Çünkü Mutluluk Gibi, Yenilik de “Ev Yapımı”

4 Temmuz 2017

Bakkala gidip kendime gerçek bir yenilik satın alamayacağımı biliyordum. Kendime ancak kendim bir yenilik yapabilirdim. Çünkü mutluluk gibi, yenilik de ev yapımı. “İçerde” yapılıyor. Mutfağa geçecek, kendine güzel, taptaze bir yenilik hazırlayacaksın.

Rahat sandırdıkları rahatsızlığı bozmak, kalbime, ruhuma çok daha iyisini vermek için yola çıktım.

Yanıma sadece iki bavul eşyamı ve bilgisayarımı alarak yepyeni bir ülkeye taşındım: Kanada’ya.

Zor olacağını biliyordum. Çok zor oldu. İlk günler nasıl da özledim İstanbul’daki evimi.

Halbuki bana ait bir evim bile yoktu, bana ait sandığım bir evim vardı. Artık sadece sevdiğim işi yapacağım diye tutturduğum için o pırıl pırıl, geniş ve güzel mobilyalı ofislerde daha fazla çalışamadığım halde kirasını her ay ödemek zorunda olduğum bir evde yaşıyordum. Aylarca taksitlerini ödeyerek satın aldığım eşyalar, kıyafetler, birbirinden güzel topuklu ayakkabılarım ve senelerdir evin içinde benimle beraber yaşayan, durdukça duran bir sürü başka şeyle beraber. İnsan bazen yaşamayan şeylere de bağlanıveriyor.

Bazen mi?

Yeni çıkacak iphone’a ulaşmanın hayatına yenilik katacağını sanan insanların dünyasında yaşıyoruz. Her bilgiyi top gibi karşılayıp aldığı gibi etrafa savuran insanların yarattığı kargaşada yaşamı kavramaya, yorumlamaya, ona yön vermeye çalışıyoruz.

Oysa, insanın hayatını yenilemesi, burnumuzun ucuna kadar dayanan yeni modalardan, yeni teknolojilerden, yeni mekanlardan, yeni sevgililerden başka, bambaşka bir şey.

Yazının devamı...

"Bir Ülke Dolusu Mutsuz Kadınla Mutlu Olunmaz"

11 Aralık 2016

“Bir ülke dolusu mutsuz kadınla mutlu olunmaz. Hayatın en önemli bilgisi bu olmalı.”

Hani bir şeyi içten içe çok iyi bilirsin de bilmezden gelirsin, “aman” der, “sonra” der ötelersin, kendi kendine düzelmesini beklersin ya. Dostum yazar Hakan Şenocak’ın bıçaktan keskin bu sözleri bana, bizi her gün yeni bir tokatla yere çarpan “kadın” mevzusunun, biz onu sırtlanmadıkça, sonuna kadar üstüne gitmedikçe asla düzelmeyeceğini hatırlattı.

Halbuki biz, bunca mutsuz kadını hangi aralık yarattığımızı çok iyi biliyoruz.

Biz, bunca mutsuz kadını hala mutsuz etmeye devam ettiğimizi de çok iyi biliyoruz.

Koca bir ülke dolusu mutsuz kadını hala mutsuz etmeye devam ederken, bizden hiç-bir-şey olmayacağını, çocuklarımıza, geleceğimize iyiliğin, bilgeliğin bir parçasını bile bırakamayacağımızı da biliyor muyuz acaba?

Ancak içim acıyarak söyleyebilirim bunu, evet, eskiden beri kadınları el üstünde tutan bir toplum değiliz, aslına bakarsanız ataerkil düzene geçildiğinden bu yana, yani binlerce yıldır dünyanın kendisi böyle değildi. Kadınlar bir eşya gibi alındı, verildi. Sözleri duyulmadı, söz hakları olmadı, çoğu yerde, çoğu zamanda, nezaket ve toplum kurallarında dahi kendilerinden söz edilmedi. Yazarlıkları, sanatçılıkları, zanaatkarlıkları hiçe sayıldı. Bunlarla ilgilenmek isteyen kadınlar, türlü bahanelerle (biz bu bahaneleri de çok iyi biliyoruz) cadı, deli, kötü ilan edildi, evlere kapatıldı, yakıldı, yok edildi. Diktatörler, erkekleri yeni kadınlara sahip olma vaadiyle savaşa çağırdı, her savaşın sonu muhakkak ve çok yazık ki kadınların aleyhine bitti.

Sonra ne olduysa oldu, dünya değişmeye başladı. Ne güzel, ne bilge, ne büyük kadınların varlığından haberdar olur olduk. Var oluşlarıyla mest olduk, onur duyduk, onlardan ilham aldık.

Ne var ki, “dışardakiler”in refah seviyesi hızla yükselirken, “bizimkiler”in büyük kısmı hala kendi ayaklarının üstünde durabilme savaşı veriyor. Dahası bir kısmı içerde, bir kısmı küskün, bir kısmı dört duvarına kapanmış halde, bir kısmı çoktan hayallerinden, gücünden, dik duruşundan vazgeçti belki, belki bir kısmı kendi kendini yok etti, belki de yok edildi. Bazılarını duyduk, bazılarını hiç duymayacağız.

Yazının devamı...

Bir Yolu Seçmeyi Reddediyorsak, Başka Bir Yolu Seçiyoruz Demektir

1 Mart 2016


Bir ekip düşünün, standartların üstünde müzik yapıyorlar, üstelik yerlerinde durmuyorlar, harıl harıl çalışıyorlar, memleketi dünyanın dört bir yanında hep aynı hevesle, emekle temsil ediyorlar. Başlarında bir şef. Herkesin bankacı, işletmeci, şarkıcı olmak, yırtmak istediği bir dünyada, koskoca bir koronun başına geçmiş, her güçlüğe göğüs geriyor, kendine inanıyor, kendine inandırıyor.

Boğaziçi Caz Korosu’nun işini tutkuyla yapan meşhur Koro Şefi Masis Aram Gözbek’le buluştuk. Koroyu, içerdeki düzeni, yasakları, zor zamanları, hatta aşkı ve politikayı şefin gönlünden ve gözünden konuştuk.

Siz kimsiniz? Nerdensiniz, kaç kişisiniz?

Biz bir kısmı üniversite öğrencisi, bir kısmı yeni mezun ve çalışan otuz, otuz beş kişiyiz. Yaş ortalamamız yirmi dört. Hepimiz ülkenin dört bir yanında büyümüşüz ama İstanbul’da yaşıyoruz, başka şehirlerden koroya katılmak isteyen arkadaşlar da oluyor, çok istiyorlar, hafta sonları mutlaka gelirim diyorlar. Fakat bunun mümkün olmadığını sonradan kendileri de görüyorlar. Çünkü hakikaten çok sıkı çalışıyoruz, haftada iki gün muhakkak provamız var ve çok sık konsere gidiyoruz.

En yaşlı koristiniz kaç yaşında?

Geçen sezon en yaşlımız otuz yediydi. Ama koro tarihinin en yaşlı üyesi sevgili Uğur Ağabey, o zamanlar (2012) kırk yedi yaşındaydı yanlış hatırlamıyorsam. Bu arada yaş için alt limitimiz yirmi.

Herkes profesyonel mi?

Yazının devamı...

Ceylan Ertem'le Askıda Ne Var?

29 Ocak 2016

Bir düşüncenin fikre, fikrin toplumsal faydaya dönüşmesi ne güzel, ama ne zorlu bir yolculuk! Askıda Ne Var da böyle doğdu, büyüdü, daha da büyüyecek. Üniversite öğrencilerini kucaklayan bu güzel projenin yaratıcısı Oğuzhan Canım ve projenin en büyük destekçisi sevgili Ceylan Ertem'le konuştuk: Birbirimizi sevmeye, sahip çıkmaya ve unutmamaya dair.

Önce Oğuzhan Canım projeyi anlatıyor, sonra Ceylan Ertem'le ve onun akla, gönüle esin veren, iyi gelen sözleriyle devam ediyoruz.

Oğuzhan, nedir bu “Askıda Ne Var”?

Askıda Ne Var, üniversite öğrencilerine yemek, kıyafet, tiyatro bilet, konser bileti, kitap, dergi gibi ürün ve hizmetleri ücretsiz sağlayan bir sosyal girişim. Yemek dağıtımını restoranlar aracılığıyla sağlıyoruz, gönüllüler üye restoranlarda üniversite öğrencilerine yemek ısmarlayabiliyor. Diğer saydığım ürünleri ise Twitter @askidanevar hesabımız üzerinden dağıtıyoruz.

Fikir sende nasıl doğdu? Askıda şu an ne var, nerelere geldiniz?

Bir çocukluk hayalimdi, güzel işler yapayım, faydalı işler yapayım istiyordum. Osmanlı’dan gelen askıda ekmek sistemini duyunca bunu günümüz dünyasına nasıl uyarlarım diye düşünürken Askıda Ne Var web sayfasını hazırladım. Projeyi gören birkaç gazete haber yaptı, üzerine Tübitak’tan Bilgi Üniversitesi’nden İTÜ’den ödüller aldık. Sonra sağ olsun Ceylan Ertem en büyük desteği verdi. Bugün de yanımızda olmasından ne kadar duyarlı bir sanatçı olduğu zaten ortada. Onun ardından tiyatrolar da destek olmaya başladı ve Ocak 2016 da sadece bir ayda 3 bin 655 tiyatro ve konser bileti, 200 kitap, bin 500 yemek, 50 sergi bileti vs. ürünleri dağıtabilecek güce ulaştık. Şimdilerde bir mobil uygulama üzerine çalışıyoruz, artık gönüllüler cep telefonlarından tanımadıkları bir üniversite öğrencisine yemek ısmarlayabilecekler. Önümüzdeki ay mobil uygulamanın da lansmanını yapmayı planlıyoruz.

Yazının devamı...