Önce Amerika

Benjamin Netanyahu 31 Mart 2009’dan beri Başbakan olarak İsrail’i yönetiyor. Özellikle yayılmacılık ve ülkesinin sınırlarını genişletme konusunda başarılı oldu. Aşırı siyonist partiyle iş birliği yapıyor. Bu nedenle, gerek dışarıda ve gerekse içeride eleştirilere hedef oluyor.

ABD Başkanı Donald Trump, şimdiye kadar Netanyahu’yu ve İsrail’i destekledi. Bu konuda, aslen Yahudi olan damadının da rolü oldu. İsrail’in başkenti olarak Jerusalem’i (Kudüs) kabul etti ve İsrail’in yayılmacı politikalarını destekledi.

Uluslararası toplum ve Türkiye, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul etmezken, ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşıdı. Kudüs, Müslümanların ilk kıblesi oldu ve burada Peygamberimiz, Mescid-i Aksa Camii’nin altında bulunan dağda Miraç’a erdi. Öte yandan, İsa’nın çarmıha gerildiği yer de Kudüs’te bulunuyor. İsrail Kralı Davud, Kudüs’ü Yahudilerin başşehri olarak ilan etmişti.

Kudüs, şimdiye kadar, yüzyıllardan beri dörde bölünmüş bir şehir olarak idare edildi. Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler ve Ermeniler bir arada ama kendi bölgelerinde yaşadılar, yaşıyorlardı. ABD’nin ve Trump’ın bu davranışı, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Trump’ı göklere çıkarmasına ve “İsrail’i en çok destekleyen ABD Başkanı” ilan etmesine neden oldu.

Haklılığımızı gördü

Oysa Trump, kendi ülkesinden başka kimseyi desteklemedi. Ondan para istenmediği sürece, İsrail taraftarı oldu. Trump, milyarlarca dolar harcayıp, YPG/PKK gruplarının neden desteklendiğini anlamamıştı. Zaten, bu iş de anlaşılır gibi değildi. Sonunda, “Biz kimsenin polisi değiliz. Kürtlere silah sağladık. Becerebilirlerse, bağımsızlıklarını kendileri alsınlar” dedi ve ABD askerlerini bölgeden çekmeye başladı. Kararı üzerine, yazılı ve görsel ABD medyası ayağa kalktı. Doğrusu, Trump çok sağlam ve dik durdu. Üstelik, kendisinin görevden alınma olasılığı devam ederken...

Peki İsrail?

İsrail, ABD sayesinde, Kudüs’ü başkent ilan edebilmişti. Şimdi de ABD’yi kullanarak ve ona para harcatarak, Irak’ta bir “Kürt Devleti” oluşturma hayalini gerçekleştirmek istiyordu. Kurulacak bu devlet bir süre sonra İsrail hakimiyetine girecekti. En azından, bu bölgede güçlü devletler olması istenmiyordu. İsrail ve Yahudiler Kuzey Irak’ı ve Güneydoğu Türkiye’yi kendilerine “Vadedilmiş Topraklar” olarak görüyorlardı.

ABD, son on beş yıl içinde, bu bölgede hakimiyet kurabilmek için yüz milyarlarca dolar harcamış ama hiçbir şey elde edememişti. Önceki ABD Başkanı Obama, görevi bırakırken, “Kuzey Irak, karar almakta en zorlandığım konu oldu” demişti. Çünkü ABD medyası, ABD başkanlarının bu konuda tarafsız karar alabilmelerine olanak tanımıyordu. Trump’a kadar...

Ne dediler?

ABD medyası (Trump’ı destekleyenler dahil), “İsrail’in çıkarları nedeniyle” ABD ordusunun orada olduğunu dile getiremedi. Sadece, bir kaç köşe yazarı, konuya değinebildi.

“Kürtler bize güvenmişlerdi. Şimdi, ABD’ye kimse güvenemeyecek” dediler. Uluslararası toplumda, devletlerle iş yapıldığını, devlet olamamış grupların desteklenemeyeceğini dile getiremediler. Üstelik, Türkiye gibi bir devlet ve NATO müttefiki, desteklenen grubun bir terör örgütü olduğunu söylerken...

“Şimdi, DAEŞ yeniden dirilecek ve bizim ülkelerimizde terör estirecek” dediler.

ABD ordusunun DAEŞ’i şimdiye kadar nasıl olup da yok edemediğini sorgulamadılar. Üstelik, terörden en çok zarar görmüş olan Türkiye, bu konuda çok hassas iken...

ABD, kendi çıkarı için ve bölge için yapması gereken şeyin en iyisini ve akıllısını yaptı.