Tehlikeli gidişat

Eklenme Tarihi08.05.2019 - 8:15-Güncellenme Tarihi08.05.2019 - 8:15

Pazar günü İsrail’in Gazze’de Anadolu Ajansı’nın (AA) ofisinin de bulunduğu binayı vurması tarihi önemde. Hakeza, aynı saatlerde İsrail ile Hamas arasında son yılların en yoğun saldırıları yaşanıyordu. Bu pervasız saldırganlığın ön işareti ise zaten 2 gün önce Washington’dan gelmişti. Başkan Trump’ın damadı ve Başdanışmanı Jared Kushner, “Yüzyılın Planı” dedikleri İsrail-Filistin barış planında Filistin devletine yer olmayacağını açıkça söyledi. Gerekçesi ise basitti! “İki devlet deyince İsrail ve Filistin farklı şeyler anlıyorlar. O yüzden en iyisi hiç bahsetmeyelim dedik.” Bu enteresan bakış açısının ve yöntemin ayak sesleri ise zaten uzun zamandır geliyordu.

Netanyahu’nun şansı

13 yıldır iktidarda olan ve 9 Nisan’daki seçimlerde başbakanlığı 5. kez garantileyen Netanyahu, zaten 5 yıldır hiçbir barış görüşmesinde bulunmuyordu. Daha önceleri uluslararası etkinliklerde “iki devlet”ten söz etse de, ilk kez 2015 seçimlerinden bir gün önce açık açık, “Beni seçerseniz Filistin devleti diye bir şey olmayacak” demişti. O seçimi bu vaat sayesinde alan Başbakan, böylelikle 70 yıllık ihtilafın çözümü için o güne kadar uluslararası toplumun benimsediği iki-devlet fikrini çöpe atmış oldu. 

O zamandan bu yana iki-devletten vazgeçtiğini hiç saklamadı. Başkan Trump’ın damadını öne çıkararak geliştirdiği “Yüzyılın Planı”ndan bu ibarenin çıkarılmasının arkasında da Netanyahu’nun olduğu biliniyor. Zaten onu bu altın çağına taşıyan da resmen Trump oldu. 2016’da Başkan olduğundan beri Netanyahu’ya verdiği destek diz boyu. Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan edip büyükelçiliği buraya taşıması, Golan Tepeleri’nde İsrail’in egemenliğini tanıması, İran’a karşı aldığı sert tavır... Hepsi Netanyahu’yu ülke içinde son derece güçlendirdi. Başbakan’ın Rusya lideri Putin’le ve Körfez ülkeleriyle kurduğu sıkı fıkı ilişkiler de onu İsraillilerin gözünde iyice büyüttü.

***

Ülke içindeki hava da Netanyahu’nun lehine. İsrail Demokrasi Enstitüsü’nün araştırmasına göre, 2008’de İsraillilerin yüzde 70’i iki-devleti desteklerken, bugün bu oran yüzde 47’ye kadar düşmüş. 18-34 arasındaki gençlerde ise bu oran daha da düşük: Yüzde 30! Zaten Netanyahu’nun son seçimi almasında asıl bu atmosfer etkili oldu.

İşte tüm bunların sonunda da iş, Netanyahu’nun Batı Şeria’yı ilhak etme sözü vermesine kadar geldi.

Şimdi ne olur?

Şimdi 18 aydır üzerinde çalışılan “Yüzyılın Planı”, belli ki ramazandan sonra açıklanacak.  Filistin Yönetimi’nin yeni Başbakanı Mohammad Shtayyeh, planı reddettiklerini söyledi bile. Ancak bu bir şeyi değiştirir mi? Bugüne kadar İsrail’in ve ABD’nin attığı adımlara Batı dünyasının ve Arap ülkelerinin (Mısır ve Ürdün dâhil) ses çıkarmadığını, Türkiye’den başka ciddi bir tepki gösteren olmadığını düşününce, yine yaprak kıpırdamaz gibi geliyor.

Yine de İsrail’in eski Ankara Büyükelçisi ve Dışişleri Bakanlığı eski Müsteşarı Alon Liel, şu soruyu ortaya atıyor: “Peki ama Filistin’in tamamen ortadan kalkacak olmasına karşı bile bölge ülkeleri sessiz kalır mı? Ya Filistin topraklarında yaşayan 5 milyon Filistinli ne yapar?”

Kaldı ki tek-devletin, İsrail açısından da büyük bir sorun yumağı yaratacağı aşikâr. Zira tüm Filistin nüfusu İsrail’e dâhil olduğunda ülkenin bir “Yahudi devleti” olmaktan çıkıp yüzde 50 Yahudi/yüzde 50 Arap nüfusu olacağı ortaya çıkıyor.

***

Bu durumda ise İsrail ya Yahudi karakterini kaybetmiş demokratik bir ülke olmayı ya da Yahudilerin Araplardan daha çok hakka sahip olduğu bir apartheid rejimi olmayı seçecek. Ki hangi istikameti seçeceği şimdiden belli. “Ancak şurası kesin ki tek devleti idare etmek, şu anki İsrail-Filistin çatışmasını yönetmekten çok daha zor olacak.” Bunu diyen ben değilim, Liel.

 

Etiketler