Şama karşı ortak cephe ve biz

Yapmayın, çünkü bir grup "savaş karşıtı aydının" Şama gidip Suriye ile dayanışma girişiminde bulunmasına bakarak, "ABDnin Iraktan sonra benzer bir müdahaleyi Suriyeye karşı planlandığı, bombardımanın elinin kulağında olduğu" fikrine kapılabilirsiniz. Yanılmış olursunuz.Ya da Dışişleri Bakanı Abdullah Gülün konumuna ve kişiliğine olan saygınız, kendisinin geçen hafta Hürriyete yaptığı açıklamalar ışığında sizi de, "Suriye lideri Beşar Esadın halkı tarafından çok sevildiği ve güçlendirilmesi gerektiği" görüşüne sevkedebilir. Aman sakın! Demokratik bir ülkenin seçimle iş başına gelmiş popüler bir siyasetçisi (üstelik de demokrasi eksikliğinin sancısını çekmiş bir siyasetçisi) olan Gülün nitelikleri, bir baskı rejiminin seçilmemiş liderini, hangi veriye dayandığı belirsiz bir saptamayla "çok seviliyor" diye övmesindeki derin tezatı gözden kaçırmanıza yol açmasın. Türk gazetelerinde son dönemde Suriyeyi konu alan sütunların çoğunluğuna bakıp ABDnin durup dururken ve tek başına Şama karşı bir kampanya başlattığını düşünmeniz de mümkün. Aman dikkat edin! Zira dikkat etmezseniz, Lübnanın eski başbakanı Refik Haririnin öldürülmesinin ABDnin ve İsrailin işine yaradığı, çünkü bu sayede Suriyeye karşı baskı kurabildikleri muhasebesine kendinizi kaptırabilirsiniz. Böylece Fransanın, İngilterenin, Almanyanın, daha doğrusu bir bütün olarak Avrupa Birliğinin, dahası Suudi Arabistanın ve Arap Birliğinin, Rusyanın ve (1559 sayılı, eylül 2004 tarihli kararıyla) Birleşmiş Milletlerin hep bir ağızdan konuştuğunu duymayabilirsiniz. En önemlisi, Lübnan halkının sesine kulaklarınızı tıkamış olursunuz.Esadın aralıkta Başbakan Recep Tayyip Erdoğanı ağırladığını, şimdi Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezerin Şama ziyaret planladığını, Suriye ile aramızda serbest ticaret anlaşması hazırlandığını ve Şamın Hatay üzerindeki iddiasından vazgeçtiğini düşünerek yıllar yılı PKKya kol kanat gerdikten sonra, ancak savaş tehdidiyle Abdullah Öcalana yol veren Suriye devletini gönlünüzde bağışladıysanız bir şey diyemem. Ama AKP hükümetinin Suriyeye "Lübnandan çekil" çağrısı yapan dünya korosuna katılmaması; Beyrutta hükümet düşüren, Esadı Lübnandan çekilme planı açıklamaya zorlayan dinamikleri kavramamış görünmesi, sizi bu koroya ve dinamiklere duyarsız kılmasın.ABDye husumet, ABye karşı kuşkuculuk, Arap toplumlarına ya da İsraile (bazen de her ikisine birden) önyargı, Kürt devleti korkusu vb. pompalayanlar, bölgemizde demokrasi yönünde esmeye başlayan değişim rüzgarını görmezlikten gelmenize yol açmasın. Dünya gündemini daha ziyade Türkiyeli ağızlardan ve kalemlerden izleyenlerdenseniz, kendinizi son günlerde Suriye ile ilgili olarak aldığınız bazı mesajlara kaptırmanız mümkün. Aman yapmayın! Suriyenin Lübnandan askerlerini ve istihbarat servislerini çekmesi talebine, ABD ve Fransa öncülük etti. Ancak bu talep kaynağını ve karşılığını Lübnan halkında bulduğu içindir ki, uluslararası kamuoyunun ortak görüşüne dönüştü. Lübnanın "As Safir" gazetesinin genel yayın yönetmeni Joseph Samaha, "Araplar tavır aldılar. Uluslararası topluluk tavır aldı. Bu, Suriyenin müttefikinin kalmadığı anlamına geliyor" diyor. Gerçi Ankara, Samahanın söz ettiği tavrı almadı ve Gülün yukarıda değindiğim açıklaması, Türkiyenin "Suriyenin müttefiki" olduğunu pekala düşündürtebilir ama, bu konuda "istisnai" olan, öyle görünüyor ki bir Hizbullah, bir de biziz.Esadın haftasonunda, Suriye parlamentosu önünde Lübnandan çekilme planı açıklaması da, esasen büyük çapta "müttefiksiz kalmasının" sonucuydu. Bugün başlayacak olan kademeli ve kısmi çekilme, BMnin 1559 sayılı kararını karşılamıyor ve başta Başkan Bush olmak üzere dünya liderleri, bunu "yetersiz" sayacaklarını bildirdiler. Ancak Washingtondaki kaynaklar, "Suriyenin Lübnandan hem askerlerini hem de gizli servislerini tümüyle çekmekten başka seçeneği kalmadığı" ve dünyanın Bushun deyimiyle "tek sesle" konuşması sayesinde, Şamın da bunu ergeç anlayacağı kanısındalar. Esad, çekilme planını hızla ve genişleterek hayata geçirmezse üzerindeki baskı artacaktır.Suudi veliaht prensi dahil birçok liderin, Esada "askerini çek" çağrısına katılmasında, kuşkusuz, geçen pazartesi Beyrut sokaklarına dökülen binlerce kişinin de etkisi oldu. Lübnanlıların Suriyeye "çekil" diye haykırarak Şam yanlısı hükümetin istifasına yol açtıkları gün, ABDnin "Arabist" bir yetkilisine "Ne dersiniz Esad çekilmek zorunda kalır mı" diye sormuştum. Yanıtı çarpıcıydı: "Şu anda beni asıl ilgilendiren, Beyrut sokaklarında olup bitenin El Cezire tarafından baştan sona, sansürsüz canlı yayınla Arap dünyasının dört yanına izletilmiş olması." Bu yetkiliye göre, Beyrut sokağı Arap dünyasına "en az Irak seçimleri kadar, hatta daha da etkili" bir mesaj göndermişti. Suriye liderinin de, diğer Arap liderlerinin de "bu mesajı duymazlıktan gelmesi" mümkün olmayacaktı.Aynı yetkiliye daha sonra, Gülün Esadla ilgili açıklamalarına tepkisini sorduğumda ise, "Emin olun, dünyanın Şama verdiği mesaj bu değil" dedi. Lübnanla dayanışma ABD yönetiminin bölgemize yönelik yeni söylemi, hızını Afganistan, Filistin ve Irak seçimlerinden alan, Beyruttaki Suriye karşıtı gösterilerle de güçlenen bir argümana dayanıyor. "Geniş Ortadoğuda, demokrasi yolunda, rastlantısal olmayan ve birbirinden etkilenen adımların başladığı" argümanı bu. Washington, bu argümandan hareketle, bölgedeki anti - demokratik yönetim ve uygulamaları, "gidişata aykırı olmak" ile itham ediyor ve, bir anlamda, bölge gerçeğinin değişmekte olduğu vurgusunu (Suudi Arabistan ve Mısır yönetimleri dahil) herkese karşı kullanıyor.Başkan Bush ve Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, son günlerde bölgede eleştiri yönelttikleri her başkenti "demokratikleşme yönündeki değişime ayak uyduramamak" ile, İngilizcedeki deyimle "out of step" kalmak ile suçluyorlar.Suudi Arabistanda kadınların katılamadığı yerel seçimlerden, son olarak Mısır ve Katarın açıkladığı seçime gitme kararına kadar her adımı "eksikli de olsa, demokratikleşme adına önemli bir başlangıç" sayıyorlar. Bunların,"demokratikleşme baskısını susturmak için atılan göstermelik adımlar" olduğu eleştirisine karşı bir Beyaz Saray yetkilisi, "Başlasın da, gerisinin gelmesi konusunda bölge halkının da, uluslararası topluluğun da talepleri sürecektir" diyor.Bakalım, son günlerde Şam konusunda dünya ile uyumsuz, Hizbullah ile uyumlu olduğu izlenimini veren Ankara, bölgesindeki bu başlangıcın neresinden tutacak? ycongar@erols.com Demokrasi yolunda