Savaş günlerinde ekonomi

Savaş günlerinde ekonomi


ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin kafası, "Usame Bin Ladin nerede", "Komşu ülkeler üslerin kullanımını sınırlayınca, boş tuttuğumuz Kitty Hawk gemisini yüzer üs olarak kullanmaktan başka çare kalmıyor", "Ya Suudi Arabistan'daki monarşinin sonu da İran şahı gibi olursa" gibilerinden soru ve kaygılarla meşgul olmalıydı ki, biz aklına bir de Türkiye ekonomisini sokuverdik.
Afganistan'ı vurmaya başladı başlayacak haldeki ABD'nin dümenindeki kişi olarak, geçen cuma günü Devlet Bakanı Kemal Derviş'ten Türkiye'nin iktisadi zorluklarını dinleyen ve "yardımcı olma arzusunu" dile getiren Cheney, bu yardımın adını tam koyamadı. Yine de Yediler Grubu (G - 7) bünyesinde de çaba göstererek, Türkiye'nin böylesine kritik bir dönemde yokuş aşağı yuvarlanmaması için elden gelenin yapılacağını hissettirdi ki, bu da Bush yönetiminin en üst düzeyde "siyasi iradesini" Ankara'dan yana kullanacağının işareti.
Bu işaret çok önemli. Zira IMF, Türkiye'nin 11 Eylül sonrasında fiilen işlemez hale gelen iktisadi programının yeniden raya oturtulabilmesi için gerekli yeni finansman konusunda inisyatifi tamamen "siyasi iradeye" bırakmış durumda. Bu iradenin de başta ABD ve Almanya olmak üzere, IMF'nin dizginlerini ellerinde tutan gelişmiş ekonomilerinden gelmesi gerek.
Yaşanan sıkıntıya IMF mekanizmaları içinde çözüm üretmenin mümkün olmadığını gören, bu nedenle de geçen hafta önce ABD Hazine Bakanı Paul O'Neill ve ekibiyle "ek finansman zorunluluğunu" ayrıntılı olarak görüşen Derviş, daha sonra siyasi iradeyi harekete geçirmekte O'Neill'ın yetersiz kalabileceğini görerek Cheney'e çıktı; bir yandan da Alman hükümetiyle temas kurdu ve Türkiye'nin haftasonundaki G - 7 ekonomi bakanları toplantısında gündeme gelmesini sağladı.
G - 7'den yansıyanlar, Türkiye için yeni bir paket hazırlanabileceğini ve bu paketin de yine bir önceki gibi IMF'nin sıkı koşullarına ve denetimine bağlı olarak verilmesinin tercih edildiğini gösteriyor. O'Neill, bir önceki paketin hazırlanmasında, "devletten devlete yardım" seçeneğine nasıl karşı çıktıysa, şimdi de aynısını yapmak ve işi IMF'de bitirebilmek yanlısı. Ama ortada hala adı net olarak konulmuş bir paket yok.

Önümüzdeki savaş günlerinde, Türkiye'nin oturup ekonomi ödevini yapması gerekiyor. IMF ile programın daha fiilen işlemez hale gelmesinde büyük payı olan da, zaten zamanında yapılamayan ev ödevleri. Başbakan Bülent Ecevit'in "Devleti küçülteceğimize, özel sektörü küçülttük" itirafı, durumu gayet iyi özetliyor.
IMF'ye göre, Milli Gelir'in beşte birini aşan devlet harcamalarının "kabul edilebilir yanı yok."
Derviş'in Washington'dan verdiği, "Devleti hızla küçültmemiz şart" mesajının Ankara'da sindirilmesi ve koalisyon hükümetinin kendisini budayarak işe başlaması şart görünüyor. Türkiye'de ekonominin, siyasetin sultasında kaldığının bir tezahürü olan şişkin devlet kadrolarının indirilmesine alt değil, üst kademeden başlanabilirse, etkiyi artırmak ve tepkiyi sınırlamak mümkün olabilir.
Fazla zaman yok. Derviş, IMF icra Direktörleri Kurulu'nun ertelediği, onuncu gözden geçirme toplantısının ekim sonunda yapılabileceği umudunda. O sırada, 2002'ye dönük yeni finansman paketinin de oluşmuş olacağını ve Türkiye'ye kredi girişinin yeniden başlayabileceğini söylüyor. Bunun gerçekleşmesi için, Ankara'nın hem devlet harcamalarının kısılmasında hem bankacılık reformunda hızla sonuç alacak birkaç adım atması gerektiğini biliyor.

Pekçok kafada oluşan sorular aynı: 2002 finansmanı ile 2001 programı arasındaki bağlantı ne? Neden 3 milyar dolarlık kredi dilimi geciktiriliyor? IMF ile kriz mi var?
Sorulara, "Program fiilen çöktü" yanıtını verenler de var Washington'da. Ancak daha iyimser bir bakışla konuşan Türk yetkililer, "11 Eylül saldırılarının etkisi, hedeflerin tutturulmasını imkansız hale getirdi; IMF ile kriz değil, 11 Eylül'ün yarattığı fiili bir tıkanma var; programın 11 Eylül sonrası koşullarında yeniden ele alınması şart oldu" diyorlar.
IMF'cilere göre ise, "Gelinen noktanın tek sorumlusu 11 Eylül değil."
Gerçi Fon yetkilileri, 11 Eylül'ün etkisinin, Türkiye'nin 2002 büyüme hedefinden bir puan eksilteceğini kabul ediyorlar; 11 Eylül sonrasında, Türkiye'nin daha önce planlandığı gibi özel piyasalardan kaynak bulmasının çok zor olduğuna, yeniden resmi kaynak arayışının zorunlu hale geldiğine de itirazları yok. Yine de, Türkiye'nin yılın son çeyreğinde pozitif büyümeye geçememesinde, enflasyon hedeflerini tutturamamasında, faizlerin her sıkıntıda alıp başını gitmesinde, bir ucu Telekom krizine dek uzanan trendin etkisini görüyorlar. Bu trendi belirleyen, koalisyonun aslında programı hiçbir zaman tam içine sindirmemiş, isteksiz bir uygulayıcı olması, dolayısıyla da, piyasalara güven vermemesi.
Şimdi gelinen noktada, IMF ile tam bir "sil baştan" olmasa bile, programın ve hedeflerin yeniden gözden geçirilmesini, aranan yeni finansman kolaylığının somutlaşmasını da içerecek, bir "yeni dönem" sözkonusu.
Hükümet, bu aşamada, programın aslında öngörmediği, reel sektörü ve dar gelirliyi destekleme amaçlı bazı "geçici" önlemler ile topluma soluk aldırmak istiyor. Ancak küçülme adımları hızla atılmazsa, bu koalisyonun IMF ile yeni bir işbirliği dönemine girmesi de, uygun koşullarda, yeterli kredi bulması da zor.
Washington'dan, Berlin'den beklediğimiz "siyasi iradenin," Ankara'da da bir karşılığı olduğunu dünyanın görmesi lazım.











DİĞER YENİ YAZILAR