Bu kafayla gitmez ama...

Bu kafayla gitmez ama...


Amerikalılar, Devlet Bahçeli'nin kafasının dehlizlerine girebilseler, kendi deyimleriyle bir "portal", yani bir tür kapı, eskilerin "medhal" dediği türden bir geçiş bulabilseler pek rahat edecekler.
Belki o zaman, Türkiye'nin MHP liderinin gözüne nasıl göründüğünü anlayabilecekler. Bahçeli'nin, düştüğümüz batağı nasıl algıladığının, bu bataktan çıkmamız konusunda ne düşündüğünün, Ecevit'e, Derviş'e, IMF'ye, AB'ye, ABD'ye nasıl baktığının sırrına erebilecekler.
MHP lideri, globalleşmenin ne demek olduğunu düşünüyor? Başbakan olacağı günlerin hayalini ne kadar kuruyor, nasıl bir hayal bu, o sırada Türkiye'ye neler oluyor?
Partisi içindeki çeşitli aktörler hakkındaki fikri ne? Enis Öksüz'ü seviyor mu, katlanıyor mu, eli kolu bağlı mı?
Taban elden gidiyor kaygısıyla popülizme iyice sarılacak mı? Ekonomiden hiç anlıyor mu? Bu batakta kendisinin de boğulabileceğini düşünüyor mu? İktisadi programı bırakıp gider mi, yoksa deveyi mızmızlana mızmızlana güder mi? Falan filan...
Kısacası Amerikan yönetimine, Charlie Kaufman'ın bulduğu kapı lazım.
Hani iki yıl önce, Kaufman'ın hikayesini filmleştiren Spike Jonze'un bizi de içinden geçirdiği, John Cussack, Cameron Diaz gibilerle birlikte, John Malkovich'in beynine girmemizi, dünyayı onun gözünden görmemizi sağlayan kapı.
Şaka değil; "Being Devlet Bahçeli" fantezisi, Washington'da, "bugünlerde Devlet Bahçeli olmanın nasıl birşey olduğunu çok merak ettiğini" söyleyen bir Amerikalı diplomata ait.
Clinton yönetiminden sonra Bush yönetiminin de, Türkiye'nin başbakan yardımcısını çözemediğinin itirafı bir bakıma. Gelin görün ki, eskiden MHP'nin siyasi etkisini, daha ziyade "Ah Kürt meselesi, vah Kıbrıs" diye tartan Washington, şimdi "Türkiye uçuruma atlayacak mı, yoksa yamaca tutunup kendini yukarı çekecek mi" sorusunun yanıtını ararken, aynı denklemle boğuşuyor.

IMF doğrusu bu kez çok açık konuştu. Önce Başkan Horst Köhler, yazılı açıklamasında, sonra Dış İlişkiler Direktörü Tom Dawson, genel basın brifinginde, sonra da emekliliğe hazırlanan ve giderayak ciğerimizi pek iyi öğrenen Başkan Yardımcısı Stanley Fischer, bir grup gazeteciyle yaptığı telekonferansta gayet net ifade etti.
Duymayan kaldı mı bilmiyorum, ama anlamayan kalmıştır kaygısıyla yeniden yazıyorum.
IMF hükümete diyor ki, "Krizden çıkma yönünde önemli adımlar attınız, bazı radikal reformların kararını hızla verdiniz ama, programa tam sahip çıkmadığınız, bu adımları gönülsüz attığınız sürece, piyasaları ikna edemezsiniz. Son bir ayda neden olduğunuz belirsizlikler, programın yararının görülmesini engelledi. Faizler ayyukta; çünkü içte ve dışta piyasaya güven vermiyorsunuz. Sorumlusu sizsiniz. Çaresi de salt iktisadi değil, siyasi." Bu mesaj, saydığım açıklamaların yanısıra, IMF Başkanı'nın koalisyon liderlerine mektubunda da aynen vardı.
IMF kendi kendisine gelin güvey olmuyor. Fon'a bu mesajı dikte ettiren, piyasalar; piyasaların güvensiz tavrı ve onun izdüşümü yüksek faizler.
Finans dünyasında, paranın akışını yönlendiren reytingci, risk analisti, gazeteci kim varsa, haftalardır Türkiye konusunda aynı şeyi yazıp durdular: "Böyle gitmez, Ankara tavır değiştirmezse, program çöker."
Şimdi IMF bir yandan, geçen cuma günü Fischer'ın, sözettiğim telekonferansı düzenlemesinin de esas nedeni olan bir çabayla, piyasalara "Bakın bu Türkler, eninde sonunda işin gereğini yapıyorlar. Geç oluyor, güç oluyor ama oluyor. Bizim işi sıkı tuttuğumuzu gördükçe de, elleri mahkum, parayı alabilmek için programın gereklerini bir bir yapacaklar. Gelin siz de bu kadar çekinmeyin" mesajını vermeye çalışıyor. Ama doğrusu "iyimser" olduğunu bildiren Fon'da bile, piyasaların ikna olacağı beklentisi de zayıf, Ankara'nın kendisine çekidüzen vereceği umudu da.

IMF İcra Kurulu'nda en nüfuzlu ülke olan ABD'nin bizle ilgilenen yetkilileriyle ne zaman rahat bir sohbet olanağı doğsa, söz hemen Bahçeli'nin kafasına tünel açmayı düşleten sıkıntıya geliyor.
MHP cephesinden "Derviş bizi IMF'ye gammazlıyor" türünden yorumlar yükseledursun, Washington'da, MHP'nin programa bakışıyla ilgili izlenim oluşması için, aracıya gereksinim tabii ki yok.
Tütün Yasası ve Telekom tartışmaları sırasında bizzat aynı partinin hükümetteki yetkililerinin ağzından çıkan "IMF de kim oluyormuş", "Program bizim değil, Derviş'in" cümlelerinin, IMF'de, ABD Dışişleri'nde ya da örneğin J. P. Morgan Chase'de işitilmediğini düşünebilecek saflıkta kimse var mı Ankara'da? Bahçeli'nin Derviş'le görüşmediğini dünya bilmiyor mu sanıyorsunuz? Ülkenin başbakanının başbakan yardımcısı ile ekonomiden sorumlu bakanı arasında "arabuluculuk yapmaktan" sözettiğini kimseler duymayacak mı?
Velhasıl, Fon'un olsun, Dünya Bankası'nın olsun, ABD yönetimindeki ve özel yatırım - kredi kuruluşlarındaki Türkiye gözlemcilerinin olsun, şu anda en fazla merak ettikleri konulardan biri, Bahçeli'nin önümüzdeki günlerde, altına imza koyduğu programa sahip çıktığını gösterecek bir açıklama, bir jest (örneğin Derviş ile bir tokalaşma) yapıp yapmayacağı ve parti yönetimini toplayıp iktisadi önlemler konusunda her kafadan ses çıkmasını önleyecek bir disiplini sağlamayı deneyip denemeyeceği.
Kimse pek umutlu değil ama, böyle birşey olursa, içte ve dışta piyasalara anında etki yapacağına ve faizlerin düşeceğine bahse girmeye hazırlar.
Bahçeli, MHP'nin erozyona uğrayan popüler desteğini de değerlendirerek, hükümete ve programa asılacak olsa, TBMM'den istediği kararı çıkartabilen böyle bir koalisyonun, Türkiye'de işleri düzeltebileceğine inananlar bile var.

Yine de buralarda, karamsarlar (gerçekçiler mi demeli yoksa) çoğunlukta.
"Bu böyle olmaz, bu kafa değişmez, bu kafayla da gitmez" diyenler yani. Aynı kesim, bu meclisten, hatta bu yasalarla gidilecek bir seçimden alternatif hükümet çıkmayacağını, bu yıl içinde seçimin iktisadi intihar anlamına geleceğini de düşünüyor.
Eh, Türkiye'yi anca "ara rejim" paklar, öyle mi?
Koalisyon, nöbeti sık tutan saralı hasta halinden kurtulamazsa, bir teknokratlar hükümetinin kaçınılmaz olacağını düşünenler Washington'da da var. Ancak böyle bir hükümetin, Türkiye'yi düze çıkarabileceğine inanana, ben henüz burada rastlamadım.
Zira, tek mesele gerekli iktisadi kararların tıkır tıkır uygulanmasında değil. Asıl kurtuluş, yatırımcıların güven duyup Türkiye'ye gelmesinde.
Dünyanın ve Türkiye'nin konjonktürüne dikkatli bakanlar ise, yeniden bir ara rejime sığınırsak, bu güveni asla yaratamayacağımız kanısındalar.