Kimyasal atıklar

17 Eylül 2019

Fethiye’de ve komşu bölgelerde artık denize girilemiyor. Şehir ve tatil köylerinde arıtma var. Ama kimyasal atıklar kontrol edilemiyor. Sebze ve meyve bahçelerini korumak ve beslemek amaçlı kullanılan kimyasal atıklar derelere karışarak denize ulaşıyor. Deniz bu yüzden garip bir örtüyle kaplanıyor. Fethiye Belediye Başkanı işi takip ettiklerini, sorunun kendilerini aştığını, sağlığa zararlı bir durum olmadığını söyledi.

Ancak, durum böyle değil. Fethiye’deki bir tatil köyünde denize girdim ve dönüşte akciğerlerimle bir kist oluştu. Ayrıca, sürekli öksürük nedeniye antibiyotik kullandım. Neyse ki şimdi iyiyim.

Yalnız deniz değil

İnsanlar, belirli atmosferik koşullarda uçakların arkasından çıkan ve çabucak kaybolan yoğunlaşma izlerini görmeye alışıklar. Bunlar, kimyasal püskürtme izleri ve aslında, kayboluyor gibi görünse de, kaybolmuyor. Yavaş yavaş yayıldıkça masmavi gökyüzü bulutlu ve puslu hale geliyor. Sonunda o kimyasallar, yeryüzünde, insanların, hayvanların, su kaynaklarının, ağaçların, bitkilerin, toprağın ve her şeyin üzerine dökülüyor veya konuyor.

Çoğu pilot, aşağıya doğru bilgi verilmeyen sistem nedeniyle, ne püskürttüğünü veya neden püskürttüğünü bile bilmiyor. Onlara bu “jeomühendislik”in, güneşin ısısını bloke edip dünyayı küresel ısınmadan kurtarmak için yapıldığı söyleniyor.

Donald Trump’ın Çevre Koruma Kurumu için geçiş ekibinde çalışan David Schnare, dünyayı küresel ısınmadan kurtarma amaçlı “jeomühendislik” için federal destek sağlamak amacıyla stratosferin spreylemesi testlerinin 3 yıl içinde başlayıp yüzyıl boyunca sürdürülmesi çağrısında bulundu.

Alüminyum atığı

David Icke’nin “Everything You Need to Know But Have Never Been Told (Size Hiç Söylenmemiş Ama Bilmeniz Gereken Her Şey)” kitabında açıklandığı üzere, İngiltere Keele Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Prof. Christopher Exley alüminyumun kozmetiklerde, gıdalarda, suda, çayda, kahvede, şarapta, asitli meşrubatlarda, güneş kremleri, deodorant ve ilaçlarda, yani yediğimiz, içtiğimiz, içimize aldığımız ve absorbe ettiğimiz her şeyde bulunduğuna dikkat çekti.

Yazının devamı...

5G NEYİN NESİ?

16 Eylül 2019

Yeni hızlı iletişim sistemi olan “5G”nin lansmanı küresel çapta, 20 ülkedeki 35 operatör tarafından yapıldı. Buna ek olarak, 33 ülke de “5G” spekturumu ayarladı. Biz de, yakında “4.5G”den “5G”ye geçeceğiz. Ülkemizdeki telefon operatörleri, “5G”ye hazır olduklarını söylüyorlar. Huawei’nin öngörüsüne göre, “5G” gelecekte devasa bir pazar alanı ve yatırım fırsatı yaratacak. 2035’te “5G” dünya genelinde 12,3 Trilyon ABD Doları ekonomik çıktı üretecek ve iletişim gelirlerinin %80’i “5G”ye bağlanacak.

5G frekansı...

 “5G” frekans menzilinin kısa olması ve “5G” devriminin, ultra yüksek mikro dalga frekansları oluşturması nedeniyle, halk sağlığı üzerinde test edilmemiş etkileri olacak. Ayrıca, David Icke’nin “Everything You Need to Know But Have Never Been Told (Size Hiç Söylenmemiş Ama Bilmeniz Gereken Her Şey)” kitabında iddia ettiği gibi, “5G”nin çok sayıda kulelerin yerleştirilmesi suretiyle kullanılmasının muazzam sonuçları var. Çok sayıda kule derken, 5G dalgaları, kalabalık şehirlerde uzağa gidecek etkide olmadığı için 12 binadan birinde evlerin ve okulların yanlarına yerleştirilecek. Problem, 5G alıcı-vericilerinin “akıllı sayaç”lar ve diğer “akıllı teknoloji” şekillerinden faydalanılarak, her yere yerleştirilmesiyle aşılacak.

İnsan zihninin teknolojik olarak ele geçirilmesi için “5G” çok önemli.  “5G”nin insanın elektriksel ve elektromanyetik alanları ile zihnin ve bedenin “durağan dalga titreşim” gücünü bozması halinde, insan sağlığı etkilenebilecek.

“5G”, bir çeşit zihin ve beden kontrol sistemi olacak. Açıkçası, “5G”, “kalabalıkları kontrol altına alma” silahları ile aynı frekansta çalışıyor ve deride yanma hissi yaratıyor.

Başkaları ne durumda?

ABD’de yalnız akıllı telefon operatörleri değil, kablolu televizyon ağı sağlayan şirketler de “5G”ye geçtiler. Halen, evlerde kullanılan internet modemlerinde “5G” frekansı bulunuyor. Ama, henüz düğmeye basılmadı. İleriki günlerde, bu sayede, kapı zilini çalan kişiyi nerede olursanız olun görebileceksiniz. Çamaşır makinanıza, akıllı telefonunuzla kumanda edebileceksiniz. Buzdolabınızdaki ürünlerin bayatlayıp bayatlamadığını, kontrol edebileceksiniz.

Facebook’un sahibi Zuckerberg, bir süre önce, “5G” sayesinde sosyal medya ağlarındaki iletişimin, klavye yerine beyin dalgaları ve düşüncenin internete ışınlanması ile yönlendirileceğini söyledi. Yani, internet aracılığı ile yapay zekâ yoluyla beynimizle bağlantı kurulacak. Bu açıklamadan sonra, “Zuckerberg beyninizin içine girmek ve doğrudan düşüncelerinize erişmek istiyor.” yorumu yapılmıştı.

Yazının devamı...

Üçüncü Dünya Savaşı

10 Eylül 2019

Çin-ABD geriliminin veya Ortadoğu’daki çatışmaların boyutunun Üçüncü Dünya Savaşı’nı çıkaracağı konusunda spekülasyon yapılıyor. Oysa, halen bir dünya savaşına neden olacak boyutta bir ekonomik sıkışma yok. Yeni bir dünya savaşında 2 milyara çıkabilecek sayıda kişinin hayatını kaybedeceği düşünüldüğünde, bunun başlatılması ve sürdürülmesinin kolay olmadığı anlaşılıyor.

Yıllık 30 milyon kişinin ölümüne neden olan bir açlık ve fakirlik dalgası ortaya çıkmadığı sürece, yeni bir dünya savaşının şartlarının oluşmayacağını söyleyebiliriz. Bu şartların oluşması için büyük şirketlerin sömürü düzenlerini daha da artırması, işsizliğin çok artması, gelir dağılımının iyice bozulması ve de dünya elitlerinin bir savaşa hazır olması gerekiyor.

Bazı şartlar hazır

Birleşmiş Milletler açıklamalarına göre dünyada 783 milyon kişi temiz içme suyuna ulaşamıyor. Bu sayı, toplam dünya nüfusunun %11’ine tekabül ediyor. Geçtiğimiz dönemde, Rusya ve Amerika dışındaki ülkeler kendi kendine yeten ekonomi olmaktan çıkarıldı. Maalesef biz de bu darboğaza girmiş bulunduk. Neyse ki, ülkemizin su kaynakları açıklarımızın bir bölümünü kapatıyor.

ABD’nin tüm anlaşmalardan özellikle Nükleer Silah Anlaşması’ndan vazgeçmesi, dünyada büyük bir silahlanma yarışına neden olacak. Biz bile, nükleer başlıklı füze yapmak istiyoruz. Kitlesel imha silahları, su ve gıdayı zehirleme silahları, ölümcül ilaçlar, deprem ve volkanik patlama yaratacak elektromanyetik silahlar gibi icatların hepsi, Üçüncü Dünya Savaşı’nın hazırlığı sayılıyor. Hatta homoseksüalitenin artışı dünya nüfusunu kontrol etmenin bir yolu olarak ele alınıyor.

Göç dalgası

ABD “Paris İklim Anlaşması”ndan çekildiğini duyurdu. Bu kararlar ve davranış biçimleri giderek dünyayı kolay yaşanamaz bir planet durumuna sokuyor. Çeşitli nedenlerle ortaya çıkan göç dalgası, başta ABD olmak üzere tüm elit toplumları tehdit ediyor. Gelişmiş ülkeler için şu anda en büyük tehlikenin önlenemez göç dalgası olduğu anlaşılıyor. Göçlerin önlenmesi adına Türkiye gibi ülkelerin tampon bölge olarak kullanılması ya da sınırların kapatılıp duvar örülmesi gibi çareler öngörülüyor. Bunlara ek olarak, ABD küreselleşme politikasından çark ederek, “Önce Amerika” sloganıyla milliyetçi politikalara döndü. Yukarıda saydığımız bütün bu politika değişimi, elit ülkeler ile güçsüz ülkeler arasındaki bağın tamamen koparılması amacı taşıyor.

Amaç elit ülkelerin kendi vatandaşlarını koruyup, diğer ülke vatandaşlarını Üçüncü Dünya Savaşı adı altında yok etmek olabilir mi? Bazı komplo teorisyenleri bunun olabileceğini söylüyorlar. Bazı komplo teorisyenleri de Trump ve Putin’in bu konuda anlaştığını düşünüyorlar.

Yazının devamı...

Soğuk savaşta kaç kişi öldü?

9 Eylül 2019

ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki “soğuk savaş”, İkinci Dünya Savaşı’nda başladı ve Sovyetler Birliği’nin çözülmesine kadar yaklaşık 40 yıl sürdü. Kapitalist ve Komünist ideolojinin çatıştığı bu dönemde, savaşlar, ülkeleri kendi tarafına çekme adına yapıldı; savaşlarda milyonlarca insan hayatını kaybetti. İnsanlık tarihinin en büyük silahlanmasının yaşandığı bu dönemde, gerçek kazanç sahipleri silah satıcıları oldu.

Aşağıda, bu dönemde yapılan büyük savaşları ölü sayısı sıralamasıyla gösteriyorum:

11 milyon ölü

Bu savaşlar, ABD ve Sovyetler Birliği’nin karşılıklı sağladığı silahlarla, ABD ve Sovyetler Birliği topraklarının dışında yapıldı ve genelde ülkelerin hükümetleri ile solcular arasında gerçekleşti. Yukarıda, ülkelerdeki sağcı ve solcuların karşılıklı toplam kayıpları yer alıyor. Bunlardan sadece Endonezya’da, kayıpların neredeyse tümü solculara aitti.

Üstelik, Endonezya hariç bu ülkelerin hiçbiri petrol, maden, tahıl v.s. gibi önemli hammaddeleri üreten ülkeler değildi. Endonezya, Habeşistan ve Yunanistan hariç, savaşların yapıldığı hiçbir ülke, temel deniz ulaşımını kontrol da etmiyordu. Yani, amaç hammadde emperyalizminden çok, dünyayı ele geçirmeye yönelikti. Sonuçta, Sovyetler Birliği ve komünizm savaşı kaybetti; ABD ve kapitalizm savaşı kazandı.

Bu savaşlarda yaklaşık 11 milyon kişi hayatını kaybetti. Afganistan’daki savaş, şekil değiştirse de hala devam ediyor. Henüz sonuçları belli olmayan Orta Doğu savaşını da, bu tablonun eki olarak ele alabiliriz. Aşikâr olan, ABD’nin ve Rusya’nın, bu savaşların tümünde taraf olduğu. Şimdi olduğu gibi!

Yazının devamı...

İNSAN HAKLARI

3 Eylül 2019

Dünkü yazımda, “Yeni Dünya Düzeni”nin yalnız ticaret serbestisini değil, yatırım serbestisini de öngördüğünden bahsetmiştim. “Kapitalist Sistem” serbest ticaret, demokrasi ve insan haklarının bir arada yürütülmesi prensibini taşır. Ancak, “Yeni Dünya Düzeni”, elitlerin daha fazla söz sahibi olabileceği bir demokrasiyi ve insan haklarının korunmasıyla birlikte, bireylerin tam özgürlüğü fikrinden vazgeçilmesi prensiplerini esas alıyor.

Sadece kaydi para

“THE EAN-13” Barkod Sistemi, dünyanın 85 ülkesinde kullanılmaya başladı. 7 hattan oluşan bu barkod sistemi, kişilerin bileklerine işleniyor ve bu sayede kredi kartı dahi kullanmaksızın alışveriş yapılabiliyor. Barkod kişilerin vatandaşlık numaralarını, her türlü geçmişini, risk durumunu da içinde barındırıyor. Bu barkodun altına bir bilgisayar çipi yerleştirilmesiyle çok yakın bir gelecekte insanların sağlık durumu da kontrol edilebilecek. Böylelikle insanların özeline, gizli bilgilerine ve güvenlik durumlarına rahatlıkla müdahale edilebilecek. İşte bu gelişme, kapitalist sistemin insan hakları boyutunun sorgulanmasına yol açtı.
Öte yandan, nakit paranın hiç kullanılmadığı, sadece kredi kartları ya da barkod gibi “kaydi para”nın kullanılabileceği bir topluma doğru gidiyoruz. Böyle bir toplumda, vergi kaçırmak da mümkün olmayacak. Bu nedenle, başta ABD olmak üzere “Yeni Dünya Düzeni” savunucuları, nakitsiz ekonomiyi destekliyor. Ancak, nakitsiz ekonominin insan haklarıyla ne denli örtüşebileceği tartışılıyor.
Bazı sosyologlar, “Yeni Dünya Düzeni”nin birkaç biçiminin olabileceğini, bunlardan birinin ABD tarafından kontrol edilirken, bir diğerinin Çin tarafından kontrol edilebileceğini savunuyor.

İnsanlık suçu

“The Club of Rome” (Roma Kulübü) İsviçre’de kuruldu ve esas amacının dünya nüfusunun 2 milyara indirilmesi olduğunu gizlemiyor. Bu amaçla hem savaşlar hem de salgınlar destekleniyor.

Nick Redform, “Yeni Dünya Düzeni” (The New World Order) isimli kitabında, Alzheimer hastalığının 1980’li yıllardan itibaren %9000 artığını, diyabet vakalarındaki artış hızının ise bunun üstüne çıktığını söylüyor. Tabii ki bu artışın nedeni bilinmiyor.

Yazının devamı...

YENİ DÜNYA DÜZENİ

2 Eylül 2019

16 Ocak 1991 günü ABD Başkanı George Bush, Irak’la yapılan ve adına “Çöl Fırtınası” denilen savaşın başlatılması nedeni ile yaptığı konuşmada, “yeni bir dünya düzeni” kuracaklarını, dünyada orman kanununun yürümeyeceğini söyledi. Bu vizyonun, Birleşmiş Milletleri kuran devletlerin asıl vizyonu olduğu dile getirdi.

“Yeni Dünya Düzeni” sadece geleceği şekillendirmek değil, dünya nüfusunu da azaltmak amacı güdüyor. Milletleri yok etmenin veya güçlerini azaltmanın en önemli aracı da, onları eğitimden yoksun hale getirmek, yoksullaştırmak, tarihlerini ve dillerini unutturmak biçiminde kendini gösteriyor.  Yönetilebilen bu milletler arasında, kolayca savaşlar çıkarılabiliyor.

“Yeni Dünya Düzeni”nin oluşturulmasının, “elitler” tarafından yürütülmesi fikri, kabul edilmiş görülüyor. Bu amaçla, demokratik ülkelerde gittikçe artan ölçüde “Lordlar Kamarası” ve “Senato” oluşturulması fikri destekleniyor. Böylelikle, her ferdin bir oyu ama elitlerin gittikçe artan ölçüde yönetim gücü olacak. Başkan’ın elitlerden olması kaydı ile, “Başkanlık Sistemi” de destekleniyor. Bu amaçlara ulaşmak adına, gizli camialar ile ticaret ve üretimi kontrol edebilecek büyük şirketlerin kullanılması öngörülüyor.

Küreselleşmeden neden vazgeçildi

ABD Başkanı Trump yönetimiyle birlikte, ABD’nin ciddi biçimde savunduğu küreselleşme politikasından vazgeçmiş olduğu anlaşılıyor. Bu vazgeçmenin ve ticaret savaşları başlatılmasının ardında, küreselleşmenin, ABD’den çok Çin, Alman ve Japon şirketlerine yarayabileceği çekincesi yatıyor.

Artık, yalnız “serbest ticaret” değil “serbest yatırım” yapılabilmesini de içeren bir dünya düzeni kurulmaya çalışılıyor. Yani, ticaret serbestisi ve gümrük duvarlarının kaldırılması, artık, ABD için yeterli değil. Diğer ülkelerde yapılacak yatırımların da küresel çapta organize edilmesi ve ABD tarafından yönetilmesi düşünülüyor. Bunun için de yabancı yatırımcılar için biçimi belirli ve birbirine benzeşen bir adalet sistemi ve demokratik ortam öngörülüyor.

Bohem Kulübü

Bohem Kulübü (Bohemian Club), Nisan 1872’de San Francisco’da kuruldu. O yıllardan başlayarak, “Kulüp” dünyanın ekonomik ve sosyal yönetimi konusunda ciddi  biçimde etkili oluyor. Amerika Eski Başkanı Nixon, bu Kulüp Başkanlığı için, “Herkes ABD Başkanı olabilir; fakat, çok az kişi Bohem Kulübü Başkanı olmayı ümit edebilir” demişti.

Yazının devamı...