İran Devrimi'ndeki devrimler...

İran Devrimi'ndeki devrimler...


       Bu köşede, ABD'de çıkan dikkat çekici kitapları tanıtmak her zaman istediğim, ama olayların kazandığı öncelik nedeniyle, istediğim sıklıkta yapamadığım bir şey. Ancak bazen bir kitap öyle bir pencere açıyor ki, Washington gündemini bırakıp tutkuya teslim olmak kolaylaşıyor.
       Yeni yayınlanan "Son Büyük Devrim", işte böyle kendi kendisini yazdıran kitaplardan. ABD'de İran'ı en yakından izleyen, en çok ziyaret eden, en çok yazan gazeteci Robin Wright'ın, İslam Devrimi'nin 2000 başında geldiği ve İran halkını getirdiği aşamayı anlatan "İran'da Kargaşa ve Dönüşüm" alt başlıklı çalışması.
       Kitabın sizi çıkardığı yolculuğu şu satırları okuyarak tamamladığınızda, Türkiye'nin sadece dış politikasında değil, içe dönük tartışmalarında da köşe başlarından birini tutmuş olan bu ülkeyi daha fazla tanımayıp daha boyutlu kavramamanın toplumsal bedelini de düşünüyorsunuz ister istemez:
       "Bütün güncel işaretler, İslam Devrimi'nin bugünkü biçimiyle yaşamayı sürdüremeyeceğini gösteriyor. Türbanlı sınıf iktidarda kalmayı başarabilir, ancak zamanla güç kaybedecekleri hemen hemen kesin, ve muhtemelen de, giderek artan ölçüde, şapkalılar ile, hatta belki bir gün kravatlılar ile de birlikte çalışmak zorunda kalacaklar. Ancak İran'ın teokratları, eninde sonunda, Fransa'nın Jakobenleri ile Sovyet Bolşevikleri'nin yolundan gidip kabulü mümkün olmayan siyasi dogmatizmleri, iç çekişmeleri ve iktisadi başarısızlıkları sonucu tarihe karışabilirler. Ancak hangi seçenek gerçekleşirse gerçekleşsin, yirminci yüzyılın en önemli miraslarından birinin İslam Cumhuriyeti'ne ait olduğunun teslim edilmesi gerek."
       Kitabın özündeki asıl "kışkırtıcı" mesaj da, işte tam burada kendini ortaya koyuyor:
       "İran'daki büyük değişim, kadın hakları, sanat ve toplumsal adetler alanında devrim içinde devrimler için gerekli iklimi, gençler arasında, en önemlisi de İslam'ın kendi içinde, yaratmayı başardı. İranlılar, bu hareketler aracılığıyla, modern bir İslami demokrasiyi tanımlama yönünde diğer bütün Müslüman ülkelerden daha büyük adımlar atmış oldular.
       Ve bu devrimler ayakta kalacaktır. Zaten şimdiden İran'ın çehresini kalıcı biçimde değiştirdiler. Diğer Müslüman toplumları da etkileyeceği ya da er geç onların çehrelerini de değiştireceği hemen hemen kesin olan tohumları ektiler. İran'a eninde sonunda 'Modern Çağ'ın son büyük devrimi' payesini kazandıracak olan da, dünyanın tek çağdaş teokrasisini üreten siyasi sistem değil, devrimin içindeki bu devrimlerdir."
       Peki devrimin içindeki bu devrimler neler?
       İslam Devrimi'nin Ayetullah Humeyni'nin 1989'daki ölümüne kadarki ilk on yılını daha önceki "In the Name of God" (Tanrı Adına) adlı kitabında inceleyen Wright, bu yeni çalışmasında İran'ın son 20 yılda yaşadığı toplumsal değişimi, iki ana karaktere sahip bir anlatıyla resimliyor. Bu karakterlerden ilki, en tepedeki dini lider Ali Hamanei'den İran'da dinsel reformun önderi sayılan felsefeci Abdül Kerim Suruş'a, İran basketbol liginde lider Pakvaş takımının koçu Manice Nuruzyan'dan İslamcı öğrenci lideri Ali Reza Taheri'ye, film yönetmeni Moctaba Raye'den jinekolog Safiye Şehriyari'ye uzanan onlarca çehrenin temsil ettiği İran insanı. İkinci karakter ise, Tahran'dan Hazar kıyılarına, İsfahan'dan Kum'a Şiraz'a uzanan bir coğrafya.
       Wright'ın yıllardır defalarca gittiği kentlerden, tekrar tekrar derinlemesine söyleştiği bireylerden süzdükleriyle oluşan bu tabloda, İslami hayatın Mozart'ın müziği ile, aerobik ile, Leonardo di Caprio ile, MTV ile, pizza ile, İnternet ile, doğum kontrolü, hatta Salman Rushdie ile etkileşim içinde nasıl bir esneme içine girdiğini görmek mümkün.
       Bu esnemenin, Wright'ın deyimiyle "devrimde devrim" sayılabilecek bir nitelik değişimine eriştiği kulvarlar ise, İranlı kadınların siyasi - mesleki - cinsel hayatlarından, Tahran'daki Bahman Kültür Merkezi'nin Batı sanatına açılan sahnelerinden, dünya çapında bir dil geliştiren İran sinemasından, oranları 20 yılda yüzde 58'den yüzde 82'ye tırmanan okur - yazarların okuyup yazabildiklerinin de genişlemeye başlamasından, yaşı 21'in altında olan 30 milyondan fazla gencin özellikle üniversiteliler aracılığıyla özgürleşme talebinin öncülüğünü üstlenmesinden geçiyor.
       Wright'ın önemle altını çizdiği ve Hıristiyanlık için Luther'in Reform Hareketi ne kadar radikal idiyse, İslam için de o kadar radikal saydığı asıl değişim ise, Türkiye'de de bir kesimin iyi tanıdığı Abdül Kerim Suruş tarafından temsil edilen ve cami ile devletin işlev, güç ve sorumlulukları arasında ayrım öngören anlayışın serpilip gelişmesidir.

       Laikliğin "din düşmanlığı" değil, "bilimsel davranış, bakış ve düşünce biçimi" olarak algılanmasını isteyen, ancak din adamlarının yönetimden uzaklaştırılmasına gerek olmadığını savunan Suruş, "İdeal bir dini toplumda, hiçbir şahıs ve fetva eleştiriden muaf olmamalıdır. Din adamları diğer herkes gibi hesap vermekten sorumlu olmalı ve seçmen kararıyla görevden alınabilmelidir" diyor.
       Baskılar üzerine 1996'da İran'dan ayrıldıktan sonra, Mohammed Hatemi'nin cumhurbaşkanı seçilmesi ile yeniden ülkesine dönen ve kurduğu Akıl ve Araştırma Enstitüsü'nde yoğun bir reformcu yayın etkinliğine girişen Suruş'un en son yazılarından biri, "Doğru Yol" üzerine ve özetle "tek doğru yolun Şii İslam'dan geçmediğini, Hıristiyanlık, Musevilik ve Sünniliğin hepsinin birer doğru yol olduğunu" anlatan bir "çoğulculuk" anlayışını savunuyor.

       Tahran Üniversitesi siyasetbilimcilerinden Nasır Hadyan'ın Wright'a anlattıklarına göre, "Suruş en çok, İran'daki genç kuşak din adamlarını etkiliyor. Onbeş yıl içinde İran'ın dini liderliğini üstlenecek kuşak da bu. Dolayısıyla Suruş'un öğretilerinin nüfuzu asıl o zaman görülecek."
       Wright'ın kitabında sansürden, insan hakları ihlallerinden, korkudan, terörden tümüyle arınmış bir romantik İran portresi çizmediğini söylememe gerek yok. Onun başardığı, kendisi gibi İran'a meraklı (ailesi de İran kökenli) bir başka ABD'li kadın gazeteci Christiane Amanpour'un da kitabın arka kapağında belirttiği gibi, "kafalardaki İran klişesini kırmak."
       Bu kitabın ne zaman Türkçe'ye çevrilebileceğini bilmiyorum, ancak İngilizce okuyanların izine düşmesini dileyerek tam "adresini" yazıyorum:
       Robin Wright, The Last Great Revolution: Turmoil and Transformation in Iran (New York: Alfred A. Knopf, 2000)


Yazara E-Posta: ycongar@milliyet.com.tr