ABD'ye göre HADEP operasyonu

ABD'ye göre HADEP operasyonu


       Diyarbakır, Siirt ve Bingöl belediye başkanlarının tutuklanmalarına Avrupa'dan sonra ABD de resmi tepkisini gösterdi. Öncelikle, Washington'un verdiği mesajı olduğu gibi yansıtmakta yarar var.
       Dışişleri Bakan Yardımcısı Harold Hongju Koh, 25 Şubat günü bakanlığının yıllık insan hakları raporuyla ilgili iki ayrı brifingde iki ayrı soru üzerine konuya değindi.
       İlk önce, tutuklamalara tepkisi soruldu; Koh da, Ağustos 1999'daki Türkiye ziyareti sırasında Diyarbakır Belediye Başkanı Feridun Çelik ile de uzun bir görüşme yaptığını hatırlattı ve şunları söyledi:
       "Biz ABD yönetiminin mensupları olarak, Öcalan'ın tutuklanması ve yargılanması süreci nedeniyle içinde bulunulan bu dönemi, Türk hükümetinin Kürt kökenli Türkler ile ilişkisine, Türkiye'nin ulusal devlet yapısı içinde eğilebileceği bir dönem olarak görüyoruz. Kürt kökenlilerin çoğunluğunun Türkiye'nin barışsever vatandaşları olmak istediklerini, aradıkları şeyin kültürel ve lisani özgünlüklerinin tanınması olduğunu belirtmiştik. Ve şimdi bu meselelerle ilgilenmek için bir fırsat vardır. (...) Bu şahıslar (belediye başkanları) hakkındaki suç iddiaları konusunda spesifik enformasyona sahip değilim, ancak Güneydoğu'dayken onlarla yaptığım görüşmede, hem Güneydoğu'nun geleceği konusunda barışçı diyaloğa girmek, hem de bölgenin siyasi ve iktisadi kalkınmasına ilişkin çok önemli sorunlarla uğraşmak konusundaki çabalarından etkilenmiştim. Şunu söylemeliyim ki, Türk hükümetinin son eylemleri, bizim perspektifimizden bakıldığında, çok şaşırtıcı ve çok rahatsız edicidir."
       Koh, daha sonra bu tepkisini biraz daha "açmasını" isteyip, "Tamamen yasal bir hukuki bir eylem ile insan hakları ihlali saydığınız bu siyasi eylemi birbirinden ayıran nedir, içişlerine karışma ile gelişmelerden kaygı bildirme arasında ince bir çizgi mi var" diye sormamız üzerine de şöyle konuştu:
       "Internet, uluslararası mali sistem ve insan hakları sistemi evrensel dillerdir. İstanbul'dan Internet'e bağlandığınızda ya da bir banka makinesinden para çektiğinizde, bunun onların egemenliğini tehdit ettiğini düşündüklerini sanmıyorum. Onlardan uluslararası insan hakları standartlarına uymalarını beklemek, özellikle de Türk hükümeti Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu gibi çeşitli uluslararası insan hakları belgelerine taraf olduğuna göre, içişlerine müdahale etmek demek değildir. Sadece, hükümetten kendisinin uymayı kabul ettiği ve Türk hükümetinin yöneticilerinin de uymak konusunda güçlü bir arzu ifade ettikleri standartlara göre davranmalarını istemektir. Sorduğunuz sorunun aslına dönersek, (...) Kürt kökenli üç HADEP'li belediye başkanının, henüz yargılanmadan görevlerinden alındıklarını öğrendim. Bu bana göre, uluslararası adil yargı standartlarına aykırıdır. Onlar özgür ve adil seçimle işbaşına gelmişlerdi ve seçmenlerini temsil ediyorlardı."
       Bu açıklamalar, Güneydoğulu belediye başkanlarının "tutuklanması ve görevden alınmasının" Washington'da ciddi kaygı yarattığını, haklarındaki suç iddiası ve dava sonucu ne olursa olsun bu kaygının değişmeyeceğini ortaya koyuyor.
       Zira, Clinton yönetimi, Türkiye'nin Kürt meselesine "barışçı" çözüm bulması için elverişli bir ortam varken başlatılan HADEP operasyonunun, öncelikle bu ortamı yokedeceğini ve PKK terörünü yeniden teşvik edeceğini düşünüyor.
       İkincisi de tabii, hukuk düzeninin temel kuralı olan "aleyhindeki suç iddiası mahkemede kesinleştirilmedikçe, suçsuz muamelesi görme hakkının" ihlali benimsenmiyor.
       Dahası Washington, Güneydoğu'daki Kürt nüfusunun desteğini kazanarak göreve gelen belediye başkanlarının görevden alınmasının, sadece başkanların şahıslarına ve HADEP'e karşı değil, seçmenlerine karşı da bir etkisi olacağından, dolayısıyla Güneydoğu'daki halk ile devlet arasındaki gerginliği besleyeceğinden kaygılanıyor.
       Washington'da Koh'un açıklamaları öncesinde görüştüğüm bir diplomat, "Bütün bunların PKK'nın siyasallaşmasını önleme amaçlı olduğunu düşünüyoruz" demişti. Diplomat, RTÜK'ün CNN - Türk televizyonunun 24 saat kapatılması yönündeki, daha sonra Koh'un da "özgür basına müdahale" diyerek kınayacağı kararından bahsediyordu:
       "'Apo, Mandelalaşabilir mi' sorusunun yanıtı, bizce de hayır. Ama Apo'nun ya da PKK'nın destek bulmamasının yolu da, Kürt kökenlilerin normal bir hayat sürdürme talebinin karşılanmasından, öncelikle de bu talebi savunanların özgürce siyaset yapmasına imkan tanınmasından geçiyor. Biz HADEP'e baskının, HADEP'i de, Güneydoğu halkını da PKK'nın kucağına itmesinden çekiniyoruz. HADEP'in önü tıkandıkça PKK'yı, siyasetin önü tıkandıkça terörü 'tek çare' olarak gösterenlerin işi kolaylaşır."
       Türkiye'de bazılarının çok tepkisini çeken bu "özgürce siyaset yapma" ve "normal bir hayat sürdürme" ifadelerini iyi anlamak gerek.
       ABD Başkanı Bill Clinton'ın da Kasım 1999'da TBMM'de yaptığı konuşmada bizzat kullandığı, daha sonra geçen ocak ayında bazı Temsilciler Meclisi üyelerine yazdığı mektupta yinelediği "Kürt kökenli Türkiye vatandaşlarının normal bir hayat sürdürme hakkı" ifadesi, "Kürt kimliğinin tanınması, Kürtçe dilinin konuşma, yazma, basın, yayın ve eğitiminin serbest olması, Kürt taleplerine ilişkin tartışma ve siyasetin engellenmemesi" anlamına geliyor.
       ABD'li yetkililere "Ayrılıkçı siyaset serbest mi olsun" diye sorduğunuzda, "Kürt kökenlilerin çok büyük bölümü, HADEP ve hatta artık PKK bile ayrılmaktan sözetmiyor" yanıtını alıyorsunuz. Onlara göre, Koh'un dediği gibi "Türk devlet yapısı içinde" bir uzlaşma gerekli.
       "Peki PKK'nın siyasallaşmasına göz mü yumulsun" sorusuna da, "Kimse Türkiye'den, Öcalan'ı seçimlere sokmasını istemiyor. Terör suçluları tabii ki
       yargılanmalı. Ancak PKK ile siyasi mücadelenin başarısı, şiddete başvurmayan, Türkiye içinde ve Türkiye seçmenine dayanarak yasal zeminde siyaset yapan Kürt yanlısı partilerin engellenmemesiyle mümkün" diyorlar.
       ABD'nin PKK terörüne karşı Türk devletine destek olduğu, Ankara'da yaygın kabul gören, Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın bizzat Clinton'a "teşekkür etmelerine" neden olan bir saptama.
       Türk devletinin "Kürt kimlikli" siyasetten korkmamasını isteyen, HADEP operasyonu ve CNN - Türk kararının içerdiği "hak ihlaline karşı" tavır alan, Türkiye'deki mücadeleyi terör yanlılarının değil, demokratikleşme yanlılarının kazanacağını uman da aynı ABD.
     


Yazara E-Posta: ycongar@milliyet.com.tr