Sırada İran mı var?

İsrail’de geçen hafta yapılan seçimlerden Netanyahu yine Başbakan çıkınca, gözler Filistin’e çevrildi. Zira seçimlerden hemen önce Başkan Trump, Suriye’deki Golan Tepeleri’nde İsrail’in egemenliğini tanıdığını açıkladı. Hemen üstüne de Netayahu bu sefer seçilirse Batı Şeria’yı ilhak edeceği sözünü verdi. Ki bu da Filistin devletinin ve iki devletli çözüm planının sonu demek.

Ama yine de gözlerin çevrilmesi gereken asıl yer Filistin değil, İran. Çünkü aynı günlerde Trump bir bomba daha patlattı ve İran ordusunun en güçlü parçası olan İran Devrim Muhafızları’nı “terörist” ilan etti. Koltuğa oturduğundan beri en çok İran’ı hedef alan Başkan’ın bu hamlesi elbette şaşırtmadı ama bizi bekleyen gidişatın işaret fişeğini yaktı. Şimdi asıl soru: ABD ve İsrail Tahran’a karşı askeri bir operasyon mu başlatacak? İran-İsrail gerilimi ne kadar tırmanacak?

İsrail-Rusya anlaştı

Aslında Trump’ın Filistin politikası İran’dan bağımsız değil. “Yüzyılın Anlaşması” diye anılan, Trump’ın damadı ve Beyaz Saray Danışmanı Jared Kushner’in hazırladığı İsrail-Filistin barış planının ana hedeflerinden biri de İran’ın Filistin üzerindeki etkisini bitirmek. Filistin siyasetini Mısır’ın ve Körfez’in desteklediği Muhammed Dahlan yönetimine geçirmek istemeleri bundan.

Aynı şekilde Trump’ın Körfez ülkelerini İran’a karşı birleştirmek için kurmaya karar verdiği “Arap NATO’su”nun hazırlıklarının başladığı da basına yeni yansıdı. Dolayısıyla, belli ki İran üzerinde kurulan baskıyı Trump-Netanyahu ikilisi iyice artıracak. Ancak bu yine de işin askeri operasyona kadar varacağı anlamına gelmiyor. Zira bu gidişatı Putin önleyebilir gibi görünüyor.

***

Şöyle ki: İran’la ilgili şu an asıl dert, Suriye’deki nüfuzu. Gün gelecek Rusya askeri olarak buradan çekilecek. O zaman da zayıf Beşar Esad yönetimini asıl İran kontrol edecek. Hakeza, Esad daha yeni Tahran’la deniz üssü için anlaştı, 1 Ekim’de Lazkiye limanını devretmeye hazırlanıyor. Yani İran’ın Akdeniz’e çıkışını sağlıyor. İşte bu da hem Rusya’yı hem İsrail’i yerinden zıplatıyor.

Netanyahu’nun seçimden hemen önce Moskova’ya gitmesinin arkasında da zaten bu var. Putin’e, “Merak etme, İran’ın Suriye’de kalmasına kesinlikle izin vermeyeceğim” dediği Rus basınına yansıdı. Yani İsrail ve Rusya, İran’ı Suriye’den çıkarmak üzere belli ki anlaşıyor. Ki bu da Trump’ın da dolaylı olarak devrede olduğu anlamına geliyor.

Rusya-İran rekabeti

Rusya’nın bu hamlesinin arkasında ise, İran’la rekabeti var. Her ne kadar Putin Tahran’la birlikte Esad’ın arkasındaki en büyük destekçi olmuş olsa da, İran aynı zamanda bölgesel rakibi. Zaten Suriye’de Esad’ı, yani kendi çıkarlarını koruyarak muradına erdi de. Üstelik İran Suriye’de kaldıkça ABD ve İsrail’le gerilimin daha da tırmanacağının da farkında. Yani kendi çıkarlarının tehlikeye gireceğinin.

Hakeza, İsrail son günlerde Suriye’deki İran mevkilerine saldırılarını iyice artırdı. Bu durum, Esad’ın hava savunmasına da ciddi zarar veriyor. Oysaki Moskova’nın tek derdi artık Esad’ın tamamen egemen olması. Bununla birlikte Trump İran’ı sıkıştırdıkça, Tahran’ın Rusya’ya bağımlılığı da artıyor. Bu yüzden Rus liderin eli, İran’a karşı her zamankinden daha güçlü.

***

İşte eğer Putin bunu kullanıp İran’a kırmızı kart çıkarırsa ve İsrail’in Suriye’deki İran üslerini hedef almasına sesini çıkarmazsa, ABD-İsrail cephesini rahatlatır. Ancak olur da İsrail’in elini tutmaya kalkarsa ve İran’ın Suriye’de -tıpkı Lübnan’daki gibi- kalıcı üs edinmesine izin verirse... O zaman işler çığrından çıkabilir.

Kısacası iş döndü dolaştı, Putin’e kaldı.