Saddam’a karşı senaryolar

Saddam’a karşı senaryolar


Kim derdi ki George W. Bush gibi, dünyanın geri kalanıyla ilgisiz bir adam Beyaz Saray’a taşınacak; kendisini, dış politikayı ikinci planda tutmasını imkansız kılan olağanüstü uluslararası gelişmelerin ortasında bulacak; dünyanın kaderini değiştirebilecek yeni stratejilere imzasını atacak, hatta adıyla anılan uluslararası politika doktrinleri yaratacak. Mahkemede biten 2000 seçimlerinin mirasının ABD için yüklü olacağı kesindi de, bu mirasın uluslararası boyutunun bu noktalara varabileceğini öngörememiştik doğrusu.
Ama işte olan oldu, ve 11 Eylül ile birlikte kendisini bir anda yepyeni bir gündemle başbaşa bulan ABD Başkanı, terörle mücadelede kararlılık adına "Ya yanımızdasın ya da düşmanımızsın" ile başlayan bir dizi siyah - beyaz hükümle çıktı dünyanın karşısına. Bu çıkışlardan en sonuncusu da, kimilerinin yeni bir "Bush doktrini" diye adlandırdığı radikal bir stratejiye işaret ediyor.
Tepeden tırnağa Saddam için biçilmiş bir strateji bu; Soğuk Savaş yıllarının, tehdit kaynağını denetimde tutmaya dayalı "kıskaç" ve dehşet dengesi üzerine kurulu "caydırıcılık" modellerinin yerini almaya aday bir yaklaşım.
Başkan Bush, Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice’ın yaptığı tanımların özünü süzersek, "tetiği ilk çeken taraf olma" yaklaşımı diyebiliriz buna. Bir tehdide karşı askeri önlem almak için o tehdidin hayata geçmesini beklememeye dayalı, terörle mücadeleyi, savunma hatlarından değil, "önleyici" saldırılarla sürdürmeyi öngören bir strateji. Yani kendinizi bir Amerikan saldırısının hedefi bulmanız için, ABD’yi doğrudan tehdit etmeniz gerekmiyor, tehdit etme potansiyeline sahip olmanız yeterli.
Artık karar zamanı...
Başkan Bush, Irak liderini devirme amaçlı bir operasyonun fikirsel çerçevesini bu yeni strateji ile çiziyor. Diyor ki, "Saddam, elinde kitle imha silahları olduğu sürece bizim için tehdit. Bize kötülük yapmasını beklemeden işini bitirmeliyiz."
Gelinen noktada, Irak liderinin işinin bitirilmesi konusunda Beyaz Saray’da hiçbir tereddüt kalmadığını söyleyebiliriz. Artık amaç değil, yöntem için karar verme zamanı.
Geçen hafta, Washington dedikodularına göre, bizzat Merkezi İstihbarat Örgütü (CIA) Başkanı George Tenet tarafından basına sızdırılan haber, olası yöntemlerden birine işaret ediyordu. "The Washington Post" gazetesinde Bob Woodward’un yazdığı ve Kongre üyelerince doğrulanan haber, Bush’un CIA’ye, Saddam’ı devirme amaçlı kapsamlı bir operasyon yürütme talimatı verdiği, ve bu çerçevede, CIA ajanlarının "kendilerini savunma durumunda kalmaları halinde," Irak liderini bizzat öldürmelerine de yeşil ışık yaktığı yönündeydi.
Saddam’ın CIA mimarlığında gerçekleştirilecek kanlı ya da kansız bir darbeyle devrilmesi, Cumhuriyetçi Senatör John McCain’in sözleriyle, belki ABD için "en ucuz" seçenek ama, bu senaryonun başarı şansını, bizzat Tenet’in bile "yüzde 10 ila 20 arasında" gördüğü söyleniyor.
Washington’da ön plana çıkan iki ayrı seçenek daha var ve herbirinin taraftarı farklı. Pentagon’un sivil kanadı ile Beyaz Saray’daki şahinlerin önerdiği senaryo, Afganistan modelinin Irak’ta da başarılı olacağı tezine dayalı. Ulusal Güvenlik Konseyi’ndeki emekli general Wayne Downing’in başını çektiği, Cheney’nin, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in ve yardımcısı Paul Wolfowitz’in aklının yattığı bu senaryoya göre, sınırlı sayıda Amerikan özel timinin kuzeyde Kürtler, güneyde Şiiler ile işbirliği yapacağı, ağırlıklı olarak hava bombardımanına dayalı bir "temiz" savaşla Saddam’ı götürmek mümkün.
Pentagon’un askeri kanadında ise hava biraz farklı. Özellikle karacı generaller, başarılı bir Irak harekatı için 200 ila 250 bin kişilik işgal gücü gerekeceği görüşündeler.
Bush ve Rumsfeld 19 haziranda, bu seçenekleri birinci ağızdan, olası bir Irak harekatını da yönetecek olan Merkezi Kuvvetler Komutanı General Tommy Franks’ten dinleme fırsatı buldular. Franks’in Beyaz Saray’da yaptığı sunumda ne söylediğini tam bilemiyoruz, ama askeri kaynaklara göre, komutanın masaya koyduğu plan, yoğun hava bombardımanı ile en başta kitle imha silahlarının bulunduğu yerleri, füze rampalarını, hava savunma tesislerini, yakıt depolarını, komuta kontrol merkezlerini tahrip etmeyi, ardından 75 bin ila 200 bin arasında kara birliğinin Irak’a girmesini içeriyor.
Deniliyor ki, eğer 2003 başında bir saldırı hedeflenecekse, Bush’un bunun kararını en geç kasımda vermesi gerek. Ama bazı başka tahminler de, Başkan’ın kararını önümüzdeki günlerde vereceği ve ekimde, yani Amerikan ara seçimlerinin hemen öncesinde bir Irak harekatının başlayabileceği yönünde.

Gözler Londra ve Viyana’da
Saddam’ın kaderi açısından önümüzde kritik bir dönem var.
4 - 5 temmuz günlerinde Viyana’da, Irak’ın silah denetimlerine yeniden izin verip vermeyeceği görüşülecek. Irak’ın BM’deki büyükelçisi Muhammed Alduri’ye göre, Bağdat, BM Genel Sekreteri’ne, "Silah denetleyicileri, buyursunlar, gelsinler" diyebilir. Ama Alduri, "Biz, bunu yapsak bile," diyor, "birşey değişmeyecek; ABD saldırmaya kararlı."
Öte yandan, Irak’taki eski silah denetleyicilerinden Scott Ritter’ın 19 haziran tarihli "The Los Angeles Times" gazetesindeki makalesi, Başkan Bush’un CIA’ye verdiği Saddam karşıtı operasyon talimatının basına sızdırılmasının zamanlamasına dikkat çekiyor ve özetle, "Esas amaç, BM silah denetleyicilerinin Irak’a geri dönmesini önlemek. Saddam, kendisini devirmeye niyetli CIA ajanlarının BM şemsiyesi altında Irak’a sızacağını düşünüp kapıyı yine kapatacak. Böylece, savaşı önlemenin imkanı da kalmayacak" diyordu.
Temmuzdaki bir diğer önemli toplantı, Londra’da. Saddam’a muhalif Iraklı subaylar üç gün süreyle, rejim değişikliğinin yollarını tartışacaklar. Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi (SCIRI) ile Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) de, yine temmuzda bir muhalefet zirvesi düzenleyecekler. Her iki örgütün de, ABD’nin askeri operasyonuna karşı söylemini sürdürmesi, toplantıyı daha da ilginç kılıyor.











DİĞER YENİ YAZILAR