İran konusunda ABD'ye yakınlaşıyoruz

Telefon görüşmesini aktaran üst düzey bir ABD'li diplomat, "İran konusunda Türkiye'nin bizimle birlikte olduğunu görüyoruz. Ankara'nın Tahran'a doğru mesajları verdiğine inanmamız için her türlü neden var" dedi. Bu sözler, İran Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani'nin Ankara ziyareti ve İran lideri Mahmud Ahmedinecad ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasındaki görüşmenin, Washington'da nasıl değerlendirildiğini yansıtıyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, geçen perşembe, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile bir telefon görüşmesi yaptı. ABD'li yetkililere göre, "kısa" süren, "ancak güçlü bir anlayış ve işbirliği yansıtan" bu görüşmenin konusu İran'dı. Dahası var: İran sorununda, madalyonun Türk kamuoyunca pek iyi anlaşılmayan bir yüzü şu ki, Ankara, Washington'ı "nükleer silaha sahip bir İran istemediğine" ikna etmiş durumda. ABD'li yetkililer, nükleer silahlı bir İran'ın, bölgesel güç dengelerini bozarak, Mısır ve Suudi Arabistan gibi, Türkiye'yi de nükleer silahlanmaya zorlayacağından eminler. Ankara'dan işittikleri ise şu: "Nükleer enerjiye geçeceğiz, ama nükleer silaha yatırım yapmak zorunda kalmak istemiyoruz." Dolayısıyla, İran'ın nükleer silaha sahip olmasının önlenmesi, Ankara ile Washington arasında, bundan önce örneğin, Saddam Hüseyin'in devrilmesi ya da Esad rejiminin yalnız bırakılması gibi hedefler için geçerli olmayan türden bir "çıkar ortaklığı" yaratmış durumda. ABD'li yetkililer, bunun Türk kamuoyunda tam kavranmamasından; Türk halkının, medyasının, hatta siyasetinin önemli kesiminin, İran sorununa, "ABD Tahran'ı vuracak, bizden de destek isteyecek" saplantısının ötesinde bakamamasından rahatsızlar. Diliyorlar ki, AKP liderlerinden, Türk Dışişleri'nden ve Silahlı Kuvvetleri'nden, İran'ın nükleer silaha sahip olmasının önlenmesindeki çıkar ortaklaşmasını net biçimde vurgulayan açıklamalar gelsin. Çıkar ortaklığı İran konusunda yeni yeni şekillenen bu Türk-Amerikan uyumu, çıkar birliğinin karşılıklı kabulüyle de sınırlı değil. ABD'li üst düzey bir yetkili, Ankara-Tahran temaslarını, 2004 ve 2005'teki Ankara-Şam diyaloğuyla kıyaslarken, "Suriye rejimiyle o zamanki yakınlık, gidip gelmeler bizce problemliydi" diyerek, aynı sıkıntının Türkiye ile İran arasındaki son temaslar için geçerli olmadığına işaret ediyor. Şu söylenebilir: Washington, İran'ın Türkiye'den "Hata ediyorsunuz. Hızla şeffaflaşmaz, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile işbirliği yapmazsanız, bu işin sonu kötü" uyarısını almış olmasını "yararlı" buluyor.Tabii bu, Tahran'la bu aşamada, bu mesajın haricinde bir yakınlaşmanın; İran rejimini uluslararası toplulukla işbirliğine zorlamaktansa, kendi yolunda cesaretlendirecek türden temas ve ziyaretlerin Washington'da hoş karşılanacağı anlamına gelmiyor. Diyaloğun rolü Türkiye'nin İran'a verdiği mesajlar, ABD'nin beklentisiyle örtüşürken, Washington'a "İran'la iletişimimiz var" dedirtmeye de yarıyor.Türkiye'nin uluslararası topluluk ile İran arasında "arabuluculuğa" soyunmasını istemediklerini hatırlatan bir yetkiliye göre, "Bu, İran'la vekâleten iletişimimiz olmadığı anlamına gelmiyor. Madem Türkiye gibi bir müttefik İran'la zaten konuşuyor, o zaman bu diyalogda ortak mesajlarımızın verilmesi bizi nasıl memnun etmesin?" Bu sözlerin, Bush yönetimini İran'la müzakereye zorlayanların arttığı günlerde söylenmesi özellikle önemli.Washington'a "Tahran'la dolaysız angajman" çağrısı yapanların sayısının ve etkisinin giderek büyüdüğünü hatırlattığım üst düzey bir ABD'li diplomattan, satır arasındaki "açık kapı" itibariyle çarpıcı bir yanıt aldım: "Bir tür angajman olmalı, ama bu doğrudan diyalog olur mu olmaz mı göreceğiz. Önce bakalım Zal'ın (ABD'nin Bağdat Büyükelçisi Zalmay Halilzad'ın) İranlılarla konuşması ne sonuç verecek?" Müzakere baskısı Son olarak, bir uyarı: Bu yazıdan, İran meselesinin, Türkiye ile ABD arasında pürüz oluşturmayacağı sonucu, en az iki nedenle çıkarılmamalı. Bir kere, Bush yönetimi İran'a karşı askeri seçeneği "olasılık dahilinde" tutmayı sürdürüyor. İkincisi, BM Güvenlik Konseyi'ndeki çatlaklar ile İran'ın inadının birleşmesi, Washington'ı Tahran rejimine karşı "gönüllüler koalisyonu" arayışına yöneltebilir. ABD'li yetkililer, "O zaman tabii, AB ve diğer dostlarımız gibi Türkiye'yi de bu koalisyona katmaya çalışırız" diyorlar. Ankara'yı irkilten bu iki olasılık da, Türk-Amerikan işbirliğini zorlayacaktır. ycongar@erols.com 'Gönüllü' deyince