"Jilet Gibi Bir Dudağa Kırk Dakikamızı Veriyoruz"

27 Kasım 2015

Ünlülerin ve moda çekimlerinin en çok aranan make-up artist’lerinden Alp Kavasoğlu aynı zamanda ODTÜ’lü bir felsefeci ve sosyolog. Bu kadar yetenekli bir adamı bulmuşken lafı uzatmadan dosdoğru konuya girmekten kaçınmıyorum. Soracak çok şey var!

Alp, genç kızlar makyajı artık annelerinden öğrenmiyor galiba?

Aynen öyle, o devir kapandı. Genç kızlar artık blogger’larda ne görüyorlarsa onu yapıyorlar. Makyaj konusunda gayet netler.

Sosyal medya etkisi yani? Peki birine yakışan şey ötekine de yakışır mı?

Maalesef, son zamanlarda herkes birbirinin aynı şeyleri yapıyor, kontür yapma ve kaş kalınlaştırma, buna en yaygın iki örnek. Öyle pompalanıyor ki bu tarz örnekler, özellikle kontür işinde ipin ucu çok kaçıyor, pek çok kadın “daha fazla, daha fazla” derken, kendilerine hiç yakışmayan, güzelliklerini örten makyajlarla geziyorlar.

Yaşa göre makyaj var mı sahiden? Olmalı mı?

Elbette var. Her şeyden önce yaşa göre baz var. “Kırışık” dediğimiz şey çok oynak bir doku. Cildimiz, kırışmaya başladığında makyaj için tehlikeli olmaya başlıyor. İşte burada yapılan çok yaygın bir hata var, o da göz altlarına concealer, yani aydınlatıcı sürdükten sonra üstüne pudra uygulamamak. Con

Yazının Devamı

Tanıştırayım, o bir IRONMAN

20 Kasım 2015

İnsanın haftanın 6 günü, saat 05:00’da kalkıp koşması için bence çok iyi bir nedeni olması lazım. Peki bir insanın hem koşup hem bisiklete binmesi, üstüne de yüzmesi ve bunların hepsini aynı anda ve çılgın mesafelerde yapması için ne olması lazım? Ironman, yani Demir Adam olması lazım!

Ömer R. Gencal, Türkiye’deki sayılı Ironman’den biri. Buluşacağımız günü iple çekiyorum, çünkü kafamda deli sorular var. Bir insan durup dururken neden Ironman olmak ister? Haydi istedi diyelim, nasıl olur?

Gencal, baba, eş, aynı zamanda bir bankanın Genel Müdür Yardımcısı, çok da meşgul bir insan. Bunca hayhuy içinde bu nasıl bir enerji, nasıl bir motivasyondur?

Ironman’ler ne yer, ne içer, deli midir nedirler, sağlam kafa nasıl sağlam vücutta bulunur, hepsini konuştuk.

Yazının Devamı

Yes Chef!

6 Kasım 2015


Bahanelerin asla kabul görmediği çok az yerden biri, mutfak. Mutfağa girerken mızmızlığını, ağırkanlılığını, duygusal iniş çıkışlarını kapının dışında bırakacaksın.

Yanına sadece disiplini, emeğini ve hevesini alacaksın. Savaşa gider gibi geceni gündüzüne katarak gireceksin mutfağın kapısından. Bunları ben değil, Cordon Bleu Amerika’dan onur derecesiyle mezun olan Eğitmen Şef Berke Kurtbay söylüyor.

Berke Şef’in hikayesi filmlerdeki gibi; 16 yaşında ailesiyle beraber Amerika’ya taşınıyorlar, henüz lisedeyken saati 10 dolara bir İtalyan restoranına girip bulaşıkçılık yapmaya başlıyor. Birkaç sene sonra ailesi Türkiye’ye geri dönerken Berke Amerika’da kalıyor.

İtalyan restoranının yanında bir de Subway’de çalışmaya başlıyor. Ama gözü hep profesyonel mutfakta; alevler, bıçaklar, tavalar havada uçuşur, millet birbirine bağırırken o daha fazla mutfaktan uzak kalmak istemiyor. Günlerden bir gün restoranın ızgaracısı gelmeyince şef diyor ki, Geç bugün ızgarayı sen yap! Üç hafta sonra Berke, restoranın ızgaracısı oluyor.

Yazının Devamı

Nefret de mi Mezara Kadar?

26 Ekim 2015

Mine Kırıkkanat, dünkü Cumhuriyet yazısında eski sevgilisi Çetin Altan hakkında bir veda yazısı yazmış. Acılı. Hesaplaşmalı.

Altan’la Kırıkkanat’ın ilişkisini bilemem. Yan tutmamınsa mümkünü ve anlamı yok. Ne yaşadıklarını, birbirlerini ne çok sevip, nasıl sevmediklerini bilsem bile olmaz.

İki insan. İki dünya. Bir yandan dünyalarını paylaşıyorlar, bir yandan içinde yalnız kendilerinin gezindiği koyu, ıssız arka bahçeleri var. Hatta o bahçelerde bazen kendilerinin bile farkında olmadıkları karanlık huyları, alışkanlıkları, kaygıları… Hangi dip köşedeki ağacın köküne tutunup saklanmışlar, kim bilir.

İnsandan bahsediyoruz. Senden, benden.

Ben Çetin Altan’ı çok sevdim. Yıllardır okuyorum, bıkmıyorum, üstüne bir de, Ne güzel yazmış, oh be! diyorum. Ama dün Mine Hanım’ın Altan’ı yere vuran yazısını okuyunca hiç şaşırmadım. Kırıkkanat eski sevdiğine hala öfkeli:

“Çetin Altan, yaşamına giren kadınları ödül ve ceza olarak algıladı. Aslında kadınları sevmezdi, ama onların sevgisine muhtaçtı!” demiş.

Bu ithamdan sonra Çetin Altan’ı suçlayanlar, zaten’le başlayan cümleler kuranlar çok olmuştur. Yazılarıyla, siyasi hayatıyla, bizim gördüğümüz (aslında görebildiğimiz

Yazının Devamı

Karanlıkta Aradım Çetin Altan'ı

22 Ekim 2015

Üniversitedeyim o zaman. Çetin Altan’ın aklına, kalemine vurulmuşum. Tekrar tekrar okuyorum kitaplarını. Makalelerini, hele romanlarını . . .

En çok, Kadın, Işık ve Ateş, bir de Bir Avuç Gökyüzü romanı. Ufak kütüphanemde bir Altan rafım var.

Karar verdim, Çetin Altan’la konuşacağım. Yıl 2003 olmalı, 21 yaşındayım, ODTÜ’de Felsefe okuyorum. 118’den üç tane Çetin Altan numarası buldum. Heyecandan elim ayağım tutmuyor. İkinci numarada telefonu Solmaz Hanım açtı:

Merhaba ben Vuslat, Çetin Abi ile görüşebilir miyim? dedim.

Çetin evde değil, yarın yine arayın.

Yarın oldu, akşamı zor ettim. Salonun ışığını yakmadığımı hatırlıyorum. Karanlıkta aradım Çetin Altan’ı.

Yazının Devamı

Eyvah, Karım Boksa Başladı!

9 Ekim 2015



Geçtiğimiz aylarda vizyona giren Son Şans (Southpaw) filminde ünlü bir boksörün birdenbire dağılan hayatını ve küllerinden doğuşunu izledik.

Jake Gyllenhaal, Rachel McAdams ve Forest Whitaker'ın başrollerini paylaştığı film hakikaten çok sürükleyici, çok güzeldi. Ağlattı da. IMDB puanı yüksek bir Hollywood yapımı. Bizde de çok sevildi.

İzleyicilerin büyük çoğunluğu, boksör Billy Hope'un başına gelen onca kötü şeyden sonra yeniden hayata dönüşüne, umudun hep var oluşuna odaklandı. Bunda filmin orjinal isminin "Son Şans" olarak dilimize uyarlanmasının da payı olduğunu sanıyorum.

Bir çırpıda her şeyini kaybeden Hope’un yeniden ringlere dönüşü gerçekten muazzam. Umut temasının işlenişinde bir sorun yok, tam da Hollywood’dan beklediğimiz hareket. Gel gelelim, bana göre filmin çok daha can alıcı bir noktası var ki, o da öfke yönetimi.

Yazının Devamı

Zeytin Çekirdekleri'nin İstanbul Heyecanına Davetlisiniz!

22 Ağustos 2015

Ayvalık’ta bir süredir harika bir oluşum var, Ayvalıklı çocukları ve gençleri sanata ve spora teşvik etmek için tamamen gönüllü insanların belediye ile beraber yürüttüğü bir proje bu: Zeytin Çekirdekleri. Ve Çekirdekler YARIN, 23 Ağustos'ta İstanbul’da, Kadıköy’deler!

Hem Ayvalık’ın, hem de barışın ve canlılığın simgesi olan zeytini ve hatta çekirdeğini, çocukla, en naïf, en hevesli belki de dünyayla en barışık halimizle özdeşleştirme fikri ne güzel!

Zeytin Çekirdekleri, vatandaş, esnaf, okul yönetimleri ve özel sektor dahil pek çok Ayvalıklının canla başla emek verdiği, kendilerinden, zamanlarından ve ceplerinden katarak yürek koyduğu, Ayvalık Belediyesi’nin de “Öncü sosyal sorumluluk projemiz” dediği bir oluşum. Elbette, gönüllü eğitmenlik için yurdun dört yanından seferber olan işinin ehli, iyi insanları da unutmamalı.

İşin içinde öyle bir birlik beraberlik var ki, bu yüzden kısa zamanda çoluk çocuk kocaman mutluluklar elde ettiler, devam ediyorlar. Bireysel özgürlükleri gelişmiş, sanata, spora, çevreye duyarlı, barışı, huzuru koruyan bir toplumun çekirdeklerini büyütmek ve yaymak için çabalıyorlar. Kolay değil, çok çalışıyorlar.

Keman, viyolonsel, ritm, klasik

Yazının Devamı

"Bizden geriye, kendimize sorduğumuz sorular ve gerisi gelmeyen anılar kalacak"

9 Nisan 2015

Olumsuz şartlar altında dayanabilme, ruhsal savunma eşiği ve yaşanan kayıpları kısa sürede giderebilme gücü anlamına geliyor “Resilience”

Mert Yavaşça’nın ikinci solo sergisinin ismi bu; Resilience.

Maslak’ta, Artnext İstanbul’da devam eden sergi, hafife alınmayacak denli zorlu bir süreci gözler önüne seriyor. Kaybedilen düşler, masumiyetin yitirilişi ve yozlaşmış öğretilerin esareti altında enkaza dönmüş bir ruhun mücadelesini anlatıyor. Fakat, eserleri görmeye, hissetmeye devam ettikçe düşünmeye, kendini de hesaba katmaya başlıyor izleyici.

Başka birinin hikayesine, acısına, boşlukta sallanışına öylesine bakmaktan çıkıp, kendine yönelmeye sevk ediyor insanı, Yavaşça’nın resmettiği hikaye.

Çok eğlenceli bir sergi değil bu Mert, pek çok yüzleşme, derin sorgu gerektiriyor. Zor iş. Nasıl tepkiler aldın?

Kendini hazır bilgiye alıştırmış ziyaretçiler için zor bir sergi. Belleğini sorgulamayan yahut bundan kaçan, yüzleşmek istemeyen kişiler kavramakta zorlandılar Resilience'ı. Beni en yakından tanıyanlar bile zorlandılar bu çalışmalar karşısında. Halbuki, çalışmalarımla ilgili oldukça anlaşılır ve kolay hazmedilir açıklamalar beklemek yerine, hatırlamak istemedikleri

Yazının Devamı