Devlet nereye, demokrasi nereye? (3)

Devlet nereye, demokrasi nereye? (3)


     Küresel ekonominin, devleti ve demokrasiyi nasıl etkilediğine ilişkin tartışmada artan sıklıkta kullanılan iki yeni kavram var. Bunlar, "ulusaşırı" ve "hükümetaşırı" kavramları.
       20'inci yüzyılın iktisadi dinamiğini belirleyen "çokuluslu" (multinational) şirketlerin yerini, "ulusaşırı" (transnational) şirketlere bırakması, şimdiden 21'inci yüzyılın ayırdedici yönlerinden sayılıyor. Yine 20'inci yüzyılda dünya düzeninin temel direklerini oluşturan "uluslararası" (international) kurumların da işlevlerini giderek, "hükümetaşırı" (transgovernmental) bir işbirliği ağına devredeceği düşünülüyor.
       Bazı Batılı sosyal bilimciler, bu iki saptamadan yola çıkarak, küreselleşmenin devletleri ortadan kaldırmayacağını savunuyorlar. Bu görüştekilere göre, devletler "hükümetaşırı" işbirliği ağlarında yeralmak suretiyle, küreselleşmenin düzenleyici birimleri olmayı sürdürecekler. Devletlerin egemenliği içerik değiştirecek, ancak ortadan kalkmayacak. Ülkelerin gücü, küresel piyasadaki paylarıyla ölçülürken, devletlerin egemenliği de, bu payı artırabildikleri ölçüde artacak. Bu payı artırmanın yolu, devletin hem kendi vatandaşı, hem "ulusaşırı" iktisadi aktörler karşısında daha şeffaf olmasından, "özgür seçimler, bağımsız yargı ve serbest basın" aracılığıyla toplumsal denetim mekanizmasını sürekli işletmesinden geçecek.
       Ulus - devletin, küreselleşme ve enformasyon devriminden yok olarak değil, dönüşerek çıkacağını savunanlardan biri Claremont Üniversitesi Sosyal Bilimler Profesörü Peter F. Drucker. Ona göre, bu dönüşümün motoru, kendilerine yegane iktisadi birim olarak "dünyayı" seçen, "ulusaşırı" şirketler.
       Otomobil üretimini ele alalım. "Çokuluslu" bir operasyon, A ülkesinde satacağı otomobilleri A ülkesindeki fabrikasında, A ülkesinin işgücünü ve malzemesini kullanarak üreten, pazarlamasını A ülkesinde yapan bir B ülkesi şirketini getiriyor akla. "Ulusaşırı" bir operasyonda ise, dünya piyasasına süreceği otomobillerin her bir parçasının dizaynını ve üretimini başka başka ülkelerde yapan, birkaç ayrı ülkede montaj birimi bulunan, dünya piyasasına yönelik standart pazarlama teknikleri ve fiyatlar uygulayan, sermayesi ve yönetimi tek bir ülkenin egemenliğinde olmayan bir şirketle karşı karşıyayız.
     Drucker böyle bir şirketin, bütün bu farklı ülkelerdeki koşulları standartlaşmaya yönelik itici güç oluşturduğuna dikkat çekiyor.
       İşte bu noktada, "hükümetaşırı" yönetim kavramıyla karşı karşıyayız. Harvard Üniversitesi Hukuk Profesörü Anne - Marie Slaughter, yeni dünya düzeninin "bir dünya hükümetine değil, küresel yönetime doğru" evrildiğini savunuyor. Aradaki fark, küresel yönetimde, "hükümetlerüstü değil, hükümetlerarası" bir işbirliği ağının egemenlik kazanması. Slaughter'a göre, "hükümetaşırı" yönetim düzeni, ulus - devletlerin belirli bir toprak parçasındaki ekonomiyi denetlemekten kaynaklı geleneksel egemenliğini daraltırken, onlara dünya ekonomisinin ortak denetimine yönelik gelişmiş iletişim kapasitesi, dolayısıyla da yeni bir güç sağlayacak. Yeni yüzyılda Dünya Bankası tipi kuruluşların değil, farklı ülkelerin merkez bankacılarını biraraya getiren Basel Komitesi türü "hükümetaşırı" forumların nüfuzu artacak.
       John Hopkins Üniversitesi'nden Michael Mandelbaum, bu küreselleşme sürecinin demokratikleşmeyi de beraberinde getireceğini, ama birçoğumuzun bunu kavramakta zorlandığını söylüyor: "Biz hala 1776, 1789, 1917 ve 1989 devrimlerinin imajıyla yaşıyoruz. Demokrasinin sadece, halkın ayaklanıp baskıcı hükümeti devirmesiyle geleceğini sanıyoruz. Bu yüzden, yabancı bir işadamı, hükümetimize gelip, bizim vatandaşlarımızı işe almasının tek koşulunun daha sağlam bir hukuk mevzuatı, uluslararası muhasebe standartları ve şeffaflık olduğunu söylediğinde, bunun demokratikleşmenin ilk adımı olduğunu kavrayamıyoruz."
     
Küreselleşmeyi "Lexus ve Zeytin Ağacı" başlıklı yeni kitabında inceleyen "The New York Times" yazarı Thomas L. Friedman, piyasaların denetimine giren bir dünyada, şeffaflaşan, yolsuzluğun önünü kesen, enformasyon akışının ise önünü açan devletlerin egemenliğinin artacağını savunuyor.
       Harvard Üniversitesi Kennedy Kamu Yönetimi Okulu Dekanı Joseph S. Nye, Jr. ve Duke Üniversitesi Siyasetbilim Profesörü Robert O. Keohane'ye göre işin özeti şu: "Yeni yüzyılda devletlerin gücü, enformasyon kaynakları giderek çeşitlenen bir toplum nezdinde ne denli inandırıcı olabildiklerine dayanacak."


Yazara E-Posta: ycongar@milliyet.com.tr