Online satışların indirim araştırması

12 Nisan 2014

StilGiyin.com, kendini ‘modanın arama motoru’ olarak tanımlayan bir platform. Amacı, Türkiye’nin önde gelen online mağazalarını tek çatı altında bir araya getirmek. Trendyol, Markafoni, Mudo, Beymen gibi sitelerin ürünlerini bir araya toplayarak son kullanıcıya kolaylık sağlıyorlar. Filtreler sayesinde aranan ürün markası, çeşidi, rengi ve fiyatıyla listeleniyor. Bunun için de aranan ürünün ne olduğuna dair birkaç anahtar kelime yazmak yetiyor. Mesela “36 beden denim gömlek” yazıp arama yapılınca yüzlerce markanın bu özelliklerdeki ürünleri sergileniyor. Aranan ürün bulununca da tıklamayla asıl satış yapılan siteye yönlendiriyor. Böylece bütün siteleri tek tek gezmeye, binlerce seçeneği gözden geçirmeye gerek kalmıyor.
StilGiyin yetkilileri, plaftormun özellikle meşgul ve çalışan kesim için çok popüler bir durak haline geldiğini söylüyor. Bünyesinde 50’nin üzerinde site bulunduran StilGiyin’de hali hazırda 200 bini aşkın ürün ve 2500’den fazla marka bulunuyor. Aylık ziyaretçi sayısı 1 milyon civarında olan platform, elindeki bu geniş datayı kullanarak sık sık araştırmalar da yayınlıyor.

50 sitede ürün değerlendirme
StilGiyin’in en yeni çalışması, Türkiye’deki indirim dağılımı üzerine. Yine Türkiye’nin öncü büyük 50 sitesinden toplanan ürünlerin değerlendirildiği araştırmada online satışların yüzde kaçının, hangi oranda indirimde olduğu irdelenmiş. Buna göre sitelerdeki kadın giyim ürünlerinin yüzde 61’i indirimde. En ciddi ucuzluk ise ayakkabılarda. Ayakkabıların yüzde 83’ü indirimde. İndirim oranları ise yüzde 50 ve 70 arasında seyrediyor. Ayakkabıları günlük (yüzde 68) ve abiye elbiseler (yüzde 67) takip ediyor. Abiye elbiselerin yüzde 30-40 civarındakı bir bölümü indirimdeyken günlük elbiselerin daha yüksek bir bölümü; yüzde 50-70’i indirimli satılıyor. Online sitelerdeki çantaların yüzde 54’ü de indirimde. Ucuzluk oranları ise yüzde 40 ile 60 arasında değişiyor. Lüks ürünlerde indirim daha az. Araştırmaya göre yaklaşık yüzde 15’i indirimli satılıyor. Lüks ürünler lüzde 30-40 veya 40-60 arası ucuzluklarla listelenmiş. Yüzde 37’si indirimde olan kozmetik ürünlerinde ise yüzde 20’ye varan bir indirim söz konusu.

Yazının devamı...

İpek Yolu’na çıkış yolu

10 Kasım 2008

Ekonomik kriz yaratıcılığımızı zorluyor. Alternatifleri geliştirmek, yeni pazarlara yelken açmak, farklı hayaller kurmak zorundayız. Yaratıcılık adına oluşturulan konulardan biri İpek Yolu’nu canlandırmak. ‘Battı Batı yan gider İpek Yolu şahane’ tadında bir ruh hali hakim İpek Yolu Projesi’ne... Karşı değilim ama yaratıcılık adına geliştirilen hayallerin de ayakları yere basmalı.

Çin’den başlayarak Anadolu ve Akdeniz üzerinden Avrupa’ya kadar uzanan, ipek, porselen, kâğıt, baharat ve değerli taşların taşınmasının yanında kıtalar arasındaki kültür alışverişine de imkân sağlayan binlerce kilometre uzunluğundaki kervan yolları İpek Yolu olarak anılıyor. Orta Çağ’da, ticaret kervanları, şimdiki Çin’in Şian kentinden hareket ederek Özbekistan’ın Kaşgar kentine gelir, burada ya Afganistan ovalarından Hazar Denizi’ne ya da Karakurum Dağları’nı aşarak İran üzerinden Anadolu’ya ulaşırlardı. Anadolu’dan da Avrupa’ya giderlerdi.

Dünya nüfusunun yüzde 60’ının yaşadığı İpek Yolu güzergâhındaki ticaretin tekrar canlandırılması adına Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Birliği (IRU), ‘Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT)’ ve NATO harekete geçti. Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Projesi’yle Londra’dan kalkacak bir trenin kesintisiz olarak Çin’e ulaşabilmesi hayal ediliyor.

Kimin ne işine yarar? Türkiye’ye bakmak bile yeter. Türkiye’nin toplam ihracatı ortalama 105 milyar dolar. İpek Yolu coğrafyasında ülke başına en büyük ihracat 2 milyar dolar... Geliştirilecek önemli fırsatlar bulunuyor. Batı’da tüketim daraldı, Doğu’da girilmemiş pazarlar duruyor. Ancak, unutmayalım, İpek Yolu yalnızca ticaret yolu değildi. Aynı zamanda iletişim yoluydu. O gün iletişimin hızı aylar hatta yıllarla ifade ediliyordu. Ama bu iletişim sayesinde ticaret gelişti. Bilinmeyen satın alınabilir mi? Tanınmayan yere gidilir mi? Bugün iletişim anlık. İpek Yolu’nu canlandırmak romantik olduğu kadar güzel. Ama nasıl?

YASAKLI BÖLGE

Dünyada nüfusun yüzde 16.9’u, yani 1 milyar 114 milyon 275 bin kişi internet kullanıyor. Bölgeler arasında internet kullanıcılarının nüfusa oranı açısından Kuzey Amerika yüzde 69.7’yle ilk sırada, bu bölgeyi yüzde 53.5’le Avustralya, yüzde 38.9’la da Avrupa izliyor. Ticaret ve ekonominin en yoğun olduğu bölgeler de iletişimin yaygın ve serbest olduğu bu coğrafyalar.

İletişimin en önemli aracı olan internet, İpek Yolu üzerindeki ülkelerde yasaklı, sansürle boğuşuyor. Türkiye, Dünya Basın Özgürlüğü Sıralaması’nda 173 ülke içerisinde 102’nci. Aralarında ‘Youtube’, ‘Geocities’ gibi popüler sitelerin de bulunduğu toplam 853 internet sitesinin erişimi engellendi. Bu listeye en son dünyaca ünlü İngiliz biliminsanı Richard Dawkins’in sitesi ile Google’ın blog servisi blogger eklendi.

Harvard Hukuk Fakültesi ile Toronto, Cambridge ve Oxford üniversitelerinin ortaklaşa yürüttüğü OpenNet Initiative’in araştırmasına göre aralarında İpek Yolu üstünde ya da civarında ülkelerin bulunduğu 10 ülke ‘yaygın engelleyici’ olarak tanımlanıyor. Ülkelerin başında Çin, İran, Suudi Arabistan, Tunus, Burma ve Özbekistan bulunuyor. Çin’in adı internet sansürüyle özdeşleşiyor. İran internet konusunda sansür ötesi bir tehdit; idam edilenler, hapis cezası alanlar var. Hindistan’da da yasaklar gözleniyor.

Yazının devamı...

Kurtardı ama kurtulamadı

3 Kasım 2008

Anayasa Mahkemesi AKP kapatma davasında aldığı kararın gerekçesini açıkladı. Bildiğiniz gibi, AKP, ağırlıklı olarak kadınlar ile AB konusundaki çalışmalarıyla kapatılmamış. Bu iki konu başlığının altını dolduran karar ve eylemlere AKP’nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002 seçimleri itibarıyla baktım. Pek hamarat geçirilmiş bir dönem. AB için Allah kerim, ben kadın karnesini seçip pozitif ayrımcılık yapayım dedim. Bakalım gerekçeli karara bir gerekçe üretebilecek misiniz?
2002’de:

BİR ÇİFT SÖZÜM VAR

Kadın istihdamı dışında kadınla ilgili dikkat çeken diğer başlıklara girecek olursak; geçtiğimiz haftalarda Adalet Bakanlığı’nda düzenlenen bir toplantıda evlilik yaşının 14’e düşürülmesi tartışıldı. Komisyonda görüşülen öneriler arasında tecavüze uğrayan kişinin ‘ortada kalmaması’ için eski yasaya dönülmesi, mağdurla evlenmesi halinde tecavüzcünün cezasının indirilmesi; rızasıyla bile olsa, 15 yaş altındaki çocuklarla ilişkiye girenlerin cezalandırılmasını öngören hükümde yaş sınırının 14’e çekilmesi; eşe tecavüze verilen 7 yıla kadar hapis cezasının 1-6 yıl arasına çekilmesi... Diyeceksiniz ki ne olmuş... Yasalara rağmen, özellikle kırsal bölgelerde, ergenlik çağındaki kız çocukları evlendiriliyor. Türkiye ekonomik büyüklükte ilk 20’de, kadın-erkek eşitliğinde 112’nci.

Ege Üniversitesi’nce Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusu’ndaki çeşitli kentlerde yapılan bir araştırma, kadınların yüzde 45,7’sine kocalarının seçiminde danışılmadığını ve yüzde 50,8’inin rızaları olmadan evlendirildiğini ortaya koyuyor.

Kamuoyunda ‘İstihdam Paketi’ olarak bilinen ve Meclis’te kabul edilen İş Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun da kadınlar açısından iç açıcı değildi. Bu kanun önceki kanunda bulunan 150’den fazla kadın işçi çalıştıran işyerlerinde kreş açma ve işyeri doktoru, emzirme odası kurma zorunluluğunu da kaldırıyor.

Meclis’te kadın milletvekili oranı yüzde 9,1. Belediye başkanlıklarında ise sadece yüzde 0,56. BM’ye göre, kadın milletvekili sayısında kritik eşik yüzde 33.

Yazının devamı...

Öfkeliyim, öfkelisin, öfkeliyiz...

27 Ekim 2008

Öfkesini her an her yerde sınırsız kullanabilecek, öfkeden beslenen insan topluluğu olduk. Kızgınız!
Geçtiğimiz hafta Ulusal Psikiyatri Kongresi ve Anksiyete Sempozyumu düzenlendi. Nedense üzerine konuşmuyoruz. Engellileri eve nasıl kapıyorsak, ruhumuzu da kilit altında tutuyoruz. Fiziki olarak canımız yanarsa feryat, ruhumuz yanarsa suskunluk! Dünyada 500 milyon kişi ruhsal rahatsız. Her 7 kişiden birinin tedaviye ihtiyacı var. Türkiye’de 10 milyon kişinin ruh sağlığı sorunlu. Bunun dışında 7 milyon kişi potansiyel hasta.

Ruhumuzu bozan o kadar çok şey var ki. Gelecek, belirsizlik, ‘ne olacağım’ kaygısı... Al sana örnek: Finans krizi ve beraberinde işsiz kalma korkusu. Hekimlerin verdiği bilgiye göre sokakta karşılaştığınız pek çok insan antidepresanlarla ayakta.

Gazeteyi açıyorsun köşe yazarları öfkeli. Sürekli birbirlerine kızıyorlar. Muhalefet ile iktidar öfkeli. Sürekli birbirlerine sövüyorlar. Sokak çatışmalarında küçük çocukları ön saflarda kullananlar öfke yetiştiriyor. Karısını döven, boğazlayan koca öfkeli. Çocuk babaya öfkeli. Öğrenci, öğretmene; öğretmen düzene öfkeli. Çalışan patrona, patron herkese...

OFİSTE ÖFKE

Canon firması, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 18 Avrupa ülkesinde, bin 857 çalışan üzerinde bir çalışma yaptırmış: ‘Ofiste Öfke’. Araştırmaya göre çalışanların yüzde 68’i öfkesini kontrol edemiyor, yüzde 14’ü bugüne kadar bir şey tekmelemiş veya kırmış, yüzde 32’si masalarına şiddet uygulamış, yüzde 12’si yazıcıya saldırmış. Bu arada katılımcıların yüzde 54’ü kadın. Öfke cinsiyet dinlemiyor!
Türkler en çok yazıcı aksaklığına sinirleniyor. Öfkelenmek için en büyük ikinci neden, ofis politikaları. Diğerleri şöyle: Çok hırslı yöneticiler, ışıkları söndürmeme, masada cep telefonunu sessize almadan bırakmak.

‘Gözünün üstünde kaşın var’ diyene öfkeleniyoruz anlayacağınız... Yardımcısının kafasına cep telefonunu atan ünlü manken Naomi Campbell öfkesini kontrol edemediği için zorunlu toplumsal hizmet yapmakla cezalandırılmıştı. Çok şaşırmıştım. Sonra Genç Parti Genel Başkanı, Başbakana hakaretten ‘öfke kontrol programı’na katılma ve ‘kişisel gelişim’ konularında beş yayın okuma cezasına çarptırıldı.

Yazının devamı...

Kriz’in K’sı İK’nın İ’sine karşı

20 Ekim 2008

“Kriz Türkiye’yi etkilemeyecek, çünkü 2001 krizinden idmanlı, deneyimliyiz, bize bir şey olmaz”. Yapılan açıklamaların anafikri bu! Yangına körükle gitmek istemem ama Kriz’in K’sı çıkınca İK’nın İ’si aklıma geliyor. Ben, çok da istememe karşın, İK’da deneyimli bir Türkiye’de yaşadığını düşünmeyenlerdenim.
Kulağıma her gün farklı dedikodular, değişik kokular geliyor. Kimi şirket danışman arıyor, işe giriş yerine işten çıkış testlerinin peşinde. Çoğu alımlar zaten durdu. Bazısı çoktan yaradana sığındı.

Gazeteler spor toto sayfası gibi. Her gün bir Amerikan ya da Avrupa bankasının ne kadar paraya kurtarıldığını okuyoruz. Ben de size bulabildiğim kadarıyla kimin kaç kişiyi işten çıkardığını yazayım. Resmin bütününü görmek iyi olur.

Lehman Brothers’ın iflası 25 bin kişiyi işsiz bıraktı. CitiGroup 4 bin 200 kişiyi, Bank of America 3 bin kişiyi, Morgan Stanley 900 kişiyi... Mortgage firması Countrywide, 11 bin kişiyi işten çıkardı. National City Corp. 2007 ortalarından bu yana 3 bin 400 kişiyi işten çıkarttı. Capital One Financial 3 bin 900 kişinin işine son verdi. First Magnus iflas etti, 6 bin çalışan işsiz. First American Corp. 1300 kişinin işine son verdi.

HSBC subprime mortgage bölümünü kapadı, dünya çapında bin 100 çalışanının işine son vereceğini açıkladı. İsviçreli UBS, 1500 kişiyi işten çıkardı. HP, 3 yılda 24 bin 600 kişinin işine son verecek. BMW yılsonuna kadar 5 bin 600 çalışanını çıkaracak. PepsiCo 3 bin 300 çalışanıyla yollarını ayıracak. Siemens de bir süre önce 16 bin 750 kişiyi çıkaracağını duyurmuştu.

‘Acı patlıcanı kırağı çalmaz’ açıklamalarını bir kenara bırakıp 2001’de ne olduğunu anımsayalım. 2000’de 79 olan banka sayısı, 2001’de 55’e indi. 41 bin 69 kişi işsiz kaldı, 681 şube kapandı. Tahminlere göre 2001 krizi 357 bin kişiyi işsiz bıraktı. Bugünkü krizde bankaların bu kadar çok kişiyi çıkaracağını sanmıyorum. Ama her mahalleye açtıkları şube sayısında tasarrufa gideceklerini öngörmek mümkün.

2001 sonrasında sanayi işçi çıkardı, yatırımları erteledi, az adam çok işle verimliliği artırdı. Büyüdü ama istihdam yaratmadı: 2002-2006 yılları arasında ekonomi ortalama yıllık yüzde 7.3 büyüdü, tarım dışı istihdam yüzde 3.9 arttı. 2007’de ekonomi yüzde 4.5; tarım dışı istihdam yüzde 2.3 arttı. 2008’e umut kalmadı. Reel sektörde dökülme beklemeyen yok. Onlar da, “Biz zaten batığız, ikinci kez nasıl batarız” diye soruyor.

Yeni iş yaratamadık. Ekonomi politikaları büyük ölçekli işleri ve nepotizmi destekledi. Türkiye güzel günlerinde istihdam paketi gibi ekonominin önünü tıkayan temel sorunları çözmüş olsaydı, bugün daha umutlu olmaya hakkımız olabilirdi.

Yazının devamı...

Yaratıcı kapitalizm

13 Ekim 2008

ABD’de yaşanan finansal kriz nedeniyle siyaset felsefesiyle yeniden tanıştık. İyi mi, kötü mü bilmiyorum. Karl Marx ve Friedrich Engels’in kemikleri sızlıyor olmalı. Komünist Manifesto 1848’te yayımlandı. Kapitalizm ve Sosyalizm arasındaki çatışma kuşaklar boyu sürdü. Gün geldi kan döküldü, gün geldi duvarlar örüldü... Soğuk savaş kanımızı dondurdu. Sonra birden her şey duruldu. Dinimiz imanımız para oldu. Felsefe de, siyaset de paraya döndü. Türeyen ‘nöbetçi’ siyasetçiler içimizi kuruttu.

İki farklı görüşün bugün nerede ayrıldıklarını anlayana aşkolsun. Bu kez beyaz yaka kan döküyor. Korkum maviyi de vurması. İnsan kaynakları müdürleri önleminizi alıyor musunuz? Hani, “Biz 2001’den şerbetliyiz” muhabbetleri yapılıyor ya, 2001’de sınıfta kalmıştınız unutmadık. Doldur boşalt olur mu yine?
Sovyetler’in çökmesiyle komünizmin yıkılışını kutladık. Fukuyama gibi ‘nöbetçi’ toplum bilimciler, siyasetçiler, gelecek bilimciler, günü liberalizmin zaferi diye yorumladı. Meğer yorum/analiz hatası yapmışlar. Bugün Rusya’nın döviz rezervi, benim diyen tüm kapitalist ülkelerden fazla. İzlanda’yı bile çöküşten kurtardı. Mafya ve kara parası çok biliyoruz, ama kayda geçen zenginlik bile azımsanacak gibi değil. Rusya artık kapitalist. Bazılarına göre ABD ve Batı Avrupa ülkeleri artık sosyalist.

İzlanda hükümeti ülkenin ikinci büyük bankasına el koydu. ABD bu yıl içinde Silver State, First National Bank of Nevada, IndyMac, Columbian Bank and Trust of Kansas, Florida`s First Priority Bank, First National Bank of Nevada, Newport Beach, First Heritage Bank, IndyMac Bancorp, Staples, First Integrity Bank, ANB Financial, Hume Bank, Douglass National Bank, Washington Mutual, Fannie ve Freddie’ye el koydu... Yalnızca Washington Mutual’ın çalışan sayısı 43 bin 198... Avrupa’da Fortis’in yüzde 49’u kamuya geçti. İngiliz hükümeti Bradford&Bingley’e el koydu. Fransa ve Lüksemburg Dexia’yı kısmen kamulaştırdı.

Bu çöküşten çok kısa bir süre önce kapitalizmin simgesi Bill Gates, Time dergisine kapak oldu. Konu “Kapitalizm daha yaratıcı kılınabilir mi?” Yaratıcı kapitalizm öneriyor Gates!

GATES GEÇ Mİ KALDI?

Gates’e göre kapitalizm milyarlarca insanın hayatını iyileştirdi. Fakat bir o kadarını da dışarıda bıraktı. Yoksulluğa saplanıp kaldılar. Yoksullara yardımda devletler ile sivil toplum örgütleri eksik ve yavaş, bunu teknolojik inovasyon becerisine sahip şirketler yapmalı. Özetle serbest piyasa aktörlerinin üzerinden insanlığı kapitalist sistemin içine dahil edecek yeni yollar bulmalıyız, diyor.

Yazının devamı...

Başkan’ın bütün adamları

6 Ekim 2008

Demokrat Obama ile Cumhuriyetçi McCaine’in 4 Kasım seçimi öncesi verdikleri mücadele kıran kırana. Hemen her konuda mercek altındalar. Benim ilgimi İK çekiyor. Seçim İK’ya damgasını vurdu. İlk kadın ile ilk siyah başkan adayı... Derken yeni doğmuş bebeğiyle kürsüye çıkan başkan yardımcı adayı! Eğlenceli, renkli...

Bir de bize bakın! Kadın yok, renk hiç yok. Espriden eser yok! Korku var, öfke çok... Herkes birbirinin karbon kopyası. Tek fark, parti tabelalarındaki isimler.
‘Amerikan seçimlerine İK tarafından bakılır mı?’ diye düşündüm. Ortaya aşağıdaki gibi bir tablo çıktı. Zahmet edip isimleri ezberlemeye kalkmayın sakın. Satır arasını okumanız yeterli. Kıssadan hisse çıkarmak serbest.

Obama, 2 yıl Los Angeles, Occidental College’a devam etti sonra Columbia Üniversitesi Siyasal Bilimler Bölümü’nden mezun oldu. Harvard Hukuk Fakültesi’nde lisansüstü çalıştı. Aralarında özel ve kamu kuruluşlarının bulunduğu iş ortamlarında deneyime sahip.
Sihirli kelimesi ‘değişim’. Kampanya boyunca gündeminde, enerji bağımlılığı, Irak Savaşı ve sağlık sistemi vardı. Nükleer silahlar, Pakistan, İran gibi konularda da görüşlerini sıklıkla bildirdi. Obama’yı bir orkestra yönetiyor. Ekibinde dikkat çekenler:
Stratejist - Gazeteci David Axeldorf: Değişime dair verdiği mesajları şekillendiren kişi. Kıdemli siyaset danışmanı - Anita Dunn: Mesajları siyasi uygulamayla buluşturan kişi. Her şeyi - Reggie Love: Diyetine kadar her şeyden sorumlu. Aynı zamanda basketbol partneri. Siyasi Direktörü - Heather Higginbottom: ülke içi gündemini şekillendirmekten sorumlu. Kampanya Finansmanı - Penny Pritzker: Hyatt oteller zinciri varisi. Bağış kraliçesi. Valerie Jarrett: Obama’nın beyninin yarısı, diye tanımlanıyor.
Ekonomi takımı: Paul Volcker (81) Princeton’da profesör. ABD Merkez Bankası eski Başkanı. William Donaldson (77), Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı. Laura D’Andrea Tyson (61), Clinton’ın Ekonomik Danışmanlar Konseyi eski Başkanı. Berkeley’de ekonomi profesörü. Morgan Stanley ve AT&T’nin yönetim kurulunda. Robert Rubin (69), Maliye eski Bakanı. Goldman Sachs’ın Yönetim Kurulu eski Başkanı. Citigroup’a danışmanlık yapıyor. Lawrence Summers (53), Maliye Bakanlığı yaptı. Harvard Üniversitesi rektörüyken kadınların bilim alanındaki yetkinliklerini sorguladığı için şimşekleri üzerine çekti. Harvard’da ekonomi ve siyasal bilimler dersleri veriyor.

DÜN DE YOKTU, BUGÜN DE...

Yazının devamı...

İçerik devrimi

29 Eylül 2008

İngiliz Kraliyet ailesi geleneklerine bağlılıklarıyla tanınır. Aile 1932’ye kadar yılbaşı kutlamalarını yazılı yaptı. 1932’de mesaj ilk kez radyo aracılığıyla yayınlandı. Kraliçe 1957’de halkın yeni yılını televizyondan kutladı. Sıkı durun; 2007’yi 2008’e bağlarken bir ilk daha: Kraliçe yılbaşı kutlamasını internete taşıdı. Kim demiş bu insanlar tutucu diye?

Hayatımızdaki en önemli değişikliklerden biri iletişim. Ücretsizler dahil dünyada her gün 573 milyon adet gazete basılıp satılıyor. Gazete sayısı 11 bin 926. Gazeteleri her gün ortalama 1.7 milyar insan okuyor. 232 ülkede gazete yayımlanıyor. Biz Türkler her gün 4 saat televizyon izliyoruz. Eğlencemiz, haber kaynağımız, eğitmenimiz, her şeyimiz...

Geleneksel medya hâlâ iletişim gücünü elinde bulunduruyor. Ama internet kullanıcılarının PC karşısında harcadığı süre TV başındakini geçti. Cep telefonları en popüler medya aracı. Kabaca kişisel web sitesi diye tanımlayabileceğimiz blogların sayısı 70 milyon. Çoğunluk televizyon programlarını bilgisayardan izliyor. Genişbant internetin evlerde kullanımı önümüzdeki beş yıl içerisinde fırlayacak.
Rakamlara bakarak geleneksel mecraların öleceğine hükmedebilirsiniz. Ben aynı görüşte değilim. İletişim devrimi içeriği taşıyan farklı araçlar yaratıyor, güç el değiştiriyor, demokratikleşiyor. Hiçbirisinin tükeneceğini sanmıyorum. Hepsi kulvarını belirleyecek ve kendine çeki düzen verecek. Anlamı şu; içeriğini artıracak, farklılaştıracak. Uzmanlaşacak! İletişim devriminin en çok sevdiğim yanı içerik! Yaşadığımız şey aslında içerik devrimi. Farklı olmak istiyorsan içeriğin olacak. Yaradana sığınıp konuşup yazmaya iletişim değil, kirlilik deniyor.

SERGİLENEN RAPOR

Bugüne kadar değişimden kendisini ayrı tutan bir mecra oldu; faaliyet raporları. Dünyanın en sıkıcı iletişim araçları... İletişim kurmamak üzere doğmuşlar sanki. Yılda bir kez hazırlanırlar, şirket içinde kimse sevmez ama korku belası yapılır, yapanın eline yapışır.

Türkiye’nin ilk 500 büyük şirketinin 105’i ‘halka açık’. İMKB’de işlem gören şirket sayısı 300’lerde. Dünya Borsalar Federasyonu’na göre faal 45 borsa var, 33 bine yakın şirketin hissesi işlem görüyor. Faaliyet raporu yayımlamak çift yönlü bir zorunluluk. Hem yaptıklarınızı rapor ediyorsunuz hem kendinizi yatırımcıya anlatıyorsunuz.

Borsaların gelişimine paralel olarak, yatırımcı kitlenin niteliği de değişti. Her kesimden borsaya ilgi arttı. Değişimi gören şirketler, geniş kitlelerin anlayacağı tarzda, net, kolay anlaşılır ve kâr, ciro gibi mali değerlerin yanı sıra insan kaynağı, yetenek yönetimi, yönetim anlayışı, sosyal sorumluluk özetle vizyon ve misyonuyla kendisini ifade etmenin önemini kavradı.

Yazının devamı...