Bu filmi görmeliyiz!

Bu filmi görmeliyiz!

     "BULWORTH!" Size bu filmi anlatmalıyım.
       Yaşınıza göre, onu Faye Dunaway ile oluşturduğu muhteşem "Bonnie and Clyde" (1967) ikilisinden de hatırlayabilirsiniz; "Dick Tracy" (1990) filminin sarı şapkalı, sarı pardesülü baş kahramanı olarak, Madonna ile eşleşmesinden de.
       Gençlik yıllarında Hollywood'da "siyasete ve kadınlara düşkünlüğü" ile ünlenen, Shirley MacLaine'in küçük kardeşi, Annette Benning'in eşi, bugün 61 yaşındaki Warren Beatty, ABD'de son dönemin en gözüpek, en komik, en gerçekçi siyasi filmine imzasını attı.
     "İmzasını attı" sözünde abartma yok; zira Beatty, filmin hem senaristi, hem yönetmeni, hem de baş oyuncusu.
     "Bulworth" 22 Mayıs'ta gösterime girer girmez, Amerikan kamuoyunun her cephesinde tartışılmaya başlandı; etnik gruplar arası ilişki, siyaset - para ilişkisi, medya - iktidar ilişkisi, propaganda - gerçek ilişkisi üzerine sağı solu birbirine kattı.
       * * *
     BULWORTH, Demokratik Parti'li bir California senatörünün ikinci kez seçilmek için kampanya yaparken, "Yeni bir bin yılın kapısındayız" diye başlayan boş konuşmalarının bunaltıcı tekdüzeliği içinde, bu hayattan vazgeçmesiyle başlıyor.
     Jay Billington Bulworth, kendini öldürmesi, dolayısıyla da kızına 10 milyon dolarlık hayat sigortası kalması için bir adamla anlaştıktan sonra, kampanyasına "hiçbir şey olmamış" gibi devam ederken, biraz "nasıl olsa öleceğim" rahatlığı, biraz da genç bir siyahi bir kadına (Hal Berry) tutuluvermenin sarhoşluğu içinde bir politikacıdan beklenmeyeni yapmaya, "gerçekleri söylemeye" başlıyor.
       Filmin devamında, Beatty'nin "rap" müziğinin kafiyeli, ritmik dizeleri ve yakası açılmadık diliyle "gerçekleri anlatmasını" izliyoruz.
       Amerikan siyasetinin bütün tabuları, bilinse de pek itiraf edilmeyen çıkar ilişkileri bir bir ifadesini buluyor Bulworth'ün bayramlık ağzında.
       Etnik oy hesabıyla yapılan dalkavukluklar... Kafalardan kovulmasına gerek duyulmayıp sadece konuşmadan kovulan ırkçı önyargılar... Medya patronlarının emrindeki siyasetçiler... Siyah gettosunda uyuşturucu satıp adam vuran bitirimler... Amerikan sosyal refah ödemelerinde dönen üç kağıtlar... Parası, ama ciddi parası olanın bütün düdükleri çalması...
     Beatty, senaryosunda "siyaseten doğru" (politically correct) olmak adına nicedir terkedilen "dobra" bir üslup tutturup, Amerikan siyasetinin, medyasının, iş dünyasının iç yüzünü gösterdikçe, "kara mizahın" kıvamı da yoğunlaşıyor.
       Milletin oyuyla koltuğa oturanların seçilmemişlerden nasıl emirler aldığını, parayı bastıranın meclisten ne yasalar çıkarttığını, bu "al gülüm ver gülüm" ortamında, gül bahçesinin tapusunun medya patronlarında durduğunu ve de bahçenin "dikensiz" tutulduğunu pek güzel anlıyorsunuz.
       Sonunda "doğruyu söyleyeni dokuz köyden" kovuyorlar elbet. Bulworth'ün işini, "para" bitiriyor.
       * * *
     "BEN en moda olduğu zamanlarda da liberal Demokrat'tım, bugün artık hiç moda değilken de öyleyim" diyen Beatty'nin filmi, genelde "liberal" yayınlarda övgü toplarken, sağ ve sol muhafazakarlar tarafından pek benimsenmedi.
     The New York Times," dünkü başyazısına "Bulworth eleştirisi" başlığını verdi ve dedi ki, "Film, Washington'da paranın rolü konusunda çarpıtılmış bir tablo yansıtsaydı, hoş olacaktı." Filmden, ABD'deki "siyasi bağış yolsuzluğu" tartışmasına uzanan gazete, Temsilciler Meclisi Başkanı Newt Gingrich'in ünlü medya devi Rupert Murdoch'la imzaladığı 4,5 milyon dolarlık kitap sözleşmesine de dokundurdu.
       İşin ilginci, Bulworth'un yapımını, Murdoch'ın sahip olduğu 20th Century Fox" şirketinin de 35 milyon dolarla desteklemesi.
       Eski Colorado senatörü Gary Hart, "Büyük cesaret işi, "diyor film için, "stüdyonun giriş çıkışını kontrol edip, Fox yöneticilerini, yapım sırasında içeri almamış olmalılar."
       Öyle ya da böyle, ABD biraz da, bu tip filmler üretip tartışabilen bir ülke olduğundan ABD!


Yazara E-Posta: Y.Congar@milliyet.com.tr