İç işlerin sınırları

Yasemin Çongar

ÇİLLER, "Yarın bizde ne olacağı bilinmez" kompleksiyle Sırbistan olaylarını yorumluyor: "Bu, onların iç işidir."
Dışişleri Bakanı'nın, Türk dış politikasının çıkarlarıyla da, dünyadaki genel trendle de bağdaşmayan açıklaması son derece talihsiz.
Türk devletinin "kol kırılır yen içinde kalır" felsefesini, 21'inci yüzyıla taşıma niyetini yansıtan bu sözleri "inciler" defterine geçirmeden, Sırbistan'daki gelişmeler karşısında, ABD'nin tutumunu incelemek gerek.
Kol kırmanın hiçbir ülkenin iç işi sayılamayacağı ve kol kıranın karşısına dışarıdan birilerinin de çıkacağı bir dünyanın çehresi, ABD'nin hafta boyunca Belgrad'a gönderdiği mesajlara egemendi.
* * *
BELGRAD'da onbinlerce kişiyi sokağa döken gösteriler, belediye seçim sonuçlarının iptaliyle başladı. Anti - komünist muhalefetin Zajedno koalisyonu, 17 Kasım seçimlerinde Belgrad İl Meclisi'nde 110 sandalyeden 70'ini kazanıp çoğunluğu oluşturma yolundaydı. Sosyalist iktidarın denetlediği yargı, sonuçları iptal edince, Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç liderliğindeki sol bloğun, İl Meclisi'nde çoğunluğu alması, sandıkta değil, mahkemede sağlandı.
Sonrasında yaşananların ilk sağlıklı yanı, Belgrad halkının boynunu büküp oturmaması. İkincisi, hak arayan ve büyük çoğunluğu yirmi yaşlarında olan göstericilerin, şiddeti değil, barışçı protesto yöntemlerini tercih etmesi. Üçüncüsü de, Batı'nın özellikle de ABD'nin, Miloseviç'e "Buyur, bu senin iç işin, nasıl uygun görüyorsan öyle yap" dememesi.
Sırp lider, muhalefetin iki radyo istasyonunu en fazla iki gün kapatabildi, çünkü Amerika'nın Sesi (VOA), öğrenci radyosu B92'nin yayınlarını kendi vericisinden taşımaya başladı. ABD'nin üst düzey yetkilileri, B92'nin kendilerine Washington'daki VOA muhabirleri aracılığıyla ilettiği soruları yanıtladılar. Clinton yönetimi, son yıllarda alışık olmadığımız ölçüde, kararlı bir tonla Sırp yönetimini muhalefetle diyaloğa davet ederken, Dayton anlaşmasıyla kalkan yaptırımları her an yeniden uygulamaya başlayabileceğini açıkça duyurdu.
Bosna barışının mimarı Richard Holbrooke'un eşi, Türkiye'deki gazetecilere baskı yapıldığı yönündeki açıklamalarıyla Ankara'da şimşek çeken Kati Marton doğrudan devreye girdi. Gazetecileri Koruma Komitesi Başkanı sıfatı ve Dayton günlerinde, eşiyle birlikte katıldığı yemeklerden kalan bir muhabbetin hatırıyla, Sırp liderle konuştu; polisin ve askerin göstericilere müdahale etmemesi güvencesini aldı.
Miloseviç, bu sözünü tutacak mı bilinmez. Ancak görünen, Sırp liderin Dayton yükümlülüklerini karşılamadaki eksi puanlarını, ülkesindeki meşruiyetini de yitirerek artırdığıdır. ABD, Washington Post'un 7 Aralık başyazısında belirttiği gibi, Bosna barışı uğruna, burnunu tıkayıp Miloseviç'in kokusuna katlanmayı artık reddediyor.
Ya Miloseviç ellerini yıkayacak, muhalefetin seçim başarısını tanıyacak, koltuğunu 1997'de sandık sınavına sokacak, sansürü kaldıracak... Ya da bir Avrupa başkentinde diktatör kalmayı, ülkesini uluslararası platformlar dışında, Batı'nın elini de yaptırımların tetiğinde, bir süre daha tutmayı deneyecek.
Belgrad halkı, iki yolun da, kendi sonuna çıktığını Miloseviç'e gösterdi. Diktatörlük tercihi, New York Times'ın iki gün önceki başyazısına göre, "geleceği kesin olan bir değişimi büyük bir bedelle geciktirecektir." Ama sadece, geciktirecektir.
Sırp halkının sesi de, Batı'nın bu sese verdiği kulak da, demokratik yoldan değişim isteyen bir toplumun, artık "dünya hiçbir şey yapamaz" sanan diktatörlerce durdurulmasının güçleştiğini gösteriyor. En azından Avrupa'da.
* * *
EN iyi devlet, kol kırmayan devlet. En iyi dünya, kırılan kolu yen içinde unutmayan dünya. Siz yine de, kolunuza dikkat edin!