Cheney’i beklerken...

Cheney’i beklerken...


Catastrophe," türkçesi, "felaket." ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin son günlerde en çok işittiği sözcük bu.
Başbakan Ecevit, ocakta, Washington’da, "ABD’nin Irak’a saldırması, felaket doğurur" demişti. Cheney Ortadoğu’ya gitti gideli, Arap liderlerden de aynı tezi dinliyoruz. Ürdün Kralı ile Suudi Veliaht Prensi geçen hafta, Ecevit’in cümlesini sözcüğü sözcüğüne yinelediler.
İngiltere, İsrail ve dokuz Arap ülkesini de kapsayan gezisinde yarın Ankara’ya uğrayacak olan Cheney’nin kafasında neler var, Washington’a hangi izlenimlerle dönecek?

"Türkiye’siz olmaz"
Cheney’nin "Saddam karşıtı" stratejiyi pazarlamakta zorlanmasının bir nedeni, İsrail - Filistin gerginliği. Son anda, ve ancak Cheney’nin Irak odaklı gezisinin güme gideceğini anlayınca, kolları sıvayıp emekli general Anthony Zinni’yi bölgeye gönderen Bush yönetimi, Şaron hükümetinin gerginliği tırmandırmasına uzun süre sessiz kalarak Arap dünyasının tepkisini çekti. İsrail - Filistin çatışmalarında, günlük ölü bilançosu düzinelerle ifade edilmeye başlamışken, Araplar’ın "en büyük tehdit, Saddam" argümanına kafa sallayacak halleri yoktu.
Yine de Washington’daki gözlemciler, Arap liderlerin kamuoyuna başka, Cheney’nin kulağına başka konuştuğu kanısındalar. Pentagon’a danışmanlık yapan ve Saddam’ın devrilmesi konusunda en "şahin" seslerden biri olan Richard Perle, "Arap liderlerin özel konuşmalarda verdiği mesaj farklı. Saddam’ın gitmesinin bölge için daha iyi olacağının, Arap ülkelerinde de, Türkiye’de de anlaşıldığı fikrindeyim" diyor. Perle’e "Ya yine de desteklemezlerse" diye sorduğumuzda ise, "Körfez ülkelerinin ve Türkiye’nin aktif lojistik desteğini taşımayan bir Irak harekatı, ABD için zor, ama imkansız değil" yanıtını alıyoruz. Yine de, "Eğer" diyor Perle, "Cheney, Irak stratejisini konuşmak üzere tek bir ülkeye gitseydi, bu Türkiye olurdu."
ABD’nin Irak’a harekatı, Türkiye’siz kıvıramayacağını düşünenler çok. Lehigh Üniversitesi profesörlerinden Henri Barkey, "Türkiye’siz olmaz. Üstelik Türkiye’nin sadece İncirlik’i değil, başka tesisleri de ABD kullanımına açması gerekecektir" derken, Clinton döneminde Ulusal Güvenlik Konseyi’nde çalışan, şimdi Brookings Estitüsü’ndeki Phil Gordon’a göre, "ABD’nin, Saddam’ı devirme harekatını, büyük bir askeri yığınakla başlatması, bunun için de iki ülkenin aktif desteği şart: Kuveyt ve Türkiye."
Washington Enstitüsü Başkan Yardımcısı Patrick Clawson ise, Bush yönetiminin Ankara’nın desteğinin "elzem" olduğunu bildiğini söylerken ekliyor: "Tabii Türkiye de, güneyindeki gelişmelerde söz sahibi olmak istiyorsa, Irak’a karşı bir harekatın dışında kalmayacaktır."
"Ekimde saldırı bekleyin"
Cheney, Arap başkentleri ve Ankara’ya "Saddam’ın kitle imha silahları üretmesine daha fazla seyirci kalmayacağız" mesajını götürüyor.
Perle’e bakarsanız, bu kararlılığı hayata geçirmenin tek yolu askeri harekat; zira "Saddam, BM silah denetleyicilerini ülkesine göstermelik bir jestle soksa bile bu, sonuç alıcı olmayacak."
"Saddam, istese ABD saldırısının önünü kesebilir mi" sorusuna, Clawson, Gordon ve Barkey’den aldığımız yanıt biraz farklı. Üç analist de, "Saddam’ın gerçek bir denetim rejimine izin vermesi zor. Ama ABD’nin blöf yapmadığını anlar ve BM ile gerçek bir işbirliğine giderse, harekatın zemini de ortadan kalkar" diyorlar.
Bush yönetiminin Saddam’dan kurtulma planını uygulamaya koyabilmesi için, bulmacanın birçok karesinin daha dolması gerek. Cheney’nin bölgedeki zemin yoklaması ilk önemli adım. Başkan Yardımcısı’nın Washington’a, "Bölgeden destek almamız zor, ama sonuna dek gitmeye kararlı olduğumuzu gösterirsek, bizi yalnız bırakmazlar" izlenimiyle dönmesi bekleniyor. Yine de önce diplomasi oyununun oynanması, silah denetleyicileri için BM üzerinden pazarlığın yürümesi gerek. Bu arada ABD’nin, Afganistan’da tükettiği "akıllı bombaları" yeniden üretip Irak çevresine askeri yığınak yapması için zamana ihtiyacı var.
Gordon, "Irak’ta yazın savaşmak, kimyasal silahlara karşı özel giysileri yaz sıcağında sırtta taşımak yeğlenmez. Bir yaz savaşının, turizme büyük darbe indireceğini bilen Türkiye de, herhalde Cheney’i bu konuda uyarır. Irak’a karşı en erken, sonbaharda harekat bekleyebiliriz. Kasımdaki ABD seçimlerinin hemen öncesine, örneğin ekim ortasına dikkat" diyor.
Barkey’e göre de, "Türkiye harekata destek sağlarsa, harekatın biçimi ve zamanlaması konusunda ABD’ye telkinde bulunabilir, turizminin etkilenmemesi için harekatı sonbahara erteletebilir."

"Türkiye’nin çıkarına"
Perle, "Saddam sonrası Irak, Türkiye ekonomisi için yepyeni bir açılım vaad edecek ve bu açılım, savaşın ekonomiye vereceği kısa dönemli zararı fazlasıyla karşılayacak" diyor. Barkey ise Irak’a karşı bir harekatın önlenemeyebileceğini hatırlatarak, Ecevit hükümetini uyarıyor: "Ankara, ‘Felaket olur’ diye piyasayı korkutmak yerine, ‘Biz her olasılığa karşı önlem aldık’ diye güven vermeli."
Peki Saddam sonrası Irak’ta istikrarı sağlamak kolay mı?
Bütün gözlemciler, "bağımsız Kürt devleti" senaryosunun gerçekçi olmadığında, Bush yönetiminin buna göz yummayacağında birleşiyor. Ancak Irak’a karşı bir harekatın süresi ve sonrası konusunda fikirler farklı. Perle, Iraklı subayların Saddam’ı yalnız bırakacaklarından emin ve Irak Ulusal Kongresi’nin, Saddam sonrasında, istikrarlı bir merkezi hükümet kurmak için yeterli siyasi donanıma sahip olduğu kanısında. Clawson da, Irak ordusunun kolay bölüneceğini, Saddam’ın yalnız kalacağını, etnik oluşumların ise "merkezkaç" bir eğilime girmek yerine, federal bir Irak’ın eşit unsurları olmayı yeğleyeceklerini savunuyor.
Gordon ise uyarıyor: "Irak, Afganistan değil. Yıllardır, çocuklarının ABD ambargosu yüzünden öldüğü propagandasına inanmış bir Irak halkı ve ordusu, umulduğu gibi Saddam’ı yalnız bırakmayıp ABD’ye direnmeyi seçerse, harekat sanıldığından daha uzun ve kanlı olabilir. Sonrasında istikrarı sağlamak için, ABD’nin Irak’ta uzun süre kalması gerekebilir."