Ece Güner Toprak, benim de tanıdığım, ABD ve Fransa’da eğitim görmüş, uluslararası davalarda uzmanlaşmış, değerli bir avukat. “Çare Başkanlık mı?” isimli kitabında, önümüzdeki referandumda “evet” veya “hayır” demenin fayda ve zararları üzerinde yoğunlaşıyor. “Demokratik Başkanlık” sistemine “evet” diyor. Ancak, bazı konulardaki çekincelerini de açıklıyor.

Ece ve benim görüşlerim

Ece Güner Toprak, getirilmek istenen yeni sistem için şunları söylüyor:

- Cumhurbaşkanı, meclise karşı sorumlu olmayacak. (Aslında sorumluluğu var ama 2/3 çoğunluk gerekiyor.)

- Meclisin elindeki gensoru imkânı tamamen iptal ediliyor. Mevcut Anayasamızda 20 milletvekilinin bile başlatabileceği bu önemli “yürütmeyi denetleme süreci” artık mümkün olmayacak. (Gensoru hükümete karşı veriliyor. Meclis çalışmasını yavaşlatıyor. Ancak, bir sorgulama ve denetleme mekanizmasıdır.)

- Soruşturma sürecini başlatabilmek için 301 milletvekili, Yüce Divan’a sevk için 400 milletvekili gerekecektir.

- “Uyumlu” olmayan bir meclisi cumhurbaşkanı erken seçime zorlayabilecektir. (Ama bu durumda kendisi de erken seçime gitmiş olacaktır.)

- Halkın parasını harcama yetkisi (bütçe yapma yetkisi) artık cumhurbaşkanında. Oysa başkanlık sisteminde, parlamenter sistemde olduğu gibi “cüzdanın gücü” her zaman meclistedir. (Bu değişiklik aslında fazla bir şey değiştirmiyor. Halen, açıkça söylenmese de yetki cumhurbaşkanında.)

- Kararnameler ve kanunlar, hukuki muamele açısından “eşit değerde” olacaktır. İkisinin de sadece Anayasa’ya aykırılığı incelenecektir. Oysa mevcut sistemde kararnameler, kanunlara göre açık şekilde hiyerarşide “alt seviyedir.” (Kanun Hükmünde Kararname uygulaması Özal zamanından beri ülkemizde var. Ancak, Kanun Hükmünde Kararnamelerin sonradan kanuna dönüştürülme, yani meclisten geçirilme zorunluluğu kaldırılıyor.)

- Cumhurbaşkanı, büyük ölçüde, Kanun Gücünde Kararnameler”le ülkeyi yönetecektir. Bir günde, hiç tartışılmadan, hiç istişare edilmeden, bir kişinin imzasıyla, ülkeyi derinden etkileyen düzenlemeler yapılabilecektir.

- Cumhurbaşkanı tek başına, takdirine kalmış bir kararla ve hiçbir denetime tabi olmadan, örneğin şu kişileri atayacaktır: Bakanlar, müsteşarlar, bakanlıklardaki daire başkanları, valiler, Merkez Bankası Başkanı, EPDK Başkanı ve üyeleri, BDDK Başkanı ve üyeleri, SPK Başkanı ve üyeleri, Rekabet Kurulu Başkanı ve üyeleri, YÖK üyeleri. Bu atamaların “usul ve esaslarını” da cumhurbaşkanının kendisi belirleyecektir.(Şimdi de pratikte, bu atamalarda cumhurbaşkanının yetkisi var. Ancak, atama usulünü kendisinin belirlemesi yanlış.)

- Hukuk devleti, kaliteli, güvenilir ve bağımsız yargı; güçlü kurumsal yapı (liyakat temelinde atanan bir bürokrasi) ve dengeli denetim mekanizmaları (bağımsız kurumlar, güçlü Merkez Bankası, EPDK, BDDK vb.) anlamına geliyor. Bu yapı bozulacak. (Bu yapı bozulursa, Türkiye dış dünyadan da soyutlanır. Yabancı yatırımcı tedirgin olur.)

- Ortak akıl ve danışma sonucu oluşturulmuş politikalar ve “güçler ayrılığı”nın işlemesi sayesinde, politik ve ekonomik istikrar sağlanır.

Teşekkürler Ece, “evet vereceklerin de, “hayır” diyeceklerin de faydalanacağı bir başvuru kitabı yazmışsın.