 bin 500 hektarlık arazi teklif edildi. Tarım faaliyetlerine başlamamız için önemli bir adım olacak. Sudan’da hayvancılık ileride ama teknoloji olarak tarımda çok iyi bir noktada değiller. Eğer biz hem teknoloji hem de et ve mamulleri konusunda adım atarsak önemli bir gelişme olur. Böylece Sudan sadece canlı hayvan ve karkas hayvan safhasını aşıp, işlenmiş hayvan safhasına ulaşabilir. Böyle bir endüstriyi Sudan’da kurmak mümkün olursa, ki arazi de çok büyük, bunu değerlendirme imkanı da farklı olacaktır. Hayvanları Suudi Arabistan’a ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne canlı verdiklerinden bahsettiler. Bunları işleme konusunda iyi bir noktada değiller. TİGEM ile birlikte teknoloji kullanarak ortaklaşa yapacağımız çalışma ile daha iyi bir noktaya geliriz.

TURİZMDE CİDDİ ADIM: Kızıldeniz Port Sudan’da ise ekonomik bölge konusunda çalışma yapıyoruz. “Sevakin Adası’nı bize tahsis edin” dedik. Bunu kabul etti. Bir kaç tane özel şahıslara ait yerler varmış, “Onları da görüşelim, bunları da almamız halinde tahsis edelim” dedi. Bu gerçekleşirse TİKA ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın hazırlayacağı projeye göre ve aslına uygun olarak orayı yaparız. Bir de oradaki 300 odalı kervansaraydan bahsettiler. Bunu göremedik. Bunlar gerçeğe dönüşürse turizmde çok ciddi adım atılabilir. Türkiye’den umre ziyaretlerine Sevakin Adası üzerinden gitmek mümkün olur. Buraya kadar uçakla gelinip, oradan deniz yolu ile karşıya geçilir. Tarih yeniden ayağa kalkar. Biz de bunu gecikmeden yapalım dedik. O da söz verdi. (Sevakin Adası’ndaki projede aynı zamanda askeri liman olacağı doğru mu?) Askeri liman diye bir şey yok. Biz o adayı yeniden ayağa kaldırmak istiyoruz.

ENCEMİNE TÜRK KÜLTÜR KÜLLİYESİ: Çad’a da yine cumhurbaşkanı düzeyinde ilk ziyareti gerçekleştirdik. 7 anlaşma imzaladık. Kendilerinden 200 dönümlük arazi istedim, kırmadı. 230 dönüm, artı 10 dönüm daha aldık. Onu da büyükelçilik için istedik. Ve bu 230 dönümlük arazide Afrika için örnek bir proje yapacağız. Bu külliyenin içinde Türk Kültür Merkezi, kadın yaşam merkezi, sağlık merkezi, ticari birim merkezi, lokantalar ve kahveler, mescit, TİKA’nın ofis lojmanı ve İslam Konseyi binası olacak. İçine Ziraat Fakültesi yapılmasını talep ettiler. Bunu da külliyenin içine yerleştireceğiz. Süratle tamamlayacağız. Adı Encemine Türk Kültür Külliyesi. Afrika’da örnek bir proje olacak... Boka Haram terörüne karşı Çad’ın yanındayız. 

AB süreci canlanır mı?

(Almanya Hollanda gibi ülkelerden Türkiye’ye yönelik olumlu açıklamalar geliyor. Oralara ziyaretler olur mu? AB sürecimizde bir canlanma yaşanır mı?) Bu seyahatlerin olmaması için hiçbir sebep yok. Her zaman söylüyorum: Biz düşmanı azaltmaya, dostu çoğaltmaya mecburuz. Ne Almanya’yla, ne Hollanda’yla, ne Belçika’yla problemimiz var. Tersine oralarda iş başında olanlar benim eski arkadaşlarım. Bana karşı yanlış da yaptılar, o ayrı. Yoksa ben mesela Hollanda Başbakanı Rutte ile çok iyi görüşürdüm. Belçika hakeza öyle. Almanya’yı belirtmeme bile gerek yok. Steinmeier olsun, Merkel olsun, bunlarla münasebetlerimiz çok çok farklı olmuştur hep. Sorunlar oldu ama son görüşmelerimiz gayet iyi. Kudüs meselesinde görüştüğümde destek istedim, onlar da bizimle aynı çizgideydiler. Birkaç gün önce Steinmeier’i teşekkür için aradım. Rutte bizimle ilişkileri geliştirmek için bazı sinyaller veriyor. Tüm bunlar memnuniyet verici. Biz AB’yle, AB ülkeleriyle elbette ilişkilerimizin iyi olmasını arzu ederiz. 
 

Bu ‘#olayıngeçmişi’ni Sonra Ne Oldu’da daha detaylı oku