Taşları yerinden oynatmak...

ABD Kongresi'nin ağır toplarından ve Rum lobisinin en etkin sözcülerinden sayılan Maryland Demokrat Senatörü Paul Sarbanes, TBMM heyeti ile görüşmesi sırasında sekizinci cumhurbaşkanı Turgut Özal'ı andı ve İbrahim Özal'a "Amcanız, zamanında bana 'Türkiye'nin önünü tıkayan en büyük taş Kıbrıs'tır' demişti" diye seslendi. Aile mesleği siyasetin 38 yaşındaki, elektrik mühendisliğinden gelme mensubunun yanıtı, Washington'daki bütün karar alıcıların Ankara'dan duymayı istediği türdendi: "İşte şimdi biz de, o taşı küçültmeyi umuyoruz."İbrahim Özal, Kıbrıs konusunda AKP liderlerinin de paylaştığı, ancak hükümet üyelerinin son dönemde dile getirmedikleri bir yaklaşımı Washigton'da birkaç ayrı ortamda tekrarladı.Bir toplantıda ABD Ulusal Güvenlik Konseyi ile Avrupa Birliği'nin Washington Temsilciliği'nden birer yetkili, birbirleri ardından Kıbrıs'ta çözüm ile Türkiye'nin AB üyeliği arasında teknik olarak bir koşulluluk ilişkisi olmasa da, siyasi bazda güçlü bir bağ olduğunu hatırlatınca, İbrahim Özal, "kişisel görüşü" olduğunun altını çizerek iki temel yaklaşım açıkladı.Birincisi, Türkiye ile AB arasındaki ilişki ne yönde gelişirse gelişsin, Kıbrıs'ta bir çözümün, Türkiye'nin AB kapısındaki konumundan bağımsız olarak ve daha fazla ertelenmeden sağlanması gerekliliği.İkincisi, Kıbrıs'ta çözüm konusunda, özellikle ve öncelikle, adalıların sesinin ve tercihlerinin belirleyici olması zorunluluğu.Bir ABD'li yetkilinin bize daha sonra, "Cesaretlendirici bulduk" diye yorumladığı bu yaklaşımların AKP hükümetinin politikasına dönüşebilmesi, Washington'ın dileği. Bush yönetimi, üçüncü Annan Planı'nı baz alacak bir çözümün mümkün ve son tahlilde sadece Kıbrıs Türkleri'nin değil, Türkiye'nin de çok yararına olacağına inanıyor.Bir yandan, KKTC halkının bu yılki seçimlerde, çözümden yana güçlü bir mesaj vereceğini uman ABD'li yetkililer, bir yandan da Kıbrıs'ta çözümü kolaylaştırıcı politikaların, Ankara - Washington ilişkilerine doğrudan ve çok olumlu etki yapacağını her fırsatta hatırlatıyorlar. Geçtiğimiz hafta Washington'da temaslar yapan TBMM heyetinde, gerek soyadı, gerekse açıkladığı görüşler itibariyle ABD'li muhataplarının en fazla ilgisini çekenlerden biri AKP'nin İstanbul Milletvekili İbrahim Özal'dı. Önemimizin kararı... Bush yönetiminin Türkiye politikasını birinci derecede belirleyen isimlerden biri, geçen hafta, Ankara'nın bu kararının ne anlama geldiğini çok çarpıcı ifadelerle anlattı.Yetkiliye göre, esas mesele, Türkiye'nin önümüzdeki bir yıl içinde, önündeki fırsatları iyi kullanıp kullanamayacağında, sorunları çözücü yönde kararlar alıp alamayacağında.Soruyu "ABD gözünde önemimiz azalıyor mu" diye sormanın ya da "Ne olursa olsun Türkiye'nin önemi kaybolmaz, ABD bizi gözden çıkaramaz" diye avunmanın anlamsızlığını ortaya koyan şu sözler önemli:"Türkiye'nin önemi her halükarda sürecektir. Bizim açımızdan mesele, Türkiye'nin öneminin, önündeki engelleri başarıyla aştığı ve fırsatları iyi değerlendirdiği için mi, yoksa bu engellere takıldığı ve fırsatları kaçırdığı için mi süreceğinde? Bu sorunun yanıtı bizce hala belli değil. Türkiye, ortak güvenlik sorunlarını birlikte aşabileceğimiz bir ülke mi, yoksa halinden sürekli kaygı duyduğumuz bir ülke mi olacak?"Bu sorunun ABD yetkilileri tarafından bugün soruluyor olması, Irak krizinin Washington'da yarattığı güvensizliğin, kolay aşılmayacağının göstergesi. Ancak meseleye "fırsatları kullanmak, engelleri aşmak" bazında baktığımızda, Bush yönetiminin kafasındaki soru işaretlerinin nasıl giderilebileceğinin somut ipuçlarını da görebiliyoruz. 1 Mart'taki tezkere şokunun sarsıntısını hala tam anlamıyla aşamamış olan Türk - Amerikan ilişkilerinin bundan sonra nasıl bir seyir izleyeceğinin yanıtını arayan herkes, Washington'daki yetkililerden aynı karşılığı alıyor: "Bunun kararı size ait." Washington'ın listesi... Bu temel beklentinin yanısıra Washington'ın son dönemde giderek daha vurgulu biçimde gündeme getirdiği açılım beklentilerini üç ana başlığa toplamak mümkün:"Kıbrıs, Ermenistan ve geniş kapsamı içinde Ortadoğu."Türkiye'nin, Kıbrıs'ta çözüm için elinden geleni yapmadığı inancı Brüksel ve Washington'da ortak. Kıbrıs'ın AB üyeliği bazında meseleye bakanlar, KKTC ve Türkiye'nin önünde, Mayıs 2004'te kapanacak bir fırsat penceresi görüyorlar. Gözler, Ankara'daki hükümetin taşları yerinden oynatıp oynatamayacağında...Benzer bir merak, Türkiye'nin Ermenistan politikası için de geçerli. Washington'ın son dönemde Türk yetkililere ısrarla ilettiği beklentisi, Ankara'nın Ermenistan'a yönelik yeni bir stratejik vizyon geliştirmesi ve bunun ilk göstergesi olarak da sınırı açması. Bu konuda, geçen hafta Washington'daki TBMM heyetine başkanlık eden AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Reha Denemeç'in "Ermenistan'la ilişkilerin normalleşmesi lazım. Ticaret bunda mutlaka önemli rol oynayacaktır" sözleri, ABD'li yetkililerce "umut verici" bulundu. Bu kapsamda konuşulan ve atılması halinde olumlu ses getirecek adımlardan biri de, Ani Antik Kenti'nin ziyarete açılması.Gelelim sınırları genişleyen Ortadoğu'ya...Bir yandan İsrail - Filistin barışı yönünde son bir haftanın getirdiği son derece önemli gelişmeler, bir yandan ABD'nin, Tahran başta olmak üzere bölge başkentlerinden teröre giden desteği durdurma kararlılığı... Gelişmelerin hızı ve yoğunluğu, Ankara'nın, Ortadoğu'yu gözünü kırpmadan izlemesini ve bölgede barıştan yana, teröre karşı somut ve tutarlı politikalarla sürekli devrede olması şart koşuyor. Yukarıda "Türkiye'nin önemi öyle mi sürecek, böyle mi" dediğini aktardığımız ABD'li yetkili, demokratik reformlar, Kıbrıs ve Ermenistan'ı içeren beklentiler listesini, "Stratejik ilişkimizi, bölgesel işbirliği bazında derinleştirebilecek miyiz" sorusuyla sürdürüyor, "Hem İsrail - Filistin barış çabasında, hem de 11 Eylül'ün belirlediği yeni gerçeklikler kapsamında, Büyük Ortadoğu'nun geleceği için işbirliği yapabilecek miyiz?"***23.06.2003 tarihli, "Tamirat başladı.." başlıklı yazımın ilk bölümünde, birTürk siyasetçisine atfen yer alan değerlendirmenin ilk cümlesi, "AKP hükümeti, hemen her alanda (askerin siyasi) nüfuzunu geriletme yolunda adım atıyor" olmalıyken, parantez içindeki bölüm eksik yazılmıştı. Düzeltir, özür dilerim. ycongar@erols.com ABD'li yetkililer, Türkiye'nin IMF destekli iktisadi reformları gevşetmemesi ve demokratikleşme adımlarını, alelacele çıkarılmış yasalarda bırakmayıp iyice sindirerek ve eksiltmeden hayata geçirmesine birinci derecede önem veriyorlar. İktisadi ve siyasi reform uygulamasının aksamaması, Türkiye'nin ayakta durabilmesi için "olmazsa olmaz" sayılıyor.