ABDnin Arap ikilemi

Bush yönetiminin Saddam Hüseyini devirmek için bir harekata girişip girişmeyeceği, girişmesi halinde Türkiyeden beklenecek katkının boyutu, harekatın Irakı nasıl değiştirebileceği, kuzeydeki Türkmenlerin geleceğini ve ülkenin toprak bütünlüğünü nasıl etkileyeceği bizi ilgilendiriyor. Tabii, Ankaranın kafasındaki asıl mesele de, bu durumda Irak Kürtlerinin ne yapacağı, Iraka olası bir müdahale ile, Kürtler için bağımsızlaşma yönünde hızlandırılmış bir sürecin başlayıp başlamayacağı, böyle bir sürecin nasıl engelleneceği.Washingtonda ise, aynı meselenin bambaşka boyutları da var. ABD için Saddam, her ne kadar "başlı başına ve halledilmesi gereken bir sorun" ise, Irak liderini hedef alacak, dolayısıyla Irakı karıştırma riskini de içinde barındıracak bir harekatın, Arap dünyasında yaratacağı tepki, sorunun çok önemli bir parçası. 11 Eylülde ABDye yönelen terörün baş aktörlerinin Araplar ve "Arap duyarlılıkları" ile hareket eden kişiler olması, ardından da İsrail - Filistin ilişkilerinin son yılların en gergin dönemini yaşaması, bu bağlantıyı güçlendirdi.ABDnin, bir bölümünü yakın dostu saydığı, çoğuyla sıkı bir savunma işbirliği yaptığı, bazılarının petrolüne bağımlı olduğu, hiç birinin hak ve özgürlüklere saygılı bir sistem kurmayı başaramadığını gördüğü ve hemen hepsinde kendisine yönelik tehditlerin barındığına inandığı Arap ülkeleriyle ilişkisi, tam bir ikileme dayanıyor. Son günlerde bu ikilemin merkezine iyice yerleşen kişi de, Filistin lideri. Biz Türkiyede, konuya, bizi en fazla etkileyecek yönünden bakmayı yeğliyoruz. Bizim için temel soru, "ABD, Iraka saldıracak mı?" Arafatla köprüleri atmak ABD açısından bardağı taşıran, Arafatın geçen hafta Busha yazdığı mektuptu. Arafat, mektubunda, üç hafta önce İsrailin ele geçirdiği, Filistinlilere teslim edilmek üzere 50 ton kaçak ağır silah taşıyan gemi konusunda, kendisinin önceden bilgisi olmadığını, siparişi kurmaylarının vermediğini yazıyordu.ABD yetkililerine göre bu ifadeler, "gerçeği yansıtmadığı gibi, Başkan Busha bir tür hakaret niteliğinde." Zira, Washingtonın elindeki istihbarat, söz konusu silahları Filistin Yönetiminin en üst düzeyde sipariş ettiği yönünde ve ABDliler, Arafatın bundan habersiz olmasına ihtimal vermediklerini, bu koşulda bile, kurmaylarına karşı gerekli önlemleri almayan Filistin liderinin "baş sorumlu" olduğunu vurguluyorlar. Bushun geçen cuma günü, Arafattan "terör destekçisi" diye söz etmesi ve kendisini "büyük hayal kırıklığına uğrattığını" söylemesi, bu değerlendirmenin kamuoyuna yansıtılmasıydı.Cuma günü, Bush ve ulusal güvenlik ekibi, Beyaz Sarayda toplanıp Arafatı konuştular. Toplantıdan sızan bilgi, Filistin lideri ile her türlü temasın kesilmesinden, Washingtondaki FKÖ temsilciliğinin kapatılmasına kadar çeşitli önlemlerin ele alındığı yönünde.Dışişleri Bakanı Colin Powellın son açıklamaları ise, ABD diplomasisinin bir süre daha Arafatı muhatap almaya devam edeceğine, zira süreçte etkili olmasının tek yolunu, "iki tarafla da konuşmakta gördüğüne" işaret ediyor. Yine de Powellın da belirttiği gibi, Washingtonın Arafata mesajı net. "Suyun ısındı" diyorlar Filistin liderine, "teröre karşı hızla, sonuç alıcı girişimde bulunmazsan, seninle köprüleri atabiliriz." Washingtonun Yaser Arafata bakışı, on yıldır hiç bugünkü kadar olumsuz olmamıştı. Son olaylar, Bush yönetiminde Filistin liderinin sözüne inanan kişi bırakmazken, bazı yetkililer - ki aralarında Başkan Yardımcısı Dick Cheney var - Arafatla köprülerin tamamen atılmasını savunmaya başladılar. Suudiler ve diğerleri Arap dünyasından gelen tepkiler ise, tahmin edilebileceği gibi, Arafatı destekler yönde. Zaten, Bush yönetiminin Filistin lideri ile ilişkileri kesmemesinin en önemli nedeni de, Arap dünyasının göstereceği reaksiyon. Washington gerek El Kaidenin kökünün kazınmasına çalışırken, gerekse olası bir Irak harekatını kafasının bir köşesinde tutarken, iyi kötü işbirliği yapabildiği Arap ülkelerini de karşısına almanın elini çok zayıflatacağını biliyor. ABDli yetkililer, gemi olayının bir çok Arap başkentinde de aslında "tepki" yarattığını; Kahirenin geminin Mısıra ait sulardan geçmesine öfkelendiğini; Arafata pek çok kez "kefil" olan Amman ve Riyadın, bu olaydan sonra zor durumda kaldığını vurguluyorlar. Ancak Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musanın, Bushun Arafatı suçlayan sözlerine tepkisindeki vurgu, dikkat çekici. Musaya göre, "Devlet Başkanı" Arafatın sorumluluklarından söz edebilmek için, öncelikle İsrail Başbakanı Ariel Şaronun sorumluluklarını konuşmak gerek.Suudi Arabistan İstihbarat Servisinin yeni direktörü Prens Nawwaf bin Abdül Azizin dünkü New York Timesda yeralan özel mülakatında söyledikleri ise, ABDnin Arap ikileminin özeti gibi:"Eğer Arafatın başına bir şey gelirse, Amerikan politikalarına olan tepki sertleşir. Herkes bunu, bölgedeki Amerikan çıkarlarını zedelemek için kullanabilir. Suudi Arabistanı da çok zor duruma düşürmüş olursunuz."Kısacası, 11 Eylül nasıl ABDnin, yıllardır teröre "dur" diyemeyen Arafata olan sabrını azalttıysa, yine aynı 11 Eylül, ABDnin Arafata olan ihtiyacını da bir anlamda pekiştirdi. Kendi halkı içinde de desteği hızla eriyen Filistin liderinin yerine, örneğin Hamasçıların geçmesi, Washingtonın işine gelmez. Bir yandan da, Arafatla ilişkisi kopmuş, "İsrail destekçisi" imajı iyice güçlenmiş bir ABDnin Saddama karşı, Arap dünyasından destek alması çok zor. Iraka karşı bir harekat konusundaki genel isteksizlik, ABDyi "Filistin düşmanı" göstermeye yarayacak her türlü adımla daha da pekişme, böylesi adımlar Filistin - İsrail çatışmasını bölgeye yayarak Saddamın arayıp da bulamadığı türden bir fırsatı yaratma potansiyeline sahip. Washingtonı asıl korkutan da bu. ycongar@erols.com Başkan Bush, Arafatla ilgili sert sözlerinden önce, Suudi Arabistan, Ürdün ve Mısır liderlerine birer mektup yazdı ve Filistin Yönetiminin, İran ve Hizbullah yardımıyla elde etmeyi planladığı bu kaçak silahlar konusundaki özel istihbaratı paylaşarak, üç liderden de, sorumluları cezalandırması için Arafata baskı yapmasını istedi.

DİĞER YENİ YAZILAR