Şaşkınların, kızgınların, bezginlerin ülkesi...

Şaşkınların, kızgınların, bezginlerin ülkesi...

Şaşkınların, kızgınların, bezginlerin ülkesi...
Şaşkınların, kızgınların, bezginlerin ülkesi...

ABD bölündü. Öyle böyle değil, tam göbeğinden bölündü.
Cumartesi günü, haftalardır Florida mahkemelerinde olup biteni anı anına izleyebilmek için CNN ekranına yapışmış olan burnumu dışarı çıkarabildiğim ender saatlerden biriydi.
İki eyalet arasına sıkışmış Washington'ın güneyinde, Virginia sınırları içindeki banliyölerden birinde yaşıyorum. Arabaya atlayıp kuzeye Maryland eyaleti sınırlarında kalan bir "eskici" dükkanına giderken, telefonda özlediğim bir ses.
Üniversite eğitimini ABD'de yapmış, sonrasında da yıllardır burada yaşayan bir kız arkadaşım. Ona "Türk Amerikalı" ya da "Amerikalı Türk" diyebilirsiniz. 7 Kasım seçimlerinde oyunu kullandı ve gönlü Demokratlar'dan yana.
"Dün, tam Massachusetts Caddesi üzerindeyken, Florida Yüksek Mahkemesi'nin, oyların elle sayımına yeşil ışık yaktığını duydum. O coşkuyla, Al Gore'un evinin önünden geçerken bastım kornayı. Elimi kolumu arabanın camıdan çıkardım. Yaşasın yaşasın... Sonunda hak yerini buluyor."
"Bakalım; Cumhuriyetçiler, Anayasa Mahkemesi'ne başvurdular, sayımı durdurmak için..." diyorum.
"Durdurmazlar herhalde, insaf artık."
Az sonra arabanın radyosunda bir haber:
"İnanılması güç bir şey oldu ve ülkenin en yüksek yargı kurumu, oyların sayımını askıya aldı. Bu, George W. Bush için büyük zafer."
İstanbul'u arıyorum hemen. Gazetenin ilk baskısındaki "Gün 33... Say baştan" başlıklı haberimi, gece baskıları için değiştiriyorum. Yeni başlık ne olsun? "Sayım suyum yok..."
Kısa süre sonra, "Bana bir sehpa lazım da" diye girdiğim dükkandaki, eskiler alıp satan kadın, "Thank God, Thank God" (Tanrıya şükür)" diye karşılıyor beni. "Duydunuz mu, mahkeme el koydu. Artık sayamayacaklar. Bush başkan! Bush başkan!"
Ben yine: "Bakalım..."
"Acaba hangi gelişmeleri atlıyorum" tedirginliğinde eve dönerken, bu kez bir Amerikalı arkadaşım arıyor. Internet üzerinden haber servisi pazarlayan bir şirketin başkan yardımcısı. "Bu akşamki yemek planı iptal... Çok kötü kavga ettik."
Kavganın konusu, Florida. Pentagon'da çalışan eşi, Bush'a oy vereli, üstelik Cumhuriyetçi kampanyaya, ortak hesaplarından 500 dolarlık bir de çek göndereli, araları zaten biraz limoniydi. Florida Yüksek Mahkemesi, tartışmalı oyların elle sayımına onay verince birbirlerine girmişler. Demokrat kadın, Cumhuriyetçi kocasına, "Gerçeğin ortaya çıkmasından neden korkuyorsun" deyince, kocası da, "Gore'un hırsı, bizi dünyaya maskara etti. Buna oy saymak değil, fal bakmak derler. Gore başkan olursa, istifayı basarım" cevabını vermiş.
Kadın, "Bush da, asla benim başkanım olmayacak" derken, televizyonu açmışlar. Anayasa Mahkemesi'nin kararını, Florida'da Bush'un temsilciliğini yapan eski dışişleri bakanı James Baker'ın ağzından duyduklarında, "Bu adam tam bir Nazi, kahretsin" demiş kadın. Kapıyı çarpıp çıkmış adam.
Yarım saat sonra çalışma odamdayım yine. Sabah "Gore, Beyaz Saray'a şimdi çok daha yakın" diyen televizyon yorumcuları şimdi hep bir ağızdan, "Gore'un bu aşamadan sonra oyları saydırıp seçimi kazanması çok zor" diyorlar.
"Çok zor, ama imkansız mı?"
ABD seçimlerinin üzerinden geçen 35 gün gösterdi ki, hiçbir şey imkansız değil. "Artık bu kadarı da olmaz" denilen herşey oluyor. Florida'nın başkanı seçecek 25 delegesini kimin kazandığını belirlemeye dönük hukuk mücadelesi, olayı popüler mahkeme dizilerine benzeterek yansıtan televizyonların da katkısıyla, siyasete en ilgisiz ailelerin bile sofralarının baş konusu.
Seçmenlerin sandığa giden yüzde 50'lik kesimi, oyları ile nasıl ikiye bölündüyse, sandık sonrası seçim mücadelesinde de öyle bölünmüş durumda. Gerçi dükkanlar Noel alışverişi yapanlarla dolu, sinemalar, kitapçılar, lokantalar tıklım tıklım ve Bill Clinton, 20 Ocak 2001'e kadar Beyaz Saray'ın sahibi olduğuna göre, ülke "başkansız" kalmış filan değil ama, Amerikan toplumsal coğrafyasının ortasından geçen fay hattı da, her mahkeme kararının yarattığı sarsıntıyla biraz daha genişliyor.
Florida Yüksek Mahkemesi'nin yedi yargıcının "3'e karşı 4" oyla aldıkları kararı, Anayasa Mahkemesi'nin dokuz yargıcı "4'e karşı 5" oyla durduruyor. Her iki kararda da, azınlığın görüşünü yazan yargıçlar, çoğunluğun hükmünü, "Tamamen yanlış, anayasaya aykırı, seçimlerin meşruiyetini ortadan kaldırıyor" diye eleştiriyor.
Gore'u umutlandıran ilk karara tepki gösteren Temsilciler Meclisi'nin en sağdaki Cumhuriyetçi üyelerinden Texaslı Tom DeLay, "Bu yargıçların partizanlığı ülkeyi felakete sürüklüyor" deyince, Demokratlar "yargının bağımsızlığına şüphe ile bakan" bu sözleri kınıyorlar hemen.
Sonra Bush'a nefes aldıran Anayasa Mahkemesi kararına ilk tepki, Senato Adalet Komitesi'ndeki Demokratlar'ın lideri Vermont senatörü Patrick Leahy'den geliyor: "Bu kararla, Mahkeme'nin güvenilirliği ve ahlaki saygınlığı öylesine bozuldu ki, tamiri yıllar alacak."
Ne de olsa, Kongre de bu kavganın tarafı. Düşük olasılık ama, Bush'un avukatları bugünkü Anayasa Mahkemesi duruşmasından istedikleri sonucu elde edemezlerse, sayım yeniden başlayabilir. Sayımda Gore'un öne geçmesi de, ateş topunu Kongre'nin kucağına atar. Cumhuriyetçiler'in kılpayı önde olduğu Meclis'ten Bush'a destek geleceği, tarihinde ilk kez iki parti arasında tam ortadan "50 - 50" bölünen Senato'daki eşitliği ise, Senato Başkanı sıfatıyla Gore'un, eh herhalde, kendi lehine bozacağı kesin.
Daha yüksek olasılık, Bush'un Florida'nın Cumhuriyetçi yönetiminden sonra, Anayasa Mahkemesi'nden de aldığı destekle Beyaz Saray'a taşınması.
Ancak Florida'daki tartışmalı oylar sayılmadıkça, Demokratlar hep "Aslında başkanlık Gore'un hakkıydı" diyecekler içlerinden. Demokratlar dediğim de, tabii ülkenin tam yarısı. Sandığı bölen fay hattını takip edecek olursak, "daha dişi, daha kentli, daha az zengin, daha entelektüel, teni biraz daha renkli, etnik köken ve dinsel inanç yelpazesi biraz daha geniş, yaşı biraz daha genç" olan yarısı.
Ayrıca Beyaz Saray'a kim taşınırsa taşınsın, meraklı medya ve araştırma kuruluşlarının Florida'daki bütün oyları baştan sayacağı kesin. O zaman ülkenin başkanının, seçimlerin gerçek galibi olmadığının anlaşılması da mümkün. Zira Gore ile Bush'un ABD çapında "yüzde 49 - yüzde 49" bitirdikleri yarışın, Florida'daki sonucu sadece "40 binde bir oyluk" farkla belirleniyor; daha doğrusu bu nedenle bir türlü belirlenemiyor.
ABD'nin "sandıktan değil, mahkemeden çıkacak" başkanı da, "iktidar" olabilmek için, meşruiyetini gölgeden kurtarmak ve fay hattının ötesine uzanabilmek zorunda. Öfkelerin dinmesi, partizanlığın yatışması zaman ve hüner istiyor. Tabii, karı kocaların barışması da.