Şam'ın şekeri...

Bu, şu demek: Her iki ziyaretin yapılması da, Powell'ın ani ve kişisel bir kararına dayanıyordu. İki hafta önce Ankara'ya, geçtiğimiz haftasonunda da Şam'a gitme kararını, ilgili başkentlerden sorumlu ABD yetkilileri bu konuda hiçbir ön bilgi ve hazırlığa sahip değilken açıklayıveren Powell, Beyaz Saray'ı bu ziyaretler için bizzat ikna etti; Pentagon'ın ise, her iki sefere de pek sıcak bakmadığı söyleniyor.Powell, Ankara ziyaretini hem Türk askerinin Kuzey Irak'a müdahalesine karşı mesajın pekiştirilmesi için fırsat, hem de kendisine yönelik "Türkiye'ye hiç gitmedi" eleştirilerine yanıt olarak değerlendirdi. Ancak ziyaretin kararının nasıl alındığı bilinince, bunun pek de "Bush yönetiminin Ankara'ya kırgınlığının bittiğinin göstergesi" sayılamayacağı daha iyi anlaşılıyor. Böylece, ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in, İncirlik'teki molasını Ankara'ya taşımaktan kaçınması da, biraz daha anlam kazanıyor.Ancak bugünkü asıl konumuz, Suriye. Powell'ın Şam'a, Beşşar El Esad'la görüşmeye gitmesi, Washington'daki bazı muhafazakar çevrelerde homurdanmalara yol açtı. Suriye'yi "Şer Ekseni'nin parçası" sayma eğilimindeki "şahinlerin," Powell'ın ziyaret kararına da, bu karar ardından, Başkan George W. Bush'un "Suriye tavrını değiştirdi, işbirliği yapmaya başladı" diye konuşmuş olmasına da öfkelendikleri belirtiliyor. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın Ankara ve Şam ziyaretlerinin bir ortak yönü var. Bir Amerikalı diplomatın sözlerini Türkçe'ye uyarlayacak olursam, "İkisi de tamamen Powell'ın kendi başının altından çıkmış ziyaretler." Savaş değil, diplomasi ABD dışişleri yetkililerinin yansıttığı ve hem daha sağlıklı olan, hem de yakın gelecekte geçerli olacağına inandığım yaklaşım ise, Şam'a karşı "askeri tehdit değil, diplomatik telkin, gerekirse de iktisadi baskı (ve belki teşvik)" yoluyla, bir anlamda "Esad'ın kazanılması" mantığına dayanıyor.Powell'ın ziyaretinde, olumlu bazı adımların atıldığı söylenebilir. ABD Dışişleri Bakanı'nın Esad'a ilettiği talepler arasında, terör örgütlerinin Şam'daki bürolarının kapatılması da vardı. Şimdi Suriye'nin Hamas, Filistin İslami Cihadı ve Filistin'in Kurtuluşu için Halk Cephesi adlı örgütlerin bürolarını kapattırdığı belirtiliyor. ABD diplomatlarının aktardığı bu gelişmenin, "kalıcı" olup olmayacağı ve ardının gelip gelmeyeceği, Washington'ın Şam'a bakışını belirleyecek. Powell Esad'dan, söz konusu örgüt yetkililerinin, Suriye devlet televizyonunda boy göstermemelerini ve bazı liderlerinin sınırdışı edilmesini de istedi. Ayrıca İran'ın Hizbullah'a sağladığı silah ve malzemenin Suriye üzerinden Lübnan'a geçirilmesine engel olunması, ABD'nin talepleri arasında.Buna karşılık Esad'ın Powell'a söyledikleri, Rumsfeld'in Irak Savaşı sürerken Şam'ı açıkça tehdit etmesine yol açan konularda düzelme sağlandığı yönünde. Bunların başında, Iraklı Baas yetkililerinin Suriye'ye kabul edilmemesi geliyor. Esad ayrıca, ABD diplomatlarının gayet iyi bildiği birşeyi, Şam'ın El Kaide konusunda Washington ile işbirliği yaptığını da Powell'a yeniden hatırlattı. "Saddam'dan sonra sıra Suriye'de" yorumunu yapanlar, ABD'nin dış politikasına Powell'ın değil, Pentagon'ın ve Pentagon'la daha yakın bir çizgi izleyen Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin damga vurduğuna dikkat çekiyorlar ve onlara göre bu "şahin" cephe, Şam'daki rejimi değiştirmeyi de pekala gündeme alabilir. Nitekim, Başkan Bush'un, Irak'ta zafer kazanıldığını açıkladığı konuşmasında, "Terörist gruplarla ilişkisi olan ve kitle imha silahlarına sahip olan ya da edinmeye çalışan bütün kanunsuz rejimler uygar dünyaya karşı bir tehdittir ve onlarla başedilecektir" demesi de, öncelikle Şam'a karşı "askeri bir tehdit" olarak algılanıyor. Beşşar'a farklı bakışlar Bir ay öncesine dek Ulusal Güvenlik Konseyi'nde Ortadoğu işlerinin direktörlüğünü yapan ve son sekiz yılını CIA, Dışişleri ve Beyaz Saray'da, Suriye ve bölgesiyle ilgilenerek geçiren Flynt Leverett de, 3 Mayıs'ta "The New York Times" gazetesinde yayımlanan makalesinde, Beşşar Esad'ın farklı bir lider olma potansiyeli üzerinde durdu.Leverett'e göre Esad, Taliban lideri Molla Muhammed Ömer gibi bir "ideolojik fanatik" ya da Saddam Hüseyin gibi "iflah olmaz bir haydut" değil kesinlikle. Üç yıl önce babasının ölümü üzerine, sadece 34 yaşındayken başa geçen Esad'ın, Batı'da da bir süre eğitim görmüş olması, Britanya kökenli ve bir zamanlar J. P. Morgan adlı finans şirketinin yönetici seminerlerine devam etmiş bir kadınla evli bulunması, Leverett'in hatırlattığı bazı ayrıntılar. Buna karşın, devlet başkanlığından önceki tek siyasi görevi, Suriye Bilgisayar Kurumu'nu yönetmek olan Esad'ın deneyimsizliği ve neredeyse kendi yaşı kadar bir süre Şam'ın idaresinde bulunmuş ağır toplar karşısında otoritesinin sınırlı kalabildiği de, yine Leverett'in vurguları.ABD diplomatlarına göre, Powell'ın Esad'a verdiği en önemli mesaj, Saddam'ın devrilmesinden sonra, bölgede "yeni bir stratejik ortam" oluştuğu ve Şam'ın da buna uygun davranmasının beklendiği yönünde.Tabii, bu yeni ortamı belirleyen bir unsur da, Mahmud Abbas'ın Filistin başbakanlığını üstlenmesi ile Ortadoğu'da barış için yakalanan yeni fırsat.Washington'daki yetkililer arasında "gözünü savaş bürümemiş" olanlar, Esad'ın bu gelişmeleri doğru okuyup tarihin doğru cephesinde yer alması halinde, teröre karşı ciddi önlemler alabileceğini ve bu sayede "kara listeden" çıkarak ülkesi için yeni iktisadi olanaklar sağlayıp siyasi nüfuzunu artırabileceğini belirtiyorlar. Powell önceki gün Şam'da, "Diplomasi ve ülkelerimizin karşılıklı olarak girişebileceği siyasi çabalar için buradayım. Savaş olasılığı masada değil" diyerek, "Sıra Suriye'de" sloganlarını bir bakıma susturdu. Ancak asıl anahtar Esad'ın elinde. Kendisinden istenen stratejik tercihi yapıp yapmayacağı ABD başkentinde yakından izlenecek. Yapmadığı takdirde, Suriye'deki bazı örgüt binalarına birkaç füze atmanın gayet mantıklı olacağını düşünenlerin ve "Başlamışken bitirelim" demeye pek meraklı olanların sesleri yine yükselebilir. ycongar@erols.com Suriye'yi iyi tanıyan bir ABD diplomatı, Irak'ta savaşın başlamasından bir süre önce bana, Suriye halkının "Beşşar yönetiminde, Hafız yönetiminde olduğundan daha huzurlu" olduğunu, günlük hayatta "bir rahatlama" havası gözlediklerini söylemişti.