Çıkış yolları

Çıkış yolları


Eskiden Türkiye'de görev yapmış bir Amerikalı diplomata, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Robert Pearson'ın enflasyonla mücadele programından, "Bu sizin İkinci Kurtuluş Savaşı'nız sayılır" diye söz ettiğini anlatıyorum. "Evet," diyor, "onun için de akıllı bir komutana her zamankinden daha fazla ihtiyacınız var!"
Türkiye'de gecelik faizleri yüzde 7500'e fırlatan ve bir süredir zaten gündemdeki "dalgalı döviz kuru" uygulamasına geçilmesinde katalizör oluşturan krizi, Atlantik'in Batı yakasından izleyenlerin, olup bitene ve bundan sonrasına ilişkin analizlerinde birkaç ortak nokta öne çıkıyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası (IBRD) ve Bush yönetiminin yetkilileri ile kredi derecelendirme kuruluşları ve yatırım bankalarının yöneticilerinin üzerinde anlaştığı ilk konu, Ankara'daki siyasi liderliğin önümüzdeki haftalarda ve aylarda göstereceği performansın Türkiye'nin kaderinde "kilit"olduğu yönünde.
Ancak kimse, gökten başımıza "akıllı bir komutan" düşmesini beklemediğinden, mevcutlar arasından "toplumun geneli ile iç ve dış yatırımcılara güven aşılayabilecek, zor önlemlerin sorumluluğunu taşıyabilecek, iradeli, sakin ve iktisat bilen" bir ekibin öne çıkıp dizginleri ele alacağı umudu dile getiriliyor.
Altını çizmek gerek: Bu beklenti, bu aşamada asla, hükümetin değişmesi ya da erken seçim arayışını yansıtmıyor.
Tam tersine, "kabinenin yıpranmış isimlerden arındırılması ve (TÜSİAD'ın çağrısını yaptığına benzer biçimde) ekonominin başına geçecek bilgili bir isimle desteklenmesi" yoluyla, Türkiye'ye "seçimsiz en az iki tam yıl" sağlayabilecek bir "tazelenmiş hükümet" arayışı var.
Washington ve New York'tan Türkiye'ye bakanlar, Ankara'daki lider sıkıntısını, TBMM içinden alternatif hükümet çıkmasının zorluğunu gayet iyi biliyorlar; seçimlerin de güçlü hükümet üreteceği konusunda ciddi kuşkular taşıyorlar.
Ama tabii, esas "nehir geçerken at değiştirmenin maliyeti" onları düşündüren.
Moody's kredi derecelendirme kuruluşunun Başkan Yardımcısı Kristin Lindow, son krizle Türkiye'den kaçan yatırımcıların hikayesini bana anlatırken, Köşk - Konut kavgasının krizin asıl nedeni olmadığını, ancak zaten diken üstündeki birçok yatırımcıda "Hükümet çöküyor, seçime gidiliyor, anti - enflasyonist program terkediliyor" kaygısı yarattığını söylüyordu.
Lindow'a göre Moody's müşterisi birçok yatırımcı, Türkiye piyasasını terkederken bir yandan da, "Belki de delilik yaptığımız, zira Türkiye'de hala para kazanabiliyoruz. Ama Ankara'da her an herşey olabilir. Kalmanın riski çok yüksek" diyorlarmış.
İşte şimdi, "Bu krizden nasıl çıkılır" diye sorduğumuz uzmanlar da, öncelikle Ankara'nın "Her an her şey olabilir" izlenimini kırması gerektiğini söylüyorlar.
Washington ve New York'tan Türkiye'deki krizi gözleyenlerin diğer bir ortak uyarıları da, geçen hafta özel sektörün öncüleri dahil birçok ağızdan duyduğumuz, "Enflasyonla mücadele programı çöktü" feryadının kısılması yönünde.
ABD'deki gözlemciler, program "ciddi revizyondan" geçse de özünün korunması gerektiğini ve Türkiye'nin enflasyona karşı bugüne dek hiç mevzi kazanmamış gibi hareket etme lüksü olmadığını vurguluyorlar.
Bu konuda nisbeten "iyimser" yorumları, programa prestijini bağlamış olan IMF ve IMF ile ağızbirliği eden Bush yönetiminden duyuyoruz.
Bu çevrelere göre, "Dalgalı döviz kuru uygulaması, enflasyonla mücadele programının mevcut kazanımlarının korunmasına engel değil. Sıkı para politikası, yapısal reformların hızlandırılması ve sıcak paraya bel bağlanmaksızın, sermaye girişi sağlanmasına yönelik önlemlerle, enflasyon - devalüasyon ilişkisinin doğru kurulması mümkün. Bu da, Türk Lirası'nın istikrara kavuşmasını, enflasyon oranının da ilk başta yükseldikten sonra yeniden düşme trendine sokulmasını sağlayacaktır."
Karamsar yorumlarda ise, Milliyet'in dünkü manşetinde yeraldığı gibi, Türkiye'nin kısa vadeli kredi notunu "Paraguay ve Moğolistan ile aynı düzeye" düşürünce, rakibi Moody's tarafından "haksızlık" yapmakla suçlanan Standard and Poors (S&P) başı çekiyor.
S&P direktörlerinden Marie Cavanaugh'ya göre, "Ankara'daki siyasi ortam, Türkiye'nin şimdi halkın sırtına daha da ağır yük bindirecek bir programın altından kalkabileceğine ilişkin umutları yıpratıyor. Kısa vadeli borçların yüksek düzeyi, Türk Lirası'nın büyük değer kaybına uğramasını engelleyecek bir sıkı para politikasının uygulanmasını zorlaştırıyor."
Ancak ister iyimser, ister kötümser uçta yeralsınlar, Türkiye ekonomisini gözleyen herkes enflasyonla mücadeleden vazgeçilmesinin "uçuruma atlamak" anlamına geleceğinde birleşiyor. Lindow, "Şu anda herşey ne kadar kötü de olsa, IMF ile işbirliğinin çökmesi hiperenflasyon getirir, felaket olur. Bu bakımdan, programın yapısal unsurlarında değişiklik yapılmayacağının açıklanması piyasalar için olumlu bir sinyaldi" diyor.
Krizden çıkış yolları konusunda, ABD'deki bütün gözlemcilerin anlaştığı üçüncü nokta ise, krizin gerçek kaynağını ilgilendiriyor.
IMF yetkilileri üzerine basa basa söylüyorlar: "Bankacılık sektörünün sisteme her gün yüklediği milyonlarca dolarlık zararı önleyemezseniz, bu iş olmaz."
Kredi derecelendirme kuruluşları, BDDK'nın kurulmasının bir yıldan fazla zaman almasının uluslararası yatırımcılarda, "Ankara'nın istikar programını götürecek siyasi iradeye sahip olmadığı" kuşkusunu artırdığını belirtiyorlar. Moody's Başkan Yardımcısı'na göre, "Hükümet, kapatması gereken bankaları kapatmaya çok direndi. Yatırımcılar, banka satışları ve konsolidasyonu konusunda kararlılık görmek istiyor."
Bu kapsamda yeni bir uygulama planı hazırlamak için Türkiye'de bulunan IMF - IBRD bankacılık heyeti ile yapılan müzakereler son derece önemli. Eğer hükümet, cesur bir bankacılık reform takvimini benimseyebilir ve bunu aksatmadan uygulayacağını dünyaya gösterirse, yatırımcılara yansıması olumlu olacaktır.
Ankara'yı bu konuda teşvik etmesi gereken ise, yine IMF. Fon Başkanı Horst Köhler'in, "Bankacılık alanındaki yeniden yapılanmanın artan maliyetini karşılamak üzere, yeni kaynak imkanlarının araştırılacağını" söylemiş olması çok önemli. Bush yönetiminin Türkiye'deki programın devamına en üst düzeyde verdiği destek de, şimdilik IMF'ye paralel bir kaynak kaydırma taahhüdü içermese bile, "Türkiye krize terkedilmeyecek" mesajını dünyaya iletiyor ve IMF'nin yeni fonları harekete geçirmesine bir anlamda "yeşil ışık" yakıyordu. Dün Ankara'daki toplantıdan sızan haberler de, bu doğrultuda ilk adımların IBRD ve Tokyo tarafından atılacağını gösterdi.