Yeni sistemde dış politika

Eklenme Tarihi27.06.2018 - 0:31-Güncellenme Tarihi27.06.2018 - 0:31
Artık yeni bir döneme giriyor, yepyeni bir sistemle yönetilmeye başlıyoruz. Peki Cumhur- başkanlığı sistemi Türkiye’nin dış politikasını nasıl etkileyecek? Kararları asıl kim verecek? Hangi ülkeyle, nasıl bir ilişki kurulacak? En etkili üst düzey yetkililerden aldığım cevaplar aşağıda...

Karar mercii kim?

Önce işin “şekli” ile başlayalım. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın henüz sayısı kesinleşmemiş başkan yardımcıları arasında, dış politikaya özel kimse olmayacak. Dışişleri Bakanı en yetkin isim olmaya devam edecek. Ancak Erdoğan, dış politika kararlarının arkasında güçlü bir siyasi irade olmasını önemsiyor. Karşı tarafa verilen mesajın gücü açısından. Bu nedenle kararlarda yine kendisi asıl belirleyici olacak.

Bununla birlikte, dış politika ve güvenlik iç içe geçmiş durumda. Bu yüzden Genelkurmay Başkanlığı, MİT ve Dışişleri Bakanlığı bütünlük içinde hareket etmeye devam edecek. Birlikte hazırladıkları önerileri Cumhurbaşkanı değerlendirip, nihai kararı kendisi verecek.

ABD ile meseleler

Ankara’ya göre önümüzdeki dönemde bizi bekleyen en kritik konu ise Suriye. Zira hem sınırlarımızda bir terör koridoru riskiyle karşı karşıyayız. Hem de Suriye savaşında son eşiğe girdik. Bu da ABD ve Rusya’nın hesaplaşmasının keskinleşeceği demek. Dolayısıyla, Ankara bugüne kadar yaptığı gibi Suriye’de bir yandan ABD ile, diğer yandan Rusya-İran cephesiyle çalışmayı sürdürme hedefinde.

Yalnız burada üç kritik nokta var. 1.si; ABD’nin Fırat’ın doğusunda YPG’ye verdiği destek. Menbiç’te nasıl ABD ile önemli bir uzlaşı sağlandıysa, aynı şekilde Ankara Suriye’nin kuzeydoğusunda da ABD’nin desteğini kesmesini istiyor. Üst düzey bir yetkili, Menbiç anlaşmasında Başkan Trump’ın şahsi müdahalesinin çok etkili olduğunu söylüyor. Dolayısıyla, yeni dönemde Trump’la ikili ilişkilere ağırlık verileceği aşikâr. Ancak YPG, ilişkilerdeki en sorunlu alan olmayı sürdürecek belli ki.

***

2.si; İsrail meselesi. Erdoğan, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) dönem başkanı olarak İsrail’in Kudüs hamlesine karşı uluslararası bir kampanya yürüttü. Önümüzdeki dönemde de bu unvanla etkin olmaya devam edecek. Trump ise İsrail’in en büyük destekçisi. Bu da ciddi bir esneklik ve manevra kabiliyeti gerektiren başka bir sorunlu alan olarak bizi bekliyor.

3.sü de; ABD ve Rusya arasında denge kurmanın zorluğu. Nasıl Rus yapımı S-400 hava savunma sistemi alıyoruz diye ABD Kongresi F-35 satışını engellemeye çalışıyorsa... Önümüzdeki dönem bu tür badireleri atlatmak için ustalık gerekecek. Ki konuştuğum yetkili, F-35 satışının engellenmesinin ikili ilişkileri son derece olumsuz etkileyeceğini özellikle vurguluyor.

Komşularla ilişkiler

Gelelim komşularımıza. İran’ın PKK’ya karşı yanımızda durmadığı sık sık basına yansıyor. Hatta bu yüzden Irak’ta Kandil’e yapacağımız büyük harekât ertelenip duruyor. Çünkü bunun için Irak, İran ve ABD’nin koordinasyonu şart. Ne var ki konuştuğum üst düzey yetkili, Tahran’ın bu tutumunun konjonktürel olduğunu, bunu pazarlık için kullandığını söylüyor. Al-ver ilişkisi dahilinde İran’ın yakında bu kartı bırakmasını, yani Kandil harekâtının uluslararası bir boyuta ulaşmasını bekleyebiliriz.

Bu kapsamda Kuzey Irak’la, yani Barzani ile ilişkiler de yeniden normalleşme sürecine giriyor. Birkaç ay içinde ikili bir görüşme gerçekleşebilir.

Esad rejimiyle ise henüz temas kurma iradesi ve arzusu yok. Ankara’nın, Suriye’de sadece geçiş sürecinde rejimden temsilcilerin bulunması kaidesi devam ediyor. Esad’la koordinasyon ise Rusya ve İran üzerinden sağlanmaya devam edecek.

AB ile nereye?

AB (Avrupa Birliği) ise sadece bu yazının değil, dış politika gündeminin de en sonunda. Zira Ankara, öngörülebilen gelecek için üyelik perspektifi umudunu kaybetmiş durumda. Avrupa’ya şu anda hakim olan popülist, İslam ve yabancı karşıtı, aşırı sağcı hükümetlerden hiçbir beklentisi yok. Hele ki AB dönem başkanlığını Avrupa’nın bugün en aşırı sağcı hükümetine sahip Avusturya’nın alacağı hesaba katılınca.

Ancak yine de üyelik perspektifinin öngördüğü yol haritasına devam etme kararlılığı sürüyor. Erdoğan’ın seçim sonrasında, “Milletimizin verdiği mesajı aldık, tüm eksiklikleri tamamlayacağız” mesajının buna işaret ettiği söyleniyor. OHAL 19 Temmuz’da sona erdikten sonra zaten yenilenmeyecek. Bunun ilişkilerde bir rahatlama sağlaması, ancak yine de yeni fasılların açılmayacağı beklentisi hakim.

***

Ne var ki sınırlarımızda verdiğimiz ciddi mücadele ve dış kaynak ihtiyacımız göz önüne alınınca, Batı ile yapıcı bir diyalog kurma ve hassas bir mesai yapma ihtiyacımız açıkça görülüyor.

 

Etiketler