Lübnan Gücü ve Oval Ofis

Bush yönetimi, BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı uyarınca UNIFIL'in hızla genişletilmesini istiyor; buna kuşku yok. Yine Bush yönetimi, birçok Avrupalı müttefiki gibi Türkiye'nin de, UNIFIL'e katkısından yana. "Ama TBMM'nin yarınki asker tezkeresine onay verip vermemesi, ABD için ne derece önemli" derseniz, yanıtım şu: "Pek de fazla önemli değil." 5 Eylül ile 1 Mart arasında paralellik kuran yorumlar, Washington'daki yetkilileri sadece güldürüyor.Tabii ki, bu kez asker gönderilmesinden yana ağırlığını açıkça koyan Başbakan Erdoğan 2 Ekim'de Başkan Bush'la buluştuğunda, ABD Başkanı'ndan bir "aferin" alacaktır. Bush, muhtemelen "Sayın Başbakan, bu konuda gösterdiğiniz liderlik nedeniyle şahsınızı ve hükümetinizi; Lübnan'ın istikrarı için üstlendiği özverili görev nedeniyle de Türk askerini takdir ediyoruz" diyecektir, ama o kadar. Yoksa, Türkiye'nin UNIFIL'e katılımının Washington'da sihirli değnek etkisi yapması, konunun tek başına Türk-Amerikan ilişkilerinin gidişatını belirlemesi ya da Başbakan Erdoğan'ın, bu sayede ABD'den Çankaya vizesi alması filan beklenmemeli. Türkiye'nin BM Lübnan Geçici Görev Gücü'ne (UNIFIL) katılıp katılmaması konusundaki tartışmanın birinci abes yönü, bizzat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan dahil, tarafların birbirini "ihanet" ile suçlaması ise, ikincisi de konunun bir Amerikan planı gibi yansıtılması, Türk askerinin güce katılımının Türk-Amerikan, özelde de Bush-Erdoğan ilişkisine olası etkisinin abartılmasıdır. AKP hükümetinin UNIFIL'e katılım tezkeresini Meclis'e gönderme kararı ardından, ABD Dışişleri'nin üst düzey yetkililerinden Büyükelçi Daniel Fried'e bu konuda ne düşündüğünü sordum. Özetle şunu dedi:"Bu zor bir operasyon. Kolay değil... Biz, Türkiye'nin katkı yapabileceğini düşünüyoruz, ama bu zor bir görev...Türkiye, Lübnan'ın istikrarına kuvvet göndermek yoluyla katkı sağlamanın kendi çıkarlarına uygun olup olmadığına karar vermeli. Bence yararı olur, ama bu zor bir görev ve bu tür bir tartışma yürütebilmesi de Türkiye'deki demokrasinin göstergesi."Fried'in, bir nefeste dört kez, UNIFIL görevinin "kolay olmadığını" vurgulaması ne denli dikkat çekiciyse, aynı gün Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği'ndeki 30 Ağustos resepsiyonunda sohbet ettiğim bir Pentagon yetkilisinin yorumu da bence o kadar kayda değerdi:"Türkiye'nin BM Gücü'ne katkısı olur, ama tabii, bu risksiz bir katkı değil ve bunun gerekliliğine Türk halkının ikna edilmesi gerek. Bu kez, memnuniyetle ve şaşırarak gördük ki, Avrupa Birliği (AB) de meseleye sahip çıktı. Fransa, İtalya, İspanya, Almanya'da hükümetlerin ve halkların UNIFIL'e destek vermesi önemli."Burada parantez açarak hatırlatmalı ki, ABD'li yetkililer, UNIFIL görevinin zorluğunu, risklerini vurgularken, Türkiye'nin bu güce katılımına ilişkin tezkerenin "sınırlı" ve "şartlı" bir şekil alacağını henüz bilmiyorlardı. Oysa, yarın milletvekillerinin onayına sunulacak olan, Lübnan'a "kara birliği değil, deniz gücü ve ihtiyaç halinde bazı karacı unsurlar" gönderilmesi ile "sınırlı" ve Başbakan Erdoğan'ın, "(Hizbullah'ın silahsızlandırılması) bizden talep edildiği anda, askerimizi geri çekeriz" sözlerinde de ifadesini bulduğu gibi, "şartlı" bir tezkere. 'Kolay değil' Bence, Dan Fried'in konuyu, "Lübnan'ın istikrarına kuvvet göndererek katkı, Türkiye'nin çıkarına uygun mu" sorusuyla çerçevelendirmesi, Pentagon yetkilisinin ise "AB meseleye sahip çıktı" hatırlatmasını yapması, Türkiye'deki Lübnan Gücü tartışmasında olması gereken ana kulvarları da tarif ediyor. TBMM, UNIFIL'e asker göndermek, daha doğrusu yeni görev tarifiyle, şimdiden "UNIFIL 2" diye adlandırılan gücün parçası olup olmamak konusundaki kararı, öncelikle "Lübnan'ın istikrarına katkı" kıstasında vermeli. Bu konuda, Türkiye'ye görev düşüyor mu? Lübnan'ın istikrarı, çıkarımıza uygun mu? Buna, BM kararına dayanan bir güce katılarak katkı yapabilir miyiz? Katılımın riskleri, bu görevi ve çıkarı karşılıyor mu?İkincisi, UNIFIL 2'ye sahip çıkarak 7 bin asker vaadinde bulunan AB'nin, bu yolla Lübnan'ın ve bölgenin geleceğinde daha etkin bir rol oynamaya karar vermiş olması, AB'ye katılma çabasındaki Türkiye için bir anlam ifade ediyor mu? Ortadoğu politikamızı ve bölgedeki rolümüzü AB ile eşgüdümlü hale getirmeye ne kadar hazırız?Tezkere görüşmesini maç, kendimizi de takım taraftarı havasına sokmaktansa, bu soruları yanıtlayalım. Gerisi, yani Lübnan Gücü'ne katılımı "ABD'nin emri" sanmak da, 5 Eylül'e 1 Mart'ın rövanşı gözüyle bakmak da, tezkere üzerinden Oval Ofis-Çankaya hesapları yapmak da abesle iştigaldir. ycongar@erols.com AB politikası