Herkesin aklında aynı soru: Kuzey Kore ile ABD arasında nükleer savaş çıkar mı? Üçüncü Dünya Savaşı yolda mı?

En son söyleyeceğimi en baştan yazayım: Böyle bir savaş ve sıcak çatışma, şu an ihtimal dışı görünüyor. Birçok sebepten dolayı.

*

1. sebep; Trump faktörü. Bu krizin bir aktörü, Kuzey Kore’nin çılgın ve nükleer denemeleri dışında adını hiç duymadığımız lideri Kim Jong-un. Diğeri de en az onun kadar çılgın Donald Trump. Ve Trump, şu anda kendi paçasını kurtarma derdinde. Başkan olarak azledilme ihtimali gün gibi belirdi. Washington da akıbeti belirsiz bir başkanla küresel bir savaşa girmeyi göze almayacaktır.

Bir diğer sebep, destek eksikliği. Mesela 1950’de ABD Başkanı Truman Kore Savaşı’na girme emrini verdiğinde, kamuoyunda muazzam bir desteği vardı. Türkiye dahil ABD’nin tüm müttefikleri ve Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası toplum da arkasındaydı. Bugün ise ABD ve Kuzey Kore dışında herkes itidal çağrısı yapıyor.

Kuzey Kore’nin doğrudan tehdidi altında olan, en azılı düşmanı Güney Kore bile açıktan “savaş” demiyor. Dahası Güney Kore, Pasifik bölgesinin yeni egemen gücünün Çin olduğunu görüyor. Ve savaşa karşı çıkan Çin’i karşısına almaktan kaçınıyor.

*

Bugün uluslararası denklem de 1950’dekinden çok farklı. Artık tek kutuplu bir dünya yok. ABD Trump’ın da etkisiyle- hızla prestij kaybediyor. Uluslararası ve bölgesel krizlerde oynadığı yapıcı rolü kaybedeli de çok oldu. Diğer yandan, Çin ve Rusya yeni küresel güçler olarak beliriyor. Kuzey Kore meselesinin de diyalogla çözümünden yanalar. ABD de artık bu dengeyi göz önüne almak zorunda.

Asıl dert Çin

Gelelim asıl dananın kuyruğunun koptuğu yere. O da aslında bu meselenin Kuzey Kore’yle hiç ilgisinin olmaması! Trump’ın asıl derdi, Çin. Bu gitgide büyüyen dev, uzak olmayan bir gelecekte ABD’nin yerini alacak gibi. Bu durum da ABD’yi ön almaya, Çin’in daha da devleşmesini engelleyecek stratejiler geliştirmeye itiyor. Bunu Trump’ın eski baş stratejisti Steve Bannon açıkça söylemişti.

Ancak Washington Çin’i doğrudan karşısına almak yerine, kuşatma politikası izliyor. Çin, Kuzey Kore’nin en büyük ticaret ortağı ve tek müttefiki. İşte ABD de şimdi Çin’i önemli bir ortağından ayırmaya çalışıyor. Beş gün önce “Kuzey Kore ile iş yapan bütün ülkelerle ticareti kesmeyi düşünüyoruz” diyerek Çin’le Kuzey Kore’nin ticaretini hedef alması bundan.

*

Çin’i Güney Kore üzerinden de kuşatıyor. Bu krizi bahane ederek Güney Kore’yle devasa silah anlaşmaları yapıyor. Ve ülkeye füze savunma sistemini yerleştiriyor. Daha uzun vadeli stratejisi ise şu: Güney Kore’nin 9 Mayıs’ta seçilen Cumhurbaşkanı Moon Jae-in, Kuzey Kore ile işbirliğinden yana. ABD de seçim öncesi bu adayı açıktan desteklemişti. Yani aslında ABD -görünenin aksine- Kuzey ve Güney Kore’nin uzlaşmasını, böylelikle Çin’i iyice yalnızlaştırmayı hedefliyor.

*

Son olarak; ABD Kuzey Kore’yle savaşın en çok Çin’in ekmeğine yağ süreceğini bal gibi biliyor. Zira bu, Çin’in bir süredir dünya sahnesinde öne çıkarttığı “yumuşak gücünü” daha da parlatır.

Hepsinin ötesinde: 2. Dünya Savaşı sonrasında uluslararası kimliğini “barış inşası” ve “nükleer silahsızlandırma” üzerine kuran ABD, 1945’ten bu yana insanoğlunun göreceği ilk nükleer saldırıyı yapıp, zaten epey zayıflamış olan bu kimliğini tamamen darmaduman eder mi? Sizce?