Bush yenilebilir!

Kuşkusuz erken. Ama şurası da gerçek ki, son haftalarda Washingtonda ve ABDnin seçim tansiyonunu erken hissetmeye başlayan diğer siyasi kentlerinde, belki de ilk kez, Bushun 2004 seçimlerini kaybedebileceği, Beyaz Sarayın Cumhuriyetçilerden Demokratlara geçebileceği yönünde bir hava esmeye başladı. Doğrusu, 11 Eylül 2001den bu yana pek hissedilmeyen bir hava bu. Bir yandan, teröre karşı savaşın ABDnin bir numaralı gündem maddesi olması ve "Savaş ortasında başkomutan değiştirilmez" mantığı... Bir yandan, göreve "acemi," hatta "aptal" etiketini adeta alnında taşıyarak gelmiş olmasına karşın, biraz karizması ve kadrosu, biraz da şansının yardımıyla Bushun kendisi hakkında, geniş bir kesime ve uzunca bir süre, "Bakın, hiç de çuvallamadı" dedirtebilmiş olması... Bir de tabii, "Vatan, millet, Mississippi" edebiyatının, birçok Amerikalıyı özgürlüklerinden ve iktisadi koşullarından fedakarlıkta bulunmaya daha bir razı kılması ve bu tavrın da Cumhuriyetçi yönetime yaraması...İşte hem bu unsurların biraraya gelmesi, hem de Demokratik Partiden başkanlık için ön seçim yarışına giren adayların pek de "Beyaz Saraya seçilebilir" gibi görünmemesi, "Bush, 2008e kadar başımızda" duygusunun ABDde epeyce yerleşmesine neden olmuştu. Oysa son haftalarda, sessiz ve derinden bir değişim yaşanıyor. Bush iktidarı kendisini giderek yükselen bir inançsızlık ve tepki dalgasının karşısında buluyor. ABDde başkanlık seçimlerine 13 aydan fazla zaman var. Öyleyse, George W. Bushun yenilmesinden söz etmek için henüz erken değil mi? Önce, bu değişimin iki ana gerekçesini kanımca iyi özetleyen bir fotoğraf:Geçen perşembe, ABDnin doğu kıyısını vuran İsabel kasırgası sayesinde elektrikleri kesilen ve bu yazının yazıldığı an itibariyle tam 60 saattir de geri gelmeyen mahallemizde, hepsi kalburüstü (kim bilir belki de Cumhuriyetçi) ailelerin çocukları olan 40 - 50 genç, cumartesi akşamı, trafik lambalarının çalışmadığı bir kavşağın dört yanına dizildiler. Ellerindeki pankartlar ve dillerindeki slogan, ilk bakışta, hem bu mahalleye, hem de bu gençlerin görünümlerine pek yabancı düşse de, toplumun birçok kesiminde var olan bir tepkiyi yansıtıyordu. "Forget Baghdad, fix Washington" (Bağdatı unutun, Washingtonı düzeltin) diyorlardı, Iraktaki elektrik şebekesinden önce ülkenin doğu kıyısındaki, eskiliği son aylarda birkaç kez kanıtlanan şebekenin yenilenmesini isteyerek. Bir pankarttaki "Rejim değişikliği, önce burada başlar" sözü, Bush yönetiminden memnuniyetsizliğin açık ifadesiydi. Odağımızı, bu küçük mahalle gösterisinin şipşağından tablonun bütününe genişletirsek, göreceklerimiz pek farklı değil; Amerikalılar, son dönemin gelişmelerinde "iyimserlik" nedeni bulmakta zorlanıyorlar:Iraktaki durumun iyileşmemesi ve cepheden her gün yeni Amerikan gençlerinin öldüğü, yaralandığı haberinin gelmesi, savaşın halka anlatılan gerekçelerinin "sahici" olduğu konusunda giderek yaygınlaşan bir inançsızlıkla birleşiyor. Terörle mücadele için harcanan onca paraya ve akıtılan kana rağmen, Amerikalılar kendilerini hala güvende hissedemiyorlar. Usame Bin Ladinin, Molla Ömerin, Saddam Hüseyinin yakalananamış olması sorgulanıyor. Bushun iktidara gelişinden bu yana kaybedilen iş sayısının 2 milyon 700 bine varması ve açılan istihdamın bunun gerisinde kalmasıyla son dönemin rekor işsizlik oranlarına ulaşılması toplumu etkiliyor. Hiçkimse iktisadi durumunun, dört yıl öncekinden daha iyi olduğunu söyleyebilecek durumda değil. Dört yılda, beş trilyon dolarlık bütçe fazlası perspektifinden beş trilyonluk ve giderek de büyüyen bir açığa düşülmesi, ABDnin geleceğini ipotek altına alıyor.Üstelik giderek daha fazla kişi, hem ekonominin yeterince canlanmadığı, hem de ABDnin dünyadaki saygınlığını yitirmeye başladığı gözlemini yaparak, bu durumdan salt iktisadi ve siyasi konjonktür ile 11 Eylül saldırılarını değil, bizzat Bush yönetimini sorumlu tutmaya başlıyor. İktisadi durum ve Irak... Uzun süre, Irak konusunda Busha alternatif politika üretmeyen, iktisadi duruma ilişkin olarak da sesi pek kısık çıkan Demokrat cephede, kamuoyundaki bu değişimin de etkisiyle bir kıpırdanma var şimdi. Sayıları onu bulan Demokrat başkan aday adayları, Bush yönetimine karşı tonlarını sertleştirmeye başladılar. Amerikan siyasetçilerinin, 11 Eylülden beri içten içe yaşadıkları "Ya yönetimi eleştirmek, vatanperver olmadığımız kanısını doğurursa" kaygısından nihayet silkindikleri gözleniyor. Havanın değişiminde, Demokratik Partiden başkan adaylığı için ön seçim yarışına girenler arasına emekli general Wesley Clarkın katılması da etkili oldu.58 yaşındaki Clark, NATOnun Avrupa Merkezi Kuvvetler Komutanı olarak Kosova Harekatını yönetmesi, daha önce de Dayton Anlaşmaları ile sonuçlanan Bosna Barış Sürecinde oynadığı rol ile tanınmıştı. Tıpkı eski başkan Bill Clinton gibi orta halli bir Arkansas ailesinden gelen, West Pointten (Kara Harp Okulu) birincilikle mezun olmuş, (yine tıpkı Clinton gibi) prestijli Rhodes bursu ile Oxford Üniversitesinde eğitim görmüş, (ancak Clintonın aksine) Vietnamda savaşmış ve madalya almış birisi Clark. Kişiliği konusunda herkesin pek de övgüler düzmediği, ancak zekasına ve yeteneklerine de kimsenin dil uzatamadığı bir eski asker. Konjonktür açısından, Clarkın adaylığını önemli kılan başlıca unsur, bir yandan sosyal konularda tam bir liberal iken, bir yandan da, geleneksel olarak Cumhuriyetçilere yakın asker ailelerinin desteğini kazanma potansiyeli taşıması. Ayrıca, Bushu Irak konusunda sert biçimde eleştirmesine karşın, kimsenin "vatanperver" olmamakla ya da askeri konularda ne söylediğini bilmemekle eleştiremeyeceği birisi Clark. Ve tabii, 11 Eylülün yarattığı "Bize sağlam bir başkomutan lazım" psikolojisini Bushtan daha iyi kucaklayabilecek bir geçmişi var.Ön seçim yarışına geç giren emekli general, bugüne dek hiçbir siyasi göreve seçilmemiş olmanın verdiği acemiliği aşma ve kampanya için gerekli parayı toplama konusunda hızlı davranabilirse, Bushun karşısına Demokratların başkan adayı olarak çıkma şansını yakalayabilir.Eski başkan Clintonın, geçen hafta New Yorktaki evinde verdiği bir yemekte, konuklarına "Demokratik Partinin iki yıldızı var: Biri Hillary, diğeri Clark" dediğini anlatanlar, eğer emekli general ön seçim yarışını kazanırsa, eski First Ladynin de, onun yanında "başkan yardımcısı adayı" olarak yer alabileceğini söylüyorlar. Ancak bu, şimdilik sadece bir dedikodu.Dedikodu olmayan, Clarkın "Bush yenilebilir" hissiyatının yükselmeye başladığı bir anda ve bu hissiyatı pekiştirerek seçim arenasına girmiş olması. ycongar@erols.com General Clark faktörü...