Savaş kurultayı

Delegelerin havasından aldıkları kararlara, liderlerin konuşmalarından görsel malzeme ile sloganlara kadar herşey, yeni bir Amerikayı yansıtıyordu.Demokratik Partililer, Senatör John Kerryi başkanlığa aday göstermek için toplandıkları Bostonda, tarihlerinde benzeri pek olmayan bir birlik havası içindeydiler. Demokratların gelmiş geçmiş en yetenekli ve popüler liderlerinden Bill Clintonın aday gösterildiği 1992 ve 1996 kurultaylarında da, Al Goreun başkan yardımcılığından başkanlığa geçiş yapma çabasına destek veren 2000 kurultayında da, bu hava yoktu. Demokratlar, iç çekişmelerini, aralarındaki sağ - sol - merkez ayrışmasını tümden bir yana bırakmışlardı sanki. 2000 seçimlerini bir haksızlık sonucu kaybettiklerine olan inançları ve Başkan George W. Busha duydukları öfke, Demokrat delegeleri — sohbet ettiğim Demokrat delegeleri bile şaşırtacak ölçüde — "tek vücut" hale getirmişti. Kurultay salonu, Amerikan psikolojisindeki derin değişimin aynasıydı bir bakıma. Kurultayın yapıldığı büyük spor salonunun girişinde ve koridorlarında asılı yüzlerce fotoğrafın akılda bıraktığı imaj, üniformalıydı. Dört gün boyunca Clintondan Gorea, eşi Teresa Heinz Kerryden başkan yardımcısı adayı Senatör John Edwardsa kadar bütün konuşmacılar, Kerrynin bir "savaş kahramanı" olduğunu hatırlattılar bize. Kerrynin Vietnamda, Mekong Deltasında, nehir botu kaptanıyken gösterdiği gözüpeklik ve kazandığı beş madalya, başkan adayını tanıtan belgeselin ana temasıydı. Kerry, adaylığı kabul konuşmasını yapmak için sahneye geldiğinde, aynı botu paylaştığı ve içlerinden birinin hayatını kurtardığı silah arkadaşları ile Vietnamda iki bacağını ve bir kolunu kaybeden eski senatör Max Cleland tarafından karşılandı; konuşmasına da, bütün bu havaya uygun biçimde asker selamıyla başladı. Aynı akşam, on iki emekli general ve amiral, sahneye çıkıp Kerrynin başkanlığına açık destek verdiler. Özetle, bir savaş kurultayıydı bu.Salonu tepeden çevreleyen elektronik panolardaki sabit slogan, "Daha güçlü bir Amerika," kurultayın ana teması seçilmişti. Kerry, bir saate yakın konuşmasında tam on yedi kez, "güçlü" olmaktan söz etti.Demokrat başkan adayı, bence etkili bir hitabetle, epey zor bir işi başardı: Amerikan bayrağına, silahlı kuvvetlerine ve dinsel değerlerine kuvvetle sarılan bir lider olduğuna kamuoyunun geniş bölümünü ikna etti. Zor bir işti bu, zira yurtseverlik, dindarlık ve orduyu sahiplenme, ABDde geleneksel olarak Cumhuriyetçi Partinin tekelinde algılanan nitelikler. Her üç konu da, Bush yönetiminin siyasi söylemine damgasını vurmuş durumda.ABD ordusunda, her ne kadar, toplumun en alt iktisadi basamaklarından gelen erler büyük farkla Demokratlara oy verseler de, subay kadroları ve gazilerin tercihi, Cumhuriyetçi Parti. Anketler, ABD halkının, ulusal güvenlik ve savunma konularında Cumhuriyetçilere oldum olası daha fazla güvendiğini yansıtıyor. Esasen, Bush ve ekibinin seçim yarışında en fazla güvendiği şey de, "savaş ortasında komutan değiştirilmeyeceği" ve Demokratların teröre karşı "zayıf" görüleceği ön kabulü. Kerry, gerek kendi kişisel hikayesi gerek kurultayın genel koreografisi ile, "başkomutanlığa hazır" olduğunu gösterebildiği ölçüde, Cumhuriyetçilerin elinden önemli bir kozu alacağını biliyordu ve bunda da büyük ölçüde başarılı oldu. Başkomutanlık yarışı Demokratik Partinin, seçimlere doğru, bir şahin yuvası görünümüne bürünmüş olması sizi yanıltmasın. Kurultaydaki bütün bu savaşkan mesajlar ve güçlülük teması, çıkış noktası kadar hedefini de terörle mücadelede buluyor. 11 Eylülün Amerikan psikolojisinde yarattığı asıl değişim, teröre, bir daha asla, o güneşli güz sabahındaki gibi "korunmasız yakalanmama" güdüsünün, diğer bütün ulusal hırsların ve heveslerin önüne geçmiş olması. Demokrat delegelerin isteği, El Kaidenin çökertildiğini görmek, yoksa yeni yeni cephelerde yeni yeni savaşlar açılması değil. Esasen, delegelerin yansıttığı birlik havasının geri planında, Kerry ile aralarındaki büyük uçurum var; bu uçurumun adı da, Irak. Her on Demokrat delegeden dokuzu, Irak Savaşına tümden karşı ve Amerikan askerlerinin derhal geri çekilmesinden yana.Oysa ilk başta, Senatoda Busha savaş yetkisi verilmesi yönünde oy kullanan, daha sonra ön seçimler sırasında, delegelerin nabzına göre şerbet verip 87 milyar dolarlık ek savaş bütçesine "Hayır" diyen, şimdilerde ise, bu ikinci oyunun mantığını, kamuoyu geneline açıklamakta zorlanan Kerrynin (ve ABD toplumunun genelinin) Irak Savaşına bakışı, delegelerinkinden epey farklı.Demokrat adayın, Bush yönetimine yönelik Irak eleştirisi, "Bu savaş hiç yapılmamalıydı" değil, "Bu savaş böyle yapılmamalıydı" noktasında.Kerry, Bushun BM denetçilerini beklemeden, müttefikleri ikna etmeden, elindeki istihbaratın güvenilirliğini yeterince sorgulamadan ve bazı bilgileri de abartılı yansıtarak Iraka saldırmasını eleştiriyor. Aynı şekilde, işgalin, Irak halkınca nasıl karşılanacağı iyi hesaplanmadan, barışın nasıl kurulacağı planlanmadan ve komutanların önerdiği birlik sayısının çok altında kalınarak başlatılmasını hatalı buluyor. Iraka ayrılan kaynakların, El Kaideyle mücadeleyi güçleştirdiğini savunuyor. Ancak bütün bu eleştiriler, Kerryi, "Irak Savaşı, Vietnam benzeri bir hata; çekileceğiz" noktasına getirmedi, getirmeyecek. 1969da, cepheden dönüşünde, Vietnam Savaşına karşı kampanyanın başını çekmiş olan Kerry, Irak konusunda, daha yoğun bir diplomatik çabanın ötesinde alternatif önermiyor.Demokrat aday, başkan olursa, Irakta NATOnun desteğini daha fazla almaya çalışacak. Beyaz Saraya kendisinin yerleşmesi halinde, Busha öfkeli Avrupa ve Ortadoğu liderleri ile halklarının, Irakta işbirliğine daha yatkın bir çizgiye geleceklerini umuyor. Esasen, Kerrynin, kurultay konuşmasında Irak konusuna ayrıntılı girmemesinin bir nedeni, söyleyebileceği tek şeyin, delegelerin gönlünden geçen "Askerlerimiz dönecek" sözü değil, "Bushun başlattığı işi, başkalarını daha fazla devreye sokmaya çalışarak bitireceğim. Ne kadar gerekirse, o kadar Irakta kalacağız" olması.Ancak delegelerle Kerry arasındaki bu Irak ayrışması, partiyi bölmüyor. Tersine, başta anlattığım Busha karşı birleşik cephe havası, delegelerin oybirliğiyle kabul ettiği Seçim Platformuna da yansıdı. "İyi niyetli insanlar, Amerikanın Irakta savaşa gitmesi konusunda farklı düşünebilirler" diyen Platform, bu farklı görüşlerin ayrıntısına girmeksizin, olası bir Demokrat yönetimin bu işi yarım bırakmayacağını ilan ediyor:"Irakın, teröristler için barınak ve Ortadoğuda istikrarsızlaştırıcı bir güç oluşturmaya mahkum zayıf bir devlet olarak kalmasına izin veremeyiz." ycongar@erols.com Irak ayrışması