ABD mi, PBD mi?

"Ben işin çaresini buldum. Her sabah uyandığımda kendi kendime Amerikada darbe oldu diye hatırlatıyorum. O zaman bütün bu yaşadıklarımız anlamlı gelmeye başlıyor."Bu şakanın yansıttığı vehametin yabancısı değilim; Washingtondaki işiniz, Bush yönetiminin politikalarını uygulayan bürokrasi ile sürekli teması gerektirince, bu bürokrasinin bir kesimindeki bıkkınlığı yakından izlemeniz de mümkün oluyor.Bıkkınlığın nedeni, yukarıda sözü edilen "darbe." Darbeci ise, Pentagon. Amerikan dış politikasını, büyük ölçüde, Bakan Donald Rumsfeld ve Pentagonu yöneten sivil bürokrasi ile onların çizgisini paylaşan Başkan Yardımcısı Dick Cheney biçimlendiriyor. Kritik kararlar, bu "şahinler" tarafından alınıp uygulanıyor. Dışişleri Bakanı Colin Powellın, şahinler konsensusu ile uyuşmayan görüşleri sık sık etkisiz kalıyor. Afganistan ve Ortadoğu politikalarında, şu ana dek, daha ziyade "Pentagon Birleşik Devletleri" imzası var. Şahinlere ters düşen sesler kısık çıkıyor. Ancak son zamanlarda, bu durumu değiştirmeye niyetlenenler hareketli. Washingtonın ağustos uykusuna yattığı bu mahmur günlerde bile, "darbe" ortamına baş kaldıranların artık sadece "adı saklı" diplomatlar ile "liberal" damgalı medya ile sınırlı olmadığı dikkat çekiyor. Çok değil, üç hafta sonra, Amerikan politikasının çarkları yeniden son hızla dönmeye başladığında, Washingtonın dünyayı ilgilendiren kararlarında, PBDnin mi, yoksa bir bütün olarak ABDnin mi imzasının olacağı, bizim açımızdan, bugüne dek olduğundan daha da fazla önem kazanacak. Zira malum, gündemde Irak var. ***Irak konusundaki farklı seslere değinmeden önce, iç kamuoyundaki popülaritesi Başkan Bushla yarışan, dıştaki popülaritesi ise, Başkanın çok ilerisinde olan Powella rağmen atılan dış politika adımlarından birkaçını hatırlayalım. Powellın uzun süre direndiği, Amerikan diplomatlarının hala homurdandığı işlerden bazıları şunlar:n Küresel ısınmaya karşı Kyoto Antlaşmasının bir kalemde reddi,n Kuzey Kore ve İran ile diyalog arayışı sürerken, Bushun, bu iki ülkeyi, Irak ile birlikte "şer eksenine" dahil edivermesi,n ABDnin BM Nüfus Fonuna mali katkısının, Çinin kürtaj politikası bahane edilerek kesilmesi,n İsrail - Filistin meselesini ilgilendiren bir dizi kararda, Şaron hükümetine yakın şahinlerin son sözü söylemesi. Emekli general Anthony Zinninin arabuluculuk misyonunun durdurulması, Powellın ortaya attığı Ortadoğu Konferansı önerisinin askıya alınması, Bushun, Ortadoğu barışında ilerlemeyi, Arafatın liderliği bırakması koşuluna bağlayan açıklaması vb. Powellın Pentagon ve Beyaz Saray şahinlerine rağmen kotardığı az sayıdaki politika adımları arasında ise, yakalanan Taliban savaşçılarına Cenevre Konvansiyonu kapsamında muamele yapılması ve Rusya ile yeni silah indiriminin, Senato onayına tabi bir antlaşmaya dönüştürülmesi var.***Bakalım Irak konusunda ne olacak? En konuşkan sözcüsünü, Savunma Politikası Kurulunun başındaki Richard Perlede, en yırtıcı kalemini ise New York Times yazarı William Safireda bulan "Haydi, hemen savaş" cephesi, Powell gibi itidal yanlılarının seslerini kolayca bastırabilecekler mi? Yakınlarının deyişiyle, sonuçta kafasına yatmayan kararları "devlet terbiyesi" içinde uygulasa da, karar sürecinde her zaman kendi görüşünü ısrarla savunan Powell, acaba Irakta ağırlığını hissettirebilir mi?Sonuç getirir mi bilinmez ama, Powellın Iraka karşı paldır küldür bir saldırı yerine, öncesi - sonrası iyi planlamış, hem ABD içinde iyi tartışılmış, hem de uluslararası düzeyde ittifak sağlamış bir hareket için kollarını sıvadığı kesin. Üstelik, bu kez bazı Cumhuriyetçi ağır topların desteği de arkasında.Şu gelişmelere dikkat edin: Körfez Savaşı sırasında Baba Bushun ulusal güvenlik danışmanı olan Brent Scowcroft, geçen hafta Wall Street Journaldaki yazısıyla, bu aşamada Iraka saldırmanın, ABDnin terörle mücadelesine destek veren uluslararsı koalisyonu çökerteceğini savundu. Eski Cumhuriyetçi dışişleri bakanlarından Henry Kissinger, Irakla savaşın, ancak çok uzun süre orada kalmak göze alınıyorsa ve böyle bir müdahalenin meşru zemini uluslararası düzeyde hazırlanmışsa akıllıca olacağını, Washington Postta yazdı. Powell, geçen hafta Kissingerı Dışişlerine davet etti ve İsrail - Filistin meselesi ile Irak konusunda, Bush yönetiminin politikalarını nasıl etkileyebileceğini danıştı.Ağustos başında, Irak için toplanan Senato Dış İlişkiler Komitesinde, Richard Lugar başta olmak üzere birçok Cumhuriyetçi, askeri harekatın gerekliliğini sorgulayıp, uluslararası desteğin şart olduğunda birleştiler. Cumhuriyetçi Senatör Chuck Hagel, Powell ve sağ kolu Richard Armitageın, Başkan Busha, uluslararası destek olmaksızın Iraka müdahalenin sakıncalarını ilettiklerini açıkladı. Hagel ayrıca, şahinlerin sık sık yenilediği, Saddamın yakında nükleer silah geliştirebileceği iddiasını, "CIAin elinde böyle bir veri kesinlikle yok" diye reddetti. Baba Bush döneminde dışişleri bakanlığı yapan Lawrence Eagleburger, "Saddamın kimyasal silah kullanma riski varken, mütteffiklerimiz bu işe karşıyken, neden şimdi Iraka saldırmamız gerektiğini anlayamıyorum" deyiverdi.Eleştiriler karşısında sessiz kalmayan Perle, Iraka saldırmakta gecikmenin maliyetinin çok büyük olacağını söyleyince, Senatör Hagel, New York Timesda cevabı bastırdı: "Savaşa hızla girebilirsiniz de, aynı hızla savaştan çıkamazsınız. Halk risklerin ne olduğunu bilmek zorunda. Belki de Perle, Bağdata ilk girecekler arasında olmayı ister..." Geçen hafta ABD Dışişlerinin koridorlarından birinde, üst düzeyli bir yetkili çevresindekilere aynen şöyle diyordu: ycongar@erols.com Bunları, şunun için yazıyorum: Evet, ABDde Cheney, Rumsfeld, Wolfowitz, Perle, Feith, Rove vs. diye uzanan etkin bir şahinler grubu var ama, başkaları da var, ve sesleri giderek yükseliyor. Her ne kadar bazen, darbe olup bitmiş görünse de, ben, bu ülkenin, PBD olmaya daha direneceğini umanlardanım.