Bush’un gölgeleri

Bush’un gölgeleri


Washington nihayet normale dönüyor. 11 Eylül’den beri, Beyaz Saray ile Kongre arasında "su sızmıyor;" Bush kabinesinin her adımı birer Politbüro kararıymışçasına dört bir ağızdan savunuluyor; sadece Başkan’ın partidaşı Cumhuriyetçiler değil, siyasi rakibi Demokratlar da, "milli birlik ve beraberlik ruhu" içinde, her karara birlikte el kaldırıp indiriyorlardı.
Şimdi durum yavaş yavaş değişiyor.
11 Eylül’ün Amerikan halkında yarattığı kararlılık, pekiştirdiği milliyetçi söylem ve "terörle mücadele" adı altında ateşlediği yeni dava geçerliliğini yitirmiş değil. Ancak, dokusu derin kavgalar sayesinde sağlamlaşmış Amerikan demokrasisi, yeniden uyanıyor sanki. Kongre, terörle savaşın iç ve dış cephelerinde atılan adımlarda devre dışı bırakılmaması gerektiğini Beyaz Saray’a hatırlatma gereği duyuyor. Savaşın başarısının kıstasları, bazılarının "Aaa, şuna bak vatan haini" ilkelliğindeki tepkisine ve kamuoyunun da bu tepkiden etkilenmeye meyilli olmasına rağmen, ne zamandır ilk kez tartışılıyor.
2002’nin, hem Senato, hem Temsilciler Meclisi’nde iki parti arasında çoğunluk mücadelesine sahne olacak kritik bir ara seçim yılı olmasının da etkisiyle, Amerikan iç siyasetindeki ayrımlar, dünyanın kaderini belirleyen faktörlerden biri halini almaya yeniden aday.

Sığınaklardaki hükümet
Haberi "The Washington Post" patlattı. Gazete, 1 Mart’taki manşetinde, ABD’de, 11 Eylül’den bu yana, Başkan’ın emriyle kurulmuş bir "gölge hükümet" olduğunu duyurdu. Bu gölge hükümet, çeşitli bakanlık ve birimleri temsilen toplam 150 kadar üst düzey sivil yetkiliden oluşuyor. Kurumları tarafından görevlendirilen yetkililer, olası bir "nükleer" saldırının Bush kabinesini devre dışı bırakması durumunda işleri üzerlerine almaya hazır şekilde, Washington dışındaki iki sığınakta bekleşiyorlar. 24 saatlerini evlerinden, ailelerinden ayrı, yeraltında geçiren bu yetkililer, 1,5 aylık bir "sığınak görevi" sonrasında, yer üstüne çıkıp normal hayatlarına dönerken nöbeti, meslekdaşlarına devrediyorlar.
Siz benim cümleleri "yor...yor" diye bitirdiğime bakmayın; daha doğrusu "imiş." Zira bu haber, sadece ABD kamuoyu için değil, Kongre liderleri dahil, yönetimin önde gelenleri için de tam bir sürpriz oluşturdu. Soğuk Savaş’tan kalma iki yeraltı sığınağında bir gölge hükümetin barındığını gazeteden öğrenenler arasında, Temsilciler Meclisi Başkanı ile Senato Geçici Başkanı gibi, protokolde üçüncü ve dördüncü sırada gelen, yani Başkan’a ve Başkan Yardımcısı’na bir şey olması durumunda dümeni devralması gereken liderler ile seçilmiş en yüksek düzeyli Demokrat olan Senato Çoğunluk Lideri de vardı.
Başkan Bush, haberi yalanlamadı ve bunun zorunluluktan doğan bir tedbir olduğunu, devam edeceğini söyledi. Kongre liderleri ise, hem uygulamadan haberdar edilmemiş olmaktan, hem de yönetimin "felaket halinde" sadece kabinenin devamını gözeten bir planla yetinmesinden açıkça yakındılar.

Savaşın yeni cepheleri
Terörle mücadelede, Beyaz Saray ile Kongre arasındaki diyalog kopukluğunu ortaya koyan diğer gelişme, Bush yönetiminin Filipinler’den sonra, Gürcistan ve Yemen’e de özel birlikler göndererek, bu ülkelerdeki El Kaide ve işbirlikçisi güçlere karşı savaşı doğrudan destekleme kararıydı.
Senato Çoğunluk Lideri, Demokrat Tom Daschle, başkenti çalkalandıran açıklamalarında, Bush yönetiminin "savaşın ne yöne gittiği" konusunda Kongre’ye daha net bir tablo sunmasının, sağa sola asker gönderirken amacını iyi tanımlamasının şart olduğunu söyledi. Dahası Daschle, Bush’un birkaç ay öncesine dek "ölü ya da diri" ele geçirmekten söz ederken, son dönemde, sanki yakalanmasının fazla kıymet - i harbiyesi kalmamış gibi bir tavır aldığı Usame Bin Ladin’e de sözü getirerek yönetimin bam teline bastı: "Bin Ladin dahil, El Kaide ve Taliban’ın üst düzey liderlerini ele geçiremezsek savaşı kaybederiz."
Çoğunluk Lideri’nin sözleri, Senato Azınlık Lideri, Cumhuriyetçi Trent Lott tarafından "bölücülük," Senato’daki Cumhuriyetçiler’in grup lideri Tom DeLay tarafından da "iğrençlik" diye nitelendirilmesin mi? Cumhuriyetçiler, 11 Eylül’den beri ilk kez, Bush’un uyarı almasından rahatsız olmuşlardı ve "Bu ortamda, nasıl olur da Başkan’ı eleştirmeye kalkarsınız" diyorlardı.
Demokratlar ise, Başkan’ın anketlerdeki yüksek popülaritesinin de bilincinde olduklarından, "Amaç, Bush’u eleştirmek değil, meşru kaygıları dile getirip doğru karar alınmasına katkı yapmak" diye Daschle’ı savundular.
Esasen, Demokrat liderin tepkisinin geri planında, Yemen ve Gürcistan’a asker yollama kararının Kongre’ye danışılmaması da etkiliydi. Senato Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Joseph Biden, "Savaşın ilk aşamalarında kusursuz bir çizgi izleyen Bush ekibi, şimdi yalpalıyor. Yönetimde hiç kimse yok ki, size planın ne olduğunu anlatabilsin. Bize danışılmıyor, savaşın yeni adımları konusunda karar alırken kimse telefonumuzu çaldırmıyor" dedi. Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Komitesi’nin bir numaralı Demokrat’ı Tom Lantos’a göre, "Yemen’e, Gürcistan’a asker gönderilmesi doğru" idi ama, bu kararın Kongre’ye haber verilmeden alınması kabul edilemezdi.

Seçim stratejisi ve Irak
Beyaz Saray’ın siyasi danışmanı Karl Rove, Cumhuriyetçi Parti’nin 2002 seçim stratejisini, Başkan Bush’un terörle savaşı yürütmedeki başarısı üzerine inşa etmesini önerdi. Tek başına bu öneri bile, savaş kararlarının, iki parti arasında yeni söz düellolarına vesile oluşturmasının garantisi.
Ancak Washington’da aylardır sus - pus olan farklı seslerin yeniden işitilmesi, önemli adımlarda, örneğin olası bir Irak harekatında, ABD yönetiminin ciddi bir bölünme yaşayacağını düşündürmesin. Saddam Hüseyin’in devrilmesi fikri, önde gelen Demokratlar tarafından da, en az Cumhuriyetçiler kadar destekleniyor. Yine de ABD’deki seçim ortamı, Irak’a karşı askeri bir girişimin zamanlaması, yöntemi, ittifakları ve çıkış stratejisinin, Washington’da, Afganistan harekatında olduğundan çok daha fazla tartışılmasını sağlayabilir. Bu da, dünyanın hayrına olur.