Demokrasi Tartışması

Demokrasi Tartışması

Yasemin ÇONGAR

TARTIŞMA, "illiberal demokrasi" çevresinde dönüyor.
Fareed Zakaria, "Foreign Affairs" dergisinin yazıişleri müdürü. "İlliberal demokrasi", Zakaria'nın, yöneticilerini seçimle işbaşına getiren, ancak sivil özgürlükleri güvenceye almayan rejimlere verdiği ad.
Zakaria, Kasım - Aralık 1997 tarihli "Foreign Affairs"de, "demokratik" olup "liberal" olmayan rejimleri irdelerken, "Anayasal liberalizm, demokrasiden teorik açıdan farklı, tarihsel açıdan ayrıdır. Liberal demokrasinin, Batı'nın siyasi kumaşında içiçe dokunmuş olan bu iki unsuru, bugün dünyanın diğer yerlerinde birbirinden ayrılıyor. Demokrasi gelişip serpiliyor, anayasal liberalizm değil" diye yazmıştı.
Kıvılcımı tutuşturan, bu "ayrımın" saptanması olmadı. Tartışma, Zakaria'nın "anayasal liberalizmi", yani güvencesini anayasada bulan bireysel özgürlüklerin varlığını, bir anlamda "demokrasinin", yani halkın yöneticilerini seçimle işbaşına getirmesinin üstünde tutmasıydı.
ABD'nin bazı ülkelerde, "demokratik" görünümü, "liberalizme" yeğlediğini savundu Zakaria. İstedi ki Washington, yönetimin seçimle işbaşına gelmediği, ancak yöneticilerin bireysel haklara saygı gösterdiği ülkeleri (liberal otokrasileri) desteklesin; salt "seçim" peşinde koşmayı bıraksın.
Zakaria'nın merceğinden, Latin Amerika demokrasilerine ya da Türkiye'ye "illiberal" damgası vurmak son derece kolay. Ancak o daha ziyade, komünizm sonrası "demokratikleşen", ancak "liberalleşmeyen" ülkeler üzerinde duruyor.
"Liberal otokrasi" için verdiği en geçerli güncel örnek, koloni dönemindeki Hong Kong. Tabii, herkese eşit oy kullanma hakkının, anayasal liberalizmin kurumsallaşmasından çok sonra hayata geçtiği İngiltere de Zakaria'nın tezinin dayanaklarından.
***
TARTIŞMANIN karşı cephesine, Foreign Affairs" dergisinin Mart - Nisan 1998 sayısındaki yazılarıyla, Clinton yönetiminden John Shattuck ve Brian Atwood ile, "Journal of Democracy" dergisi editörü Marc Plattner yerleşti.
İnsan haklarından sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Shattuck ve Uluslararası Kalkınma Ajansı (AID) Başkanı Atwood, Zakaria'ya üç noktada karşı çıktılar:
İlki, ABD'nin çeşitli ülkelere "demokrasi yardımının" sadece seçimleri teşvikle sınırlanmaması; ikincisi, "mazlum" görünüşlü bazı otokrasilerdeki siyasi baskının Zakaria tarafından gözardı edilmesi; üçüncüsü, demokratikleşmenin toplumsal gerilimleri pekiştirdiği tezinin sağlam gözlemlere dayanmaması.
Plattner ise, modern demokrasilerde, "demokrasi" ve "liberalizmin" ayrı ayrı ve birarada varlığının elzem olduğuna katılıyor. Ancak "liberal otokrasileri" demokratikleşen ülkelerin üzerinde tutmanın "hata" olduğu kanısında.
Üstelik Plattner, Zakaria'nın "liberalleşen" diye nitelendirdiği Endonezya, Singapur ve Malezya gibi demokrasiden uzak ülkelerde, bireysel hakların geniş, yargının bağımsız olduğu tezini de "haksız" buluyor.
Plattner'a göre, "illiberal demokrasiler" eninde sonunda, "anayasal liberalizmin" yerleşmesine, otokrasilerden daha yatkın olduklarını gösterecekler.
"Seçmenler, iyi tercih yapabilecekleri gibi, kötü ve vasat tercihler de yapabilirler. Demagoglar, seçim kampanyalarını seçmenlerin etnik ve dinsel hoşgörüsüzlük gibi en kötü içgüdülerine hitap etmekte kullanabilir. Yine de seçimleri, seçimle işbaşına gelmemiş bir yönetim altında da benzer biçimde tezahürü muhtemel sorunların, gerçek nedeni sayabilir miyiz?" Kendi sorusunu "olumsuz" yanıtlıyor Platter.
* **
"İLLİBERAL demokrasi" tartışması, "bağımsız yargı, bağımsız - objektif basın, bireysel hak ve özgürlüklere anayasal güvence" olmayan bir Türkiye'de bitmeyecek, bitmemeli.
Tartışmanın ABD'deki görüntülerinde, Washington'ın Türkiye'deki rejime ilişkin telkinlerinin ipuçlarını yakalamak mümkün.
Herşeyin temelinde, Shattuck ve Atwood'un ifade ettiği "asgari müşterek" var:
"Siyasi liberalleşme, iktisadi gelişme ve insan haklarının korunması hep birbirine bağlı."




Yazara EmailY.Congar@milliyet.com.tr