‘Barışı kazanmak’

Kum’dan Necef’e...


     Başlık, tırnak içinde; bunlar, Washington’da günün en popüler sözcükleri.
     Son bir haftada savaşın "iyi gittiğine" kanaat getiren, askeri strateji konusundaki eleştirileri bir yana bırakıp "Nisan bitmeden, savaş biter" iyimserliğine kapılan ABD başkentinde, şimdi "barışın nasıl kazanılacağı" tartışılıyor. Öyle ki, kısa süre öncesine dek, "Zafer mutlaka bizim" diye kamuoyunu yatıştırmaya çalışan ABD yetkilileri, şimdi "Daha savaşı kazanmadık. En zorlu çatışmalar yaşanmadı" diye beklentileri törpüleme çabasında.
     İşin ilginci, cepheyi ve ABD ordusunun hareket tarzını iyi bilenler, ilk hafta sonundaki "ABD kaybediyor, bu işi yarıda bırakacak" yorumlarına gülüp geçtikleri gibi, şimdi de, "Savaş bitti bitecek" laflarını ham buluyorlar.
     Yine de, Saddam sonrası bugün, üç hafta öncesinden daha yakın. Dolayısıyla, Irak’ı bekleyen geçiş dönemi de en güncel tartışma konusu. Bu tartışma, taraflarını savaşın nasıl kazanılacağından çok daha fazla geriyor.
     
     Hikaye, Joseph Braude’dan... (Braude, Irak kökenli bir Musevi ailesinden gelen ABD’li bir İslam ve Arap tarihi uzmanı. Bir süre önce yayınlanan "The New Iraq" adlı kitabı, Irak’ın toplumsal birikimi ve dönüşüm potansiyeli konusunda askeriyeden sinemaya, hukuktan dine uzanan perspektifiyle sıradışı bir kaynak.)
     Kahramanımız, Necef (Irak) ile Kum (İran) arasında 1997’den beri gidip gelen bir katır. Tabii, katır muhtemelen aynı katır değil de, sefer aynı sefer.
     Birkaç haftada bir gerçekleştirilen seferin amacı, Şiiler’in en önemli merkezlerinden ve gerek binaları, gerekse ileri gelen din adamları ile Saddam’ın gazabına en fazla uğramış kentlerden olan Necef’teki Seyyid Ali el - Sistani’nin müridleriyle iletişimini kurmak.
     Katırın sırtına, dünyanın çeşitli yerlerinden elektronik posta ile, Internet bağlantısına sahip en yakın dini merkez olan Kum’daki bir ofise ulaştırılmış binlerce dilekçenin kopyası yükleniyor. Bu dilekçelerde, Şiiler Ayetullah el - Sistani’ye soruyorlar: "Musevi bir kızla evlenebilir miyim? "Müslüman ortağımla aramdaki iş anlaşmazlığını laik bir mahkemede halletsem olur mu? Bir Müslüman ülkeye karşı savaşırsam, ahirette yanar mıyım?" ...
     El - Sistani, bu soruları birer fetva ile yanıtlıyor ve elle yazılmış yanıtlar yine katır sırtında Kum’a taşınıp orada, el - Sistani’nin Internet sitesine yükleniyor. Braude’un aktardığına göre, ayda 350 bin kez tık’lanan bir site bu.
     Yansıttığı paradokslar bir yana, bu hikayeyi, iki nedenle anlattım.
     Birincisi, dünyanın dört yanındaki Şiiler için önemi büyük olan Necef, Saddam sonrasında kapılarını dünyaya açtığı ve medreselerini yeniden işletmeye başladığı zaman, Şii dünyasındaki dinamiklerin de değişeceğini yansıtan bir hikaye bu. Necef’in Kum’a, Irak’ın da, İran’daki egemen anlayışa alternatif ve daha ılımlı bir Şii otoritesi olarak yükselmesi, bu savaşın en önemli sonuçlarından biri olabilir.
     İkincisi ABD, savaşı kazanması kadar barışı kazanmasının da, Irak Şiileri’nin tavrından etkileneceğini biliyor. İşte bu nedenle de, 22 Eylül’de bir fetva verip Iraklı Müslümanlar’a, "Saldırı halinde, ülkenizi ABD’ye karşı koruyun" çağrısı yapan el - Sistani’nin geçen perşembe fetva değiştirerek bu kez, "Amerikan askerlerine engel olmayın" demesi, Washington’da çok önemsendi.
     Irak’ı anlayan az sayıdaki ABD’li yetkililerin hepsi de savunuyorlar ki, "Yeni Irak’ta, nüfusun çoğunluğunu oluşturan Şiiler, belirgin rol oynayacak. Bu rol, bazılarının iddiasının aksine İran ekseninde ve bölücü değil, Bağdat’ı merkezine alan birleştirici bir rol olacak."
     
     ABD, Saddam sonrasında Irak’ta tam anlamıyla "milli" bir yönetimin, meşru zeminde oluşmasına ve denetimi devralmasına hızla fırsat verecek mi? Sorunun yanıtı, Bush yönetiminin "barışı kazanıp kazanmayacağını" da belirleyecek.
     Gerek Bush yönetiminin muhalifleri, gerekse yönetimin (ve de koalisyonun) "diplomat" kanadı (Dışişleri Bakanı Colin Powell ile Britanya Başbakanı Tony Blair gibiler), bu süreçte üç tehlikeye işaret ediyorlar.
     Birincisi, Pentagon ağırlıklı Irak stratejisinin savaş sonrasında da sürmesi ve Irak’ın yönetiminin, uzun süre ABD’li emekli generallere bırakılması. İkincisi, Pentagon’ın, Kongre’nin ve Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin güvenini kazanmış görünen, ancak Dışişleri’nde, ve anlatılanlar doğruysa, CIA’de soru işaretleri yaratan Ahmad Chalabi gibi "sürgünden" bir Iraklı’nın, "Bağdat’ın yeni patronu" ilan edilivermesi. Üçüncüsü, Bush yönetiminin, BM’yi tümden safdışı bırakması.
     İlk tehlike, Bush’un savaş sonrası Irak’taki yardım ve yeniden yapılanma harcamalarının denetimini Dışişleri yerine, Pentagon’a bırakarak hem Kongre’nin, hem de Londra’nın tepkisini çekmesiyle ön plana çıktı. Cheney’nin, Cumhuriyetçi Kongre üyelerine öfkeli telefonlar etmesi bile, Senato ve Temsilciler Meclisi’nin kararını değiştirmedi. Kongre, "Biz bu parayı (ilk etapta 2.5 milyar dolar) veririz ama Pentagon’un denetimine değil" diye diretiyor.
     İkinci tehlike, Washington’da bazılarınca "Chalabi sendromu" diye geçiştiriliyor. Irak Ulusal Kongresi’nin lideri Chalabi’nin, Washington’daki "şahinlerin" yakını olduğu, Saddam’ı savaşla devirme fikrini başından beri savunduğu ve süreçte belirleyici rol oynadığı biliniyor. Ancak hakkında yıllar önce söylenmiş bir sözü yinelersem, "Potomac boylarında, Dicle boylarında olduğundan çok daha popüler görünen" Chalabi’nin, Iraklıların çoğunluğunda güven yaratmayacağı iddiası da yaygın.
     Halihazırda, bir yandan Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Chalabi’nin önderliğinde Iraklılar’dan oluşacak bir geçici hükümetin daha Bağdat düşmeden ilanı için bastırırken, bir yandan da işgal yönetiminin liderliğine hazırlanan emekli general Jay Garner, Kuveyt’te emir bekliyor.
     Üçüncü konu, yani BM’nin devreye girip girmeyeceği ise bugün Belfast’ta buluşacak olan Bush ve Blair’in gündeminde. İki müttefik arasındaki uçurum öyle ki, Başkan’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice, "Irak, Kosova ya da Afganistan değil" diye BM’nin, Irak’ta denetimi üstlenmesine kesinkes karşı çıkarken, Britanya Dışişleri Bakanı Jack Straw, "BM’nin sadece Irak’a uluslararası yardımı yürütmesini değil, savaş sonrası yönetimi de bir kararla desteklemesini sağlayacağız" diyebiliyor.
     BM Güvenlik Konseyi’nin, Pentagon’ın Garner ve Chalabi’li planına kol - kanat gereceğine inanan kimse varsa, onu da ben tanımıyorum.