Tehlike çanları...

Tehlike çanları...


Washington’dan Ankara’ya bakanlar, bocalayan bir başkent görüyorlar. Bush yönetimi ve ABD Kongresi, Türkiye’nin Irak konusundaki ne yapacağını bilmez tutumundan rahatsız. IMF ise, ekonomide yapılanlar ve yapılmayanlar konusunda içten içe kaygılı.
Washington’dan Ankara’ya bakanlar, şizofren bir rejim görüyorlar; bu görüntü, onları da şizofren kılıyor. Bir yandan, ordu ile AKP arasındaki ilişkilerin ne denli hassas bir dengede olduğunu kavrıyorlar ve demokrasinin devamına duacılar. Ancak bir yandan da, Irak konusunda, Genelkurmay ve dışişleri bürokrasisine dert anlatabildiklerine, hükümete ise anlatamadıklarına kaniler. Öte yandan iş, Kıbrıs’a gelince, AKP hükümetinin çözüme yardımcı olabileceğini, askerlerle diplomatların ise bunu zorlaştırdığını düşünüyorlar.
Washington’dan Ankara’ya bakanlar, iki başlı bir hükümet görüyorlar. AKP lideri Tayyip Erdoğan ile Başbakan Abdullah Gül arasında, "taktik mi" yoksa "özlü mü" tam emin olmadıkları farklar seziyorlar ve AKP liderinin, Washington’da anlattıklarını samimi sayarak, diyorlar ki, "Erdoğan başbakan olsaydı, belki de, Irak ve Kıbrıs konusunda daha kararlı adımlar atabilirdi."
Washington’dan Ankara’ya bakanlar, "müttefik mi, münafık mı" diye sorduran tavırlar görüyorlar. 350 kişilik heyetle Bağdat’a giderken "Amacımız komşularımızla ticareti artırmak" diyebilen bir Devlet Bakanı’na öyle şaşırıyorlar ki, tam öfkelenemiyorlar bile. Saddam ile, bu aşamada, böyle bir muhabbete girebilen Ankara’nın, AB’deki en büyük destekçisi Londra’ya, "Irak’a karşı, size asla askeri kolaylık tanımayız" diye kestirip atmasını anlayamıyorlar bir türlü.

ABD’nin Irak harekatı için hazırlıkları hızlanıyor. Bush yönetimi, en geç ilkbahar başında, savaşa girişebilecek konuma gelmek için kolları sıvadı.
Önce askeri vaziyete bakalım:
Körfez’e yığınakta, Noel’den bu yana hızlanma var. Onbinlerce yedeksubay, üniformalarını giyip sivil hayatlarını "bilinmeyen bir süre için" terk etmeye hazırlanıyor. ABD ordusundaki dördüncü kuvveti oluşturan Deniz Piyadeleri’nin toplam nüfusunun yarıya yakını, Irak’a karşı sevkiyat emri aldı. Dört uçak gemisi Körfez’e yakın bekliyor, bin yataklı hastane gemisi yolda. Bombardıman uçakları, füzesavar bataryaları, tanklar, helikopterler bölgeye gidiyor.
Hazırlıklar, şu anda tümüyle Güney Cephesi’ne yönelik. Ankara’nın kararsızlığı, Kuzey Cephesi konusundaki belirsizliği devam ettiriyor. ABD, Türkiye’den alamadığı yanıtı, Arap ülkelerinden aldı. Yığınak, Kuveyt, Katar, Umman ağırlıklı sürüyor; Suudi Arabistan ve Ürdün de devrede. Bir Suudi generali, Irak’a karşı savaşta koordinasyon için, Amerikan Merkezi Kuvvetler Komutanlığı’nın Tampa’daki harekat üssüne gönderiliyor. Savaşın karargahı olarak belirlenen Katar’a, bin kadar askeri planlamacı gitti.
Ve siyasi hazırlıklar:
Bush yönetimi, geçen pazartesi, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Robert Pearson’ın da katıldığı bir toplantıda, Ankara’ya bastırmayı sürdürme, ancak Kuzey Cephesi açılmayacakmış gibi de hazırlanma kararı aldı. Irak’a karşı olası bir savaşın komutanlığını üstlenecek olan General Tommy Franks, çarşamba günü Beyaz Saray’da, Başkan Bush’a askeri hazırlıkların son durumunu anlattı. Bush, cuma günü, ABD’de yerleşik bazı Iraklı muhalifleri kabul etti ve Saddam sonrası için nasıl bir yönetim öngördüklerini uzun uzadıya dinledi. Bu toplantıya katılanlardan öğrendiğime göre, Bush, ABD askerinin Irak’ta fazla kalmayacağı, hedefin Bağdat’ta kitle imha silahlarından arındırılmış ve demokratik bir rejimi hayata geçirmek olduğu konusunda çok net konuştu.
Gelelim diplomasiye:
BM silah denetçilerinin başı Hans Blix’in, Güvenlik Konseyi’ne son açıklamaları, "kritik tarih" sayılan 27 Ocak’ta ne olabileceğinin ipucunu veriyor. Blix’in bu tarihte sunacağı yazılı raporda, Irak’ta kitle imha silahları "var" ya da "yok" diyememesi, Bağdat’ın kendileriyle yaptığı işbirliğini ne "çok iyi" ne "çok kötü" diye nitelemesi, ve denetimlerin sürmesini önermesi büyük olasılık.
Gerek bu beklenti, gerekse Türkiye’nin ayak sürümesi ve Londra dahil bazı müttefik başkentlerin "Acele etmeyelim" mesajları, olası Irak harekatı konusunda, Bush yönetimi içindeki fikir ayrılıklarını yeniden pekiştirdi. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, "27 Ocak, hiçbir şey olmadan gelip geçebilir de" derken, o tarihten sonra ille de savaş kararı alınmayabileceğini ima etti. ABD’li diplomatlar, biz gazetecilere ilk kez, "Savaş, 2003 sonbaharına kalabilir" dediler. Ancak şahin cephe, Irak’ın silah denetçileri ile tam bir işbirliği yapmadığı saptaması Güvenlik Konseyi’ne yazılı olarak aktarıldığı anda, savaşın başlama vuruşunun da gelebileceğini söylüyor.
ABD’nin ocak sonunda 100 bin, şubat sonunda ise en az 150 bin askerini bölgeye göndermiş olacağına dikkat çekenler de, "Böylesi bir yığınağı, Körfez’de aylarca bekletmenin insani ve ekonomik maliyetini, siyasi liderlerin göze alması çok zor" diyerek, "erken savaş yanlılarının ağır basabileceği" öngörüsünde bulunuyorlar.

Dönelim Türkiye’ye...
ABD ile yapacağı işbirliğinin boyutunu belirlemek için, "Hele 27 Ocak’ta ne olacağını bir görelim" diyen AKP hükümetinin, bu tarihte, BM’den istediği netlikte bir işaret alamaması yüksek olasılık. Kaldı ki Washington, Genelkurmay Başkanı General Richard Myers’ın ziyareti sırasında, Kuzey Cephesi konusunda nihai yanıt için bastıracak.
Ankara’nın önümüzdeki günlerdeki bir diğer önemli konuğu, IMF Başkan Yardımcısı Anne Krueger. SSK prim artışlarının finansal altyapısının zamanında nasıl sağlanabileceği ve 2003 bütçesinin tamamlanması ön planda. Krueger’in esas amacı ise, "Ankara’nın, niyeti konusunda soru işaretleri yaratan çelişkili açıklamalarına son vermesini sağlamak."
Gerek Bush yönetimi, gerekse IMF, halen AKP hükümeti ile işbirliğinin rayına oturacağı umudunda. Ancak Washington’dan bakanların Ankara’da gördüğü bocalamalar sürerse, Türkiye’nin, Batı ile ilişkilerinde çok pürüzlü bir döneme girebileceğini söyleyenler de var.
Jeopolitik konumumuza ve konjonktüre güvenip "Bizsiz yapamazlar, dışta bırakamazlar, desteklerini çekemezler" diye avunmayalım. Tehlike çanlarına kulak verelim.